اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنَّن۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ ٢
اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ
Fiil cümlesidir. اَنْ masdariyye veya tefsiriyyedir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mahzuf بُ harf-i ceri ile فُصِّلَتْ fiiline mütealliktir.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعْبُدُٓوا fiili ن ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. اللّٰهَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اِنَّن۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. Sonundaki نِ vikayedir. لَكُمْ car mecruru نَذ۪يرٌ ‘e mütealliktir. مِنْهُ car mecruru نَذ۪يرٌ ‘ e mütealliktir. نَذ۪يرٌ kelimesi اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. نَذ۪يرٌ atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur.
نَذ۪يرٌ - بَش۪يرٌ kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ
Ayet, önceki ayetin devamıdır. Masdar harfi اَنْ ve akabindeki menfi muzari fiil sıygasında لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَ cümlesi, masdar tevilinde olup takdir edilen بَ harfiyle فُصِّلَتْ fiiline mütealliktir. Nehiy harfi لا ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan kasrla tekid edilmiş masdar-ı müevvel cümlesi, muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
اَلَّا edatı, اَنْ ve lâm-ı nafiyenin birleşmesiyle oluşmuş harftir. Olumsuzluk bildiren لا ile istisna harfi اِلَّا , birlikte kasr ifade ederler. Bu ifadenin manası, “Allah’tan başkasına ibadeti yasaklayıp sadece Allah’a ibadeti emretmek” olur. Kasr fiil ve mef’ûl arasında, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Fiil, mef’ûle kasredilmiştir. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani, bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
اِنَّن۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ
Beyânî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
إني yerine إنٌني gelmiştir. إني de gelebilirdi. Kelimedeki harf sayısı artınca tekid de artar.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isim cümlesi ve ibtidâ lamı olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَكُمْ ve مِنْهُ car-mecrurları önemine binaen amili olan نَذ۪يرٌ ’a takdim edilmiştir.
بَش۪يرٌۙ haber olan نَذ۪يرٌ ‘a atfedilmiştir. Cihet-i camia tezattır.
Müsned olan نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ kelimeleri ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بَش۪يرٌ ve نَذ۪يرٌ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve muvazene sanatları vardır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Cümlede cem' ma’at-taksim sanatı vardır. Müjdeleyici ve uyarıcı olma özelliği, ben zamirinde cem’ edilmiştir.
Bu ayette “Ben size, O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim” şeklindeki itiraz cümlesiyle peygamberin uyarıcı ve müjdeleyici olduğu ifade edilerek tenbih ve uyarıda bulunulmuştur.
مِنْهُ kelimesindeki zamir, daha önce geçmiş olan حَك۪يمٍ ve خَب۪يرٍ lafızlarına racidir. Dolayısıyla mana, “Ben sizin için, O Hakîm ve Habîr (Allah) tarafından gönderilmiş bir nezir ve bir beşirim” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Peygamber Efendimizin uyarıcı olma vasfı müjdeleme vasfından önce zikredilmiştir.
Burada ”uyarıcılık özelliği öne alınmıştır. Çünkü korkutmak daha önemlidir. Şüphesiz günah ve inkâr pisliklerinden arınmak, sevap ve iman meziyetleriyle süslenmekten önce gelir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)