عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَۙ ١٩٤
عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَۙ
عَلٰى قَلْبِكَ car mecruru önceki ayette geçen نَزَلَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لِ harfi, تَكُونَ fiilini gizli اَنْ ile nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. Ta’liliyyedir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle نَزَلَ fiiline mütealliktir.
İsim cümlesidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri أنت ‘dir. مِنَ الْمُنْذِر۪ينَ car mecruru تَكُونَ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُنْذِر۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَۙ
Önceki ayetin devamı olan bu ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Car mecrur عَلٰى قَلْبِكَ , önceki ayetteki نَزَلَ fiiline mütealliktir.
Veciz ifade kastına matuf قَلْبِكَ izafetinde Hz. Peygambere aid zamire muzaf olan قَلْبِ , şan ve şeref kazanmıştır.
عَلٰى قَلْبِكَ ifadesindeki istila manası taşıyan عَلٰى harfinde istiare sanatı vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. عَلٰى , nuzulün istikrar ve sağlamlığı için müstear olmuştur. İndirilenler, sanki Hz. Peygamberin kalbini tamamen kaplamış, kontrol onun elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَ cümlesine dahil olan لِ , sebep bildiren, masdar harfi, lam-ı ta’lildir. Muzariyi gizli ان ’le nasb etmiştir. لِ ve akabindeki لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَ cümlesi, masdar tevilinde, نَزَلَ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur مِنَ الْمُنْذِر۪ينَ ’nin müteallakı olan haber mahzuftur.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Kalp kelimesiyle eğer ruh murad edildiyse mesele yoktur. Eğer belli organ (yürek) murad edildiyse özellikle zikretmesi şunun içindir: Ruhla ilgili manalar önce ruha iner sonra da ondan kalbe intikal eder; zira aralarında ilişki vardır. Sonra da ondan dimağa yükselir, tahayyül edilen levha ona nakş olur. Ruh Cebraîl (a.s)'dır; çünkü o Allah'ın vahyi konusunda güvenilirdir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Cenab-ı Hakk'ın لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَۙ [İnzar edicilerden olasın diye] ifadesinde, inzarın içine ilim ve amel namına ne varsa her şeye davet etme ile her türlü çirkinden men etme dahildir. Çünkü bu iki hususun tamamında ilâhi azaptan korkma vardır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cenab-ı Hak her ne kadar Cebrail (a.s)'ı Hz. Muhammed (s.a.v)'e indirmiş ise de indirilen o şeyin peygamber tarafından hıfz edilmiş olduğunu ve onun kalbinde, değişmeyecek ve değiştirilemeyecek biçimde yer ettiğini tekid etmek için ".. .kalbine..." demiştir. Cenab-ı Hak bu hususu, maksadının da bu olduğunu beyan ettiği gibi Hz. Peygamber (s.a.v)'dan südur edecek olan inzar ile de tekid etmiştir. İşte bundan ötürü, [İnzar edicilerden olasın diye…] buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)