A'râf Sûresi 69. Ayet

اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْۜ وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَـفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَصْۣـطَةًۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ  ٦٩

“Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir (vahy ve öğüt) gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, Allah sizi Nûh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَوَعَجِبْتُمْ şaştınız mı? ع ج ب
2 أَنْ
3 جَاءَكُمْ size gelmesine ج ي ا
4 ذِكْرٌ bir Zikir ذ ك ر
5 مِنْ tarafından
6 رَبِّكُمْ Rabbiniz ر ب ب
7 عَلَىٰ aracılığı ile
8 رَجُلٍ bir adam ر ج ل
9 مِنْكُمْ içinizden
10 لِيُنْذِرَكُمْ sizi uyarması için ن ذ ر
11 وَاذْكُرُوا düşünün ki ذ ك ر
12 إِذْ ne zaman ki
13 جَعَلَكُمْ sizi yaptı ج ع ل
14 خُلَفَاءَ hakimler خ ل ف
15 مِنْ
16 بَعْدِ sonra ب ع د
17 قَوْمِ kavminden ق و م
18 نُوحٍ Nuh
19 وَزَادَكُمْ ve size verdi ز ي د
20 فِي
21 الْخَلْقِ yaratılışta خ ل ق
22 بَسْطَةً üstünlük, güç ب س ط
23 فَاذْكُرُوا hatırlayın ki ذ ك ر
24 الَاءَ ni’metlerini ا ل و
25 اللَّهِ Allah’ın
26 لَعَلَّكُمْ umulur ki
27 تُفْلِحُونَ başarıya erersiniz ف ل ح
 
عجب Acebe : عَجَبٌ ve تَعَجُّبٌ bir şeyin sebebini bilmediği zaman insana ârız olan haldir. Bu yüzden Allah’a taaccüb isnad edilmesi doğru değildir. Zira o bütün gaybları bilendir. Fiil olarak عَجَبَ şaştı- hayret etti manasında kullanılılr. Bu kavram kimi zaman istiare yoluyla hayranlık uyandıran, sevindiren ya da memnun eden şeyle ilgili de kullanılır ve ‘şöyle bir şey beni hayrete düşürdü ve bende hayranlık uyandırdı’ denir; وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا Bakara, 2/204. Yine burada müstear olarak inkar etti manasında da kullanılmıştır; قَالُٓوا اَتَعْجَب۪ينَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ Hud, 11/73 Kuran-ı Kerim’de her üç manada da zikredilmiştir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 27 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri acayip, acaba, taaccüp ve ucûbedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 
 

اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْۜ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. وَ  atıf harfidir.  Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَجِبْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mahzuf  مِنْ  harfi ceri ile  عَجِبْتُمْ  fiiline mütealliktir. 

اَنْ  masdariyyedir. جَٓاءَكُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ذِكْرٌ  fail olup damme ile merfûdur. مِنْ رَبِّكُمْ  car mecruru ذِكْرٌ ‘ un mahzuf sıfatına mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

عَلٰى رَجُلٍ  car mecruru  ذِكْرٌ ‘un mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir. مِنْكُمْ  car mecruru  رَجُلٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. 

لِ  harfi  يُنْذِرَكُمْ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle  جَٓاءَكُمْ  fiiline mütealliktir. 

يُنْذِرَكُمْ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih  olarak mahallen mansubdur.

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُنْذِرَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نذر ’dir. 

İf’al babı fiile ta’diye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


  وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَـفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَصْۣـطَةًۚ 

 

Cümle, atıf harfi  وَ  ile mukadder müstenefe cümlesine matuftur. Takdiri;  لا تعجبوا أو تدبروا أمركم واذكروا (Şaşırmayın veya bu durumu düşünmeyin, zikredin.) şeklindedir.

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. اذْكُرُٓو  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِذْ  zaman zarfı  اذْكُرُٓوا  fiiline mütealliktir. جَعَلَكُمْ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

جَعَلَكُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. خُلَـفَٓاءَ  ikinci mef’ûlun bih olup,  فعلاء  vezninden gayri munsarif olduğu için tenvin almamıştır.

مِنْ بَعْدِ  car mecruru  خُلَـفَٓاءَ  ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. قَوْمِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. نُوحٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.   

وَ  atıf harfidir.  زَادَكُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي الْخَلْقِ  car mecruru  زَادَكُمْ  fiiline mütealliktir. بَصْۣـطَةً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Gayr-ı munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayr-ı munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayr-ı munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir.

Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir:

1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek  

2. Bir halden başka bir hale geçmek 

3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır.

a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.

b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder.

c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.

d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ


فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن عرفتم فضل الله عليكم فاذكروا آلاء الله  (Allah’ın sizin üzerinizdeki fazlını anladıysanız Allah’ın nimetlerini düşünün.) şeklindedir.

اذْكُرُٓوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اٰلَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

كُمْ  muttasıl zamir  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تُفْلِحُونَ  cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تُفْلِحُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُفْلِحُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  فلح ’dir.

 

اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْۜ

 

Ayet, takdiri …  أكذبتم  (Yalanlıyor musunuz?) olan mukadder istînâfa  وَ  ile atfedilmiştir. Hemze inkarî istifham harfidir. Ayet, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen mana itibariyle taaccüb ve kınama yani akıldan yoksun bir iş üzere olduklarını bildirme kastı taşıdığından terkip, mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

اَوَعَجِبْتُمْ  [... mi şaşırıyorsunuz?] ifadesindeki hemze yadırgama anlamı taşır;  وَ  ise atıf harfidir. Kendisine atıf yapılmış olan kelime hazf edilmiştir; sanki, أكذبتم وعجبتم (…mi yalanlıyor ve şaşırıyorsunuz?) denilmektedir. 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْۜ  cümlesi, masdar tevilinde takdir edilen  بِ  harfiyle birlikte  عَجِبْتُمْ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

جَٓاءَ  fiilinin  ذِكْرٌ ‘ ya nisbet edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan gelme fiili zikre isnad edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır. Zikrin gelmesi ifadesi sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

عَلٰى رَجُلٍ  ibaresindeki istila manası taşıyan  عَلَيْ  harfinde istiare vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Zikir, رَجُلٍ ‘i kaplamış gibi ifade edilmiştir. رَجُلٍ , binek yerine konmuştur. Sanki o kişinin üzerine binmiş, kontrol onun elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّكُمْ  izafetinde Rab isminin inanmayanlara ait zamire muzâf olmasında, Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır.

ذِكْرٌ  ve  رَجُلٍ  kelimelerinin nekre gelişi neviyyet içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيُنْذِرَكُمْ  cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle  جَٓاءَكُمْ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu cümle, 63. ayettekinin tekrarıdır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

ْاَنْ جَٓاءَكُمْ  ifadesi,  مِنْ اَنْ جَٓاءَكُمْ  (size gelmiş olmasına) anlamındadır. ذِكْرٌ  öğüt demektir. (Rabbinizden, aranızdan bir adama) yani içinizden bir kişinin diliyle.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’ t -Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


 وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَـفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَصْۣـطَةًۚ

 

Cümle, takdiri  لا تعجبوا (Şaşırmayın) olan istînâfa  وَ ’la atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Şarttan mücerret  اِذْ  zaman zarfı,  اذْكُرُٓوا  fiilinin mef’ûlü konumundadır.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  جَعَلَكُمْ خُلَـفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ  cümlesi  اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Zaman ismi olan  إذ ’ in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr, Hac/26)

Aynı üslupta gelen  وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَصْۣـطَةً  cümlesi … جَعَلَكُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  فِي الْخَلْقِ , ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  بَصْۣـطَةً  kelimesindeki nekrelik nev, kesret ve tazim içindir.

فِي الْخَلْقِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen  الْخَلْقِ , mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf,  عَلَيْ  yerine kullanılmıştır. Çünkü yaradılış, zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

جَعَلَكُمْ - الْخَلْقِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

(Evet, Allah’ın) sizi halef/halife kılması, fiziğinizi daha üstün yapması ve bu ikisine benzer nimetlerini minnetle yâd edin ki felâha eresiniz. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

Hak Teâlâ'nın Hud (a.s)'dan naklen, وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَـفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ [Düşünün ki O sizi, Nuh kavminden sonra hükümdarlar yaptı] şeklindeki sözünde Hud (a.s)’ın maksadı, rağbeti ve sevgiyi gerektiren, nefreti ve düşmanlığı kaldıran büyük nimetleri hatırlatmaktır. (Fahreddîn er- Râzi, Mefâtîhu’l-Gayb)


 فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkipte  فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap cümlesi olan  فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Takdiri, …  إن عرفتم فضل الله عليكم  (Allah’ın sizin üzerinizdeki fazlını anladıysanız) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Ayetin başında zikredilen Rab isminden sonra zamir yerine zahir isim olarak lafza-i celâlin gelmesi, azamet ve heybeti artırmak, emre itaati kuvvetlendirmek, zihne yerleştirmek içindir. Bu geçişte ıtnâb ve iltifat sanatları vardır.

Veciz ifade kastına matuf  اٰلَٓاءَ اللّٰهِۜ  izafetinde Allah ismine muzâf olan  اٰلَٓاءَ , şan ve şeref kazanmıştır.

اذْكُرُٓوا  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

ذِكْرٌ - وَاذْكُرُٓوا - فَاذْكُرُٓوا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.


لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

 

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.

لَعَلَّ ’nin haberi olan  تُفْلِحُونَ ’nin muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

لَعَلَّ  edatı terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub;  “ لَعَلَّ  kelimesi ‘için’ manasındadır.” demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. El-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Doktora Tezi, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)

Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki  لَعَلَّ (umulur ki) harfinin  لَ  manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)

Ayet teracci/umut ifade etmektedir. Bu da kurtuluşu ve başarıyı elde etmek için ayette istenilen sabretme ve kenetlenme emirlerine uyulması durumunda olacağının işaretidir. (Şeyma Çetinkaya, Kur’an-ı Kerimde Cihad Kavramı “Meâni İlmi Açısından Semantik Bir İnceleme”)