وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٤٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَئِنْ | ve eğer |
|
| 2 | مَسَّتْهُمْ | onlara dokunsa |
|
| 3 | نَفْحَةٌ | bir esinti |
|
| 4 | مِنْ | -ndan |
|
| 5 | عَذَابِ | azabı- |
|
| 6 | رَبِّكَ | Rabbinin |
|
| 7 | لَيَقُولُنَّ | derler |
|
| 8 | يَا وَيْلَنَا | eyvah bize |
|
| 9 | إِنَّا | biz gerçekten |
|
| 10 | كُنَّا | olmuşuz |
|
| 11 | ظَالِمِينَ | zalimler |
|
وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ
وَ istînâfiyyedir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
إِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa “اِنْ ” kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil cümlesidir. مَسَّتْ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. تْ te’nis alametidir. هُمْ muttasıl zamir mefulün bih olarak mahallen mansubdur. نَفْحَةٌ fail olup damme ile merfûdur.
مِنْ عَذَابِ car mecruru نَفْحَةٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. رَبِّكَ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
يَقُولُنَّ fiili mahzuf ن' un sübutuyla merfû muzari fiildir. İki sakin bir araya geldiği için zamir olan cemi و' ı mahzuftur. Fiilinin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir.
يَا وَيْلَنَٓا cümlesi itiraziyyedir. يَا nida harfidir. Münada olan وَيْلَ muzâf olup, fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ’dir. يَقُولُنَّ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كُنَّا ’nın dahil olduğu isim cümlesi اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنَّا nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَا mütekellim zamiri كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. ظَالِم۪ينَ kelimesi كُنَّا ’nın haberi olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.
Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ ’nin haberinin ism-i fail kalıbında gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir. İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder.(Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delaleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)
ظَالِم۪ينَ ; sülâsî mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَ mahzuf kasem fiiline işaret eden lam-ı muvattie, إنْ şart harfidir. Mahzufla birlikte, kasem üslubunda gayrı talebî inşâ cümlesidir. Mahzuf kasemin cevabı şart üslubunda gelmiştir.
Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim hazfedilmiş, vurgu kasemin cevabına yapılmıştır.
Kasemle tekid edilmiş şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan لَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
إنْ şart harfi, maziyi muzariye çevirir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106)
عَذَابِ رَبِّكَ izafeti, Rab ismine muzâfun ileyh olması sebebiyle كَ zamirinin ait olduğu Hz. Peygambere şan ve şeref, yine Rab ismine muzâf olması dolayısıyla عَذَابِ ’ye tazim ifade etmiştir.
Mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rab lafzında tecrîd sanatı vardır.
مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ cümlesinde istiare sanatı vardır. نَفْحَةٌ kelimesi مَسَّ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Azaptan ufak bir etkinin, bir şahıs gibi gelecek olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Ayrıca ayette Allah tarafından olması onun korkunçluğuna, azabın ne kadar yoğun olduğuna ve şiddetine delalet eder. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
نَفْحَةٌ ‘deki nekrelik, kıllet ve tazim ifade eder.
Şartın cevabı, arkasından gelen kasemin cevabı delaletiyle hazfedilmiştir. Mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ cümlesi, mukadder kasemin cevabıdır. Kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
يَقُولُنَّ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا وَيْلَنَٓا cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümle beddua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
يَا وَيْلَنَٓا cümlesinin itiraziyye olması da caizdir. O takdirde يَا tenbih, وَيْلَ mahzuf fiilin mef'ûlu mutlakıdır.
وَيْلَ , elem verici azaptır, şerlerin en kötüsüdür. Tahkir ifade eder.
Nidanın cevabı olan اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ‘nin haberi olan كُنَّا ظَالِم۪ينَ cümlesi, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin haberi olan ظَالِم۪ينَ ’nin, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
Kâfirlerin, pişmanlıklarını ifade ederken kullandıkları üslup, pişmanlık derecelerini göstermek bakımından dikkate değerdir. Cümlenin müsnedine كَانَ ’yi dahil etmeleri, mütekellim zamirini tekrarlamaları, kendi kendilerine beddua etmeleri bunun delilidir.
Kendilerini zalim diye nitelemeleri, وَيْلَ ’le (kendilerine beddua etmekle) uyumlu olmuştur.
Bu ayette الظُّلْمُ ile şirk kastedilmektedir. Çünkü şirk koştukları kendilerine malumdur ama kendilerine azabtan bir esinti dokunması kendilerince malum değildir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
يَا وَيْلَنَا [ey veylimiz]. Veyl, ‘hüzn, azap ve helak’ demektir. يَا وَيْلَنَا [ey veylimiz] ibaresi, helak ve azaba seslendiklerini ifade eder. Yani, “ey azabımız, ey helakımız, gel artık, senin vaktin geldi” diye nida ediyorlar demektir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.246)
Keşşâf sahibi şöyle der: Ayetteki مَسَّتْهُمْ ve نَفْحَةٌ lafızlarında üç çeşit tekid vardır: مَسَّ lafzının kullanılmış olması, نَفْحَةٌ lafzındaki “azlık” manası. Ayette نَفْحَةٌ lafzının, ism-i merre (bir kerre) vezni ile kullanılmasıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu ayet-i kerîmede görüldüğü gibi نَفْحَةٌ kelimesi taklîl ifade etmek üzere nekre gelmiştir. Yani O’nun azabından cılız, zayıf bir nefha bile dokunsa; bu çok büyük bir azaptır manasını taşır. Tabi burada tehekküm ve alay ifadesi de vardır. Çünkü نَفْحَةٌ kelimesi güzel, temiz şeyler için de kullanılabilir. Burada tahakkümî istiare yoluyla şer manasında kullanılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Zemahşerî bu ayetin tefsirinde مَسَّتْهُمْ [dokunsa] ve نَفْحَةٌ [bir esinti] kelimelerinin anlamı nasıl zirveye taşıdığı üzerinde durur. Böylece insanın küçücük (ez-Zemahşerî نَفْحَةٌ kelimesinde, azlık, bir defalık ve düşük yoğunluk olmak üzere üç yönlü mübalağa olduğunu kaydeder) bir zorlanmada bile suçunu itiraf edeceği vurgulanmaktadır. Ayet insanın ilâhi kudret karşısındaki çaresizliğini belirterek güçlü bir sakındırma öğesi de taşımaktadır. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)