Neml Sûresi 58. Ayet

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَراًۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ۟  ٥٨

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kötüydü!
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَمْطَرْنَا ve yağdırdık م ط ر
2 عَلَيْهِمْ üzerlerine
3 مَطَرًا yağmur م ط ر
4 فَسَاءَ ne kötü oldu س و ا
5 مَطَرُ yağmur م ط ر
6 الْمُنْذَرِينَ uyarılanlara ن ذ ر
 

Semûd kavmi ve Sâlih peygamber hakkında daha önce ilgili yerlerde bilgi verilmişti (bk. A‘râf 7/73-79; Hûd 11/61-68; Şuarâ 26/141-159). Müfessirler, 45. âyette birbiriyle çekiştiği bildirilen iki gruptan birinin Sâlih peygambere iman eden güçsüzler ve zayıflar, diğerinin ise ona inanmayan güçlü, mağrur kimseler olduğunu belirtmişlerdir (bk. Taberî, XIX, 170; ayrıca krş. A‘râf 7/75). 48. âyette geçen şehirden maksat Hz. Sâlih’in yaşadığı ve peygamber olarak görev yaptığı Hicr şehridir (bk. Hicr 15/80; Taberî, XIX, 172). Bu şehirdeki dokuz elebaşından oluşan bir grup, geceleyin bir baskınla, uğursuz saydıkları Sâlih aleyhisselâm ve ailesini öldürüp yok etmeyi (peygamber ve ona inananların inkârcılar tarafından uğursuz sayılması hakkında bk. A‘râf 7/131); kan davasında bulunacak olan akrabasına da, “Biz Sâlih ailesinin yok edilişi sırasında orada değildik” veya farklı kıraate göre, “Onun ailesini kimin öldürdüğünü görmedik” demeyi planlamıştır. Onlar bu planları kurarlarken Sâlih kendisine inananlarla birlikte yurdu terkedip kurtulmuş, Semûd kavmi ise şiddetli bir depremle yok olup gitmiştir (bk. A‘râf 7/78; Hûd 11/66-67).

Bu kıssada Hz. Peygamber için bir teselli, Kureyş müşrikleri için de bir ikaz vardır. Çünkü Semûd kavminin Sâlih peygamber hakkında düşündüklerinin aynını, Kureyşliler Hz. Peygamber hakkında düşünmüşler ve onu yok etme teşebbüsünde bulunmuşlardır (bilgi için bk. Enfâl 8/30).

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 197-198
 

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَراًۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَمْطَرْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِمْ  car mecruru  اَمْطَرْنَا  fiiline mütealliktir.  مَطَراًۚ  mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.

Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:

1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak  فَعْلَةً  vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَمْطَرْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi مَطَر ’dır.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de  fiilin mücerret manasını ifade eder.  

فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ۟

 

Fiil cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir.  سَٓاءَ  zem anlamı taşıyan camid fildir. مَطَرُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُنْذَر۪ينَ  muzâfun ileyh olup, cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. سَٓاءَ  fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri, مطرهم (onların yağmuru) ’dur.

Zem fiili; bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut  مَا  ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır: 1. Failinin  ال ’lı İsme Muzaf Olarak Gelmesi   2. سَاءَ ’nin Temyiz Alması. 3. سَاءَ  Fiilinin  مَا  Harfi ile Gelmesi   (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُنْذَر۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.

 

 

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَراًۚ 

 

Ayet atıf harfi  وَ‘la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Mef’ûlü mutlak olan  مَطَراً  cümleyi tekid etmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَلَيْهِمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.

اَمْطَرْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

اَمْطَرْنَا - مَطَراً  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

المَطَرُ : Yeryüzüne bulutlardan düşen sudur. الإمْطارُ : Yağmurun yağmasıdır. Bu manada  أمْطَرَتِ السَّماءُ “Sema yağmur yağdırdı” denir. Onlara isabet eden taş, yağmur olarak isimlendirilmiştir. Çünkü o üzerlerine havadan iner. Bunun depremlerin tetiklediği volkanlardan çıkan mermiler olduğu söylenmiştir. Bu teşbih-i beliğdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuara/173) 

مطر : Yağmur. Kur’an’da 5 kere geçmiş, hepsinde olumsuz manada gelmiştir. ( A’râf 7/84, Furkân 25/40, Şuarâ 26/173, Neml 27/58, Nisâ 4/102.) 

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَراً [Onların üzerine yağmur yağdırdık.] Kur’an’da  مَطَراً  kelimesi her zaman bir belayı çağrıştırır şekilde kullanılmıştır. Aslında yağmur demektir. Normal bir yağmur manasında hep  غيث  kelimesi kullanılmıştır. Yağmur anlamındaki  ودق , rahmet, su kelimeleri de kullanılmıştır. Burada yağmur için  أنزل  fiili değil, اَمْطَرْ  fiili kullanılmış, böylece mef’ûlü, mefulü mutlak olmuştur. Türkçemizde kullandığımız matara kelimesi bu kökten gelir. Daha fazla bilgi için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/1522/CokYor/10153/Mete-Firidin/Kuranda-Yagis-Kelimeleri


 فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ۟

 

Ayetin ikinci cümlesindeki  فَ  istînâfiyyedir. Gayrı talebî inşâî isnaddır.  سَٓاءَ , zem anlamı taşıyan camid fiildir. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Zem fiili  سَٓاءَ ’in mahsusu, mahzuftur. Takdiri;  مطرهم (onların yağmuru) ’dur.

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacıyla müsnedün ileyh  مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ۟ , izafet formunda gelmiştir.

فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ۟  ibaresinde istiare sanatı vardır. Bu ifadede  مَطَرَ , helak için müstear olmuştur. Onların başına gelen felaket yağmura benzetilmiştir. Çünkü ifadede  السَّوْءِ , yağmura nispet edilmiştir. Kastedilen, yağmurun bütün yerleşme alanını ıslatması gibi felaketin de yaşayan halkı tamamen etkilemesidir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

مَطَرُ  kelimesinin ayette üç kere tekrarlanması, dikkatleri bu kelimeye çekerek önemini vurgulamak ve korkuyu artırmak içindir.

اَمْطَرْنَا - مَطَراًۚ - مَطَرُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bu ayetle, bu suredeki kıssa anlatımları son bulmuştur.  

“Gerçekten berbattı!” anlamındaki  فَسَٓاءَ  fiilinin faili  مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ (uyarılanların yağmuru) olup, uyarılanlar derken malum bir kavmi kastetmemektedir; çünkü lam-ı tarif cins ifade etmektedir. Zemmin asıl muhatabı hazf edilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl, Şuara Suresi 173)

Bu ayet Şuara Suresi 173. ayetle aynıdır. Böyle cümleler çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Böyle tekrarlanan kelimeler, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Fussilet  Suresi 44, C. 2, s. 189)