اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١١
اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
اَلَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl, önceki ayetteki الْوَارِثُونَ ‘nin sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. يَرِثُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو 'dir. الْفِرْدَوْسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ cümlesi, mef’ûlun veya failin hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru خَالِدُونَ 'ye mütealliktir. خَالِدُونَ mübtedanın haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. Ayette isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
خَالِدُونَ ; sülâsî mücerredi خلد olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
Önceki ayette الْوَارِثُونَ için sıfat konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl اَلَّذ۪ينَ , bahsi geçenleri tazim ve sonraki habere dikkat çekmek için gelmiştir. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Sılası olan يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müminlerin neye varis olduklarını açıklayan bu ayet, ibhamdan sonra izah babında ıtnâbdır.
هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ cümlesi, يَرِثُونَ ‘nin failinden veya mef’ûlünden hal-i müekkide olarak ıtnâbtır. Cümlenin manası onsuz da anlaşılan müekked hal, anlamı tekid etmek amacını güder. Hal cümlesinin و ’sız gelmesi, onların cennette kalışlarının, hal-i müekkide olduğunu ifade eder. Yani bu onların sabit bir vasfıdır.
Sahibinden ayrılmayan sabit bir vasıf kastedildiği, mesela: هذا اخوك عطوف “Bu, çok şefkatli kardeşindir.” cümlesinde olduğu gibi uzunluk, kısalık, esmerlik, sarışınlık vs. sabit vasıfların ifade edildiği hal cümleleri böyledir. Bunlar her zaman و ‘sız gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur ف۪يهَا , amili olan خَالِدُونَ ‘ye ihtimam için takdim edilmiştir.
خَالِدُونَ lafzı, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
خَالِدُونَ , aslında uzun bir zaman dilimi demektir ama daha çok, çokluktan kinaye olarak “kalıcı” anlamında kullanılır. Bu kalıp da onun bu anlamını pekiştirmektedir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Birinci ayetten itibaren, cennete girecek müminlerde olması gereken özelliklerin, namaz ve zekât ibadetlerini yerine getirmek, emanete riayet etmek, faydasız söz ve davranışlardan sakınmak ve iffetlerini korumak … gibi özelliklerinin sayılması, taksim sanatının güzel bir örneğidir.
الْوَارِثُونَۙ - يَرِثُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.
هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ۟ cümlesi Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
Onlar ki, Firdevs'e mirasçı olurlar. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar cümlesi neye mirasçı olduklarını açıklar. Mirasçılığın genel olarak verildikten sonra kayıtlanması onu yüceltmek ve tekit etmek içindir. O da Firdevs cennetini amelleriyle hak etmeleri için istiare edilmiştir. Her ne kadar hak etme Allah'ın vaadi ile ise de mübalağa için böyle denilmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Bu cümle, onların vâris oldukları şeyi beyan etmekte, mutlak olarak zikredilen veraseti kayitlandırmakta ve müphem olarak zikredilmesinden sonra onu tazim etmektedir. Bu ifade, mecazî olarak lütufkâr vaadin gereği, amelleriyle Firdevs'e layık olduklarını kuvvetlice bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bazıları Firdevs için Habeş dilinde ve Rumcada cennet demek olduğunu söylemişlerdir. Resul-i Ekrem (s.a.v) den Ebû Mûsa el-Eş'arî (r.a) rivayet etmiştir ki: "Firdevs, Rahmân'ın maksûresi (mahfili) dir. İçinde nehirler ve ağaçlar vardır." Ebû Ümame (r.a) de şunu rivayet etmiştir: "Allah'tan Firdevs'i isteyin, çünkü o cennetlerin en yücesidir. Firdevs'de bulunanlar Arş'ın gıcırtısını işitirler." (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
ف۪يهَا خَالِدُونَ cümlesinde, müennes zamir kullanılması, cennet lafzının manası göz önünde bulundurulduğundan dolayıdır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)