اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْـكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِـوَجا۔ًۜ ١
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْـكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِـوَجا۔ًۜ
İsim cümlesidir. ٱلۡحَمۡدُ mübteda olup damme ile merfûdur. لِلَّهِ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
ٱلَّذِیۤ müfred müzekker has ism-i mevsûl لِلّٰهِ lafza-i celâlin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası أَنزَلَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
أَنزَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَلَىٰ عَبۡدِهِ car mecruru أَنزَلَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ٱلۡكِتَـٰبَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمۡ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
یَجۡعَل sükun ile meczum muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. لَّهُ car mecruru یَجۡعَل fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlun bihine mütealliktir. عِوَجَا birinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
أَنزَلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْـكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِـوَجا۔ًۜ
Ayet, ibtidaiyye olarak fasılla gelmiştir.
Sure ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ile başlayan beş sureden biridir. Bu sureler Fatiha, Enam, Kehf, Sebe ve Fatır Sureleridir. Bu başlangıç Allah'a olan kulluğu, O’nun nimetlerini ve fazlını itiraf etmeyi, O’nu yüceltmeyi ve O’nun mükemmelliği ve azametini itiraf etmeyi içeren bir başlangıçtır. Surenin başı Allah'a hamd ve müminlere müjde, müşriklere uyarı içermektedir. Surenin etrafında döndüğü konu budur. (Awel Ahmade Geletu, İsra Ve Kehf Surelerinin Meânî İlmi Açısından Tahlili)
Kur'ân surelerinin ilk ayetleri surenin içeriğiyle olan anlam bağlantısı yönüyle berâat-i istihlâl sanatının en güzel örnekleridir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car-mecrur لِلّٰهِ , mahzuf habere mütealliktir. اَلْحَمْدُ müsnedün ileyhtir. Müsnedün ileyhin cins ifade eden ٱلۡ takısıyla gelmesi kasr ifade etmiştir.
İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. اَلْحَمْدُ , maksur/mevsûf, لِلّٰهِ , maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Şuarâ/113)
İsim cümlesinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meani İlmi)
Has ism-i mevsûl الَّذ۪ي , lafza-i celâl için sıfattır. Sıfatlar anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Mevsûlün sıla cümlesi olan أَنزَلَ عَلَىٰ عَبۡدِهِ ٱلۡكِتَـٰبَ , müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَىٰ عَبۡدِهِ car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan ٱلۡكِتَـٰبَ ’ye takdim edilmiştir.
عَبۡدِهِ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan عَبْدِ şan ve şeref kazanmıştır.
عَبۡدِ , Hz. Peygamberden kinayedir.
Ayetin başlangıcında geçen ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ifadesindeki “lam” harfi, istihkak ifade eder. “Her türlü övme, sena ve şükre müstehak olan sadece Allah'tır.” anlamına gelir. Çünkü her şey O'nun verdiği nimetlerdir. O'ndan başka nimet verecek olan yoktur. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
Mütekellim Allah Teâlâ’dır. Bütün övgüler o Allah'a mahsustur ki kulu Muhammed'e (s.a.v) bu mükemmel Kitabı Kur'an'ı indirmiştir. Bu, öyle bir kitaptır ki kemâl vasfıyla vasıflandırılmaya bile ihtiyacı yoktur. O, bütün semavî kitaplar arasında el-Kitâb olarak meşhurdur ve bu ismin kendisine tahsis edilmesine de layıktır. Burada Kitap, Kur'an’ın tamamından yahut o zamana değin nazil olan bölümlerden ibarettir.
Peygamberimizin (s.a.v), Allah'ın kulu olarak ifade edilmesi, onun, kulluğun en yüce mertebesine eriştiğini bildirmek, kendisini şereflendirmek içindir. Bir de Hristiyanların Hz. İsa (a.s) hakkındaki iddialarının aksine, elçinin, kendisini gönderenin kulu olması gerektiğini zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Tesbih, işin başıdır. Çünkü tesbih, Allah'ı, O'na yakışmayan şeylerden tenzih etmek olup O'nun, zatı bakımından mükemmel olduğuna işarettir. Hamd ise Cenab-ı Hakk'ın başkasını kemâle erdirmesinden ibarettir. İşin başında O'nun zatı bakımından mükemmel olduğunda, işin sonunda da O'nun başkasını kemâle erdirdiğinde şüphe yoktur. Binaenaleyh tesbih makamının başlangıç, tahmid (hamd) makamının sonuç olduğuna dikkat çekmek için zikirde önce سبحان الله denir, sonra الحمد لله denir. Bunu iyice kavradığında biz deriz ki: İsra hadisesinde tesbihi, Kur'an'ın indirilmesi hadisesinde de hamdi zikretmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَلَمۡ یَجۡعَل لَّهُۥ عِوَجَا cümlesinde, وَ itiraziyyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbdır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi)
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. İki mef’ûle müteaddi olan یَجۡعَل fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlüne müteallik لَهُ car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Birinci mef’ûl olan عِوَجَا ’deki nekrelik, umum ve nev ifade eder. Nefy siyakında nekre selbin umum ve şumulüne işarettir.
Cümlenin hal ya da sılaya matuf olduğu da söylenmiştir.
عِوَج الكتاب ifadesinde istiare vardır. Çünkü gerçek anlamıyla eğrilik العوج , dikilmesi-eğilmesi, eğrilmesi-doğrulması mümkün olan şeyler hakkında doğru olur. Bu ise kelamın değil, cisimlerin özelliklerindendir. Bu sebeple biz diyoruz ki:- Allahu a’lem- Kur'an’ın kendisinde hiçbir eğrilik bulunmayıp dosdoğru olmakla nitelenmesi, manalarında tutarsızlığın; üslup, konu, konum ve kurgularında çelişkinin bulunmaması, daima doğru, açık yol ve yöntemden sapmaması cihetiyledir. (Şerîf er-Radî, Kur'an Mecazları)
Kur'an okurken “eğrilik” anlamındaki عِوَجَا kelimesi üzerinde sekte yapılır. Sekte, tatlı bir şekilde okuyuşa ara verip nefesi kesmektir. Bunun yapılmasının sebebi, kendisinden sonra gelen kelimenin sıfat olarak algılanmamasıdır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)