Neml Sûresi 72. Ayet

قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي تَسْتَعْجِلُونَ  ٧٢

De ki: “Belki de acele gelmesini istediğiniz şeyin bir kısmı size çok yaklaşmıştır.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 عَسَىٰ belki de ع س ي
3 أَنْ
4 يَكُونَ olmuştur ك و ن
5 رَدِفَ ardınıza takılmıştır ر د ف
6 لَكُمْ sizin
7 بَعْضُ bir kısmı ب ع ض
8 الَّذِي
9 تَسْتَعْجِلُونَ acele ettiğiniz(azab)ın ع ج ل
 

Âhiretin inkârı ve inkârcıların çeşitli oyunları son peygamberin muhataplarına özgü değildir; bütün peygamberler bu inkârla karşılaşmış, her şeye rağmen görevlerini yapmış, ilâhî adalet ve irade yerini bulmuştur. Şu halde son mesajın tebliğcisi de gördüğü tepkilere fazla üzülmemeli, canını sıkmamalıdır. Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in uyarılarına rağmen müşrikler âhiret hayatını inkâr etmekle yetinmeyip alaylı ifadelerle o hayatın ne zaman geleceğini sormaktadırlar. 72. âyette Hz. Peygamber’in bu soruya nasıl cevap vermesi gerektiği bildiriliyor. Genellikle müfessirler bu âyette müşriklerin tepesine inmek üzere olduğu bildirilen azabı Bedir Savaşı’nda başlarına gelen ölüm ve esaret olarak yorumlamışlardır (Râzî, XXIV, 214; Şevkânî, IV, 145).

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 205
 
  

Radefe ردف :   رِدْفٌ tâbi olan, izleyen veya takip edendir. Teradüfe تَرادُف  gelince o birbirini takip eder, müteakip ya da art arda olmak demektir. رادِفٌ ise sonra gelen veya arkada, geride kalandır.

  Yine Kur'an-ı Kerim'de geçen bu kökün bir türevi olan مُرْدِفٌ sözcüğü aslen aynı bineğin üstünde, bir başkasını arkasına bindirmiş olan öndeki kişidir. Ancak ayetteki manası için üç görüş ileri sürülmüştür: a) Sonra gelenler b) Diğer meleklerden önce gelenler c) ordunun önünden gidip düşmanların yüreklerine korku salanlar (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de  her biri farklı formda olmak üzere 3 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri redif, müradif, müteradif ve Râdife'dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي تَسْتَعْجِلُونَ

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli  عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ ‘dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

عَسٰٓى   terecci harfi, elif üzere mukadder fetha ile mebni nakıs fiildir. Burada tam fiil olarak amel etmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel fail olarak mahallen merfûdur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

يَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. يَكُونَ ‘nin ismi, şan zamiri mahzuftur.  رَدِفَ لَكُمْ  cümlesi,  يَكُونَ ‘nin haberi olarak mahallen mansubdur.

رَدِفَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  لَكُمْ  car mecruru  رَدِفَ  fiiline mütealliktir.  بَعْضُ  fail olup damme ile merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  تَسْتَعْجِلُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

تَسْتَعْجِلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir.

Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ)           Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا)

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. İş zamirleri 3’e ayrılır: Munfasıl (ayrı iş zamirleri >هُوَ – هِيَ) mübteda olarak kullanılır. Muttasıl (bitişik iş zamirleri >ىهُ – هَا) huruf-u müşebbehe bil fiil veya efali kulûb ile kullanılır. Mahzuf iş zamiri (hazfolmuş iş zamiri)  كَأَنَّ ، أَنَّ ، إنَّ ‘nin muhaffefleri olan كَأَنْ , أَنْ , إِنْ ’den sonra hazfedilmiş olarak gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَسْتَعْجِلُونَ  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi  عجل ‘dir. 

Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.

 

 

 

قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي تَسْتَعْجِلُونَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي تَسْتَعْجِلُونَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  عَسٰٓى  bu cümlede tam fiildir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي تَسْتَعْجِلُونَ  cümlesi, masdar teviliyle  عَسٰٓى  fiilinin faili konumundadır. Masdar-ı müevvel,  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ  cümlesi  كَان ‘nin haberidir.

İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  لَكُمْ  car mecruru, ihtimam için faile takdim edilmiştir.

بَعْضُ ‘nun muzâfun ileyhi konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sılası olan  تَسْتَعْجِلُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Eğer  كَان ’nin haberi mazi fiil ise bu, olayın bir kez vuku bulduğunu gösterir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî, Meani’n-Nahvi, C. 1, S. 211)

Tereccî, husûlu arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. Onların başına geleceği haber verilen azap, Bedir Savaşında uğradıkları azaptır.

Bu ayetin metninde kullanılan  عَسٰٓى  kelimesi, şüphe ifade etmemektedir. Zira başkalarının kelamında kullanıldığında şüphe ifade eden  عَسٰٓى  , لَعَلَّ  ve  سَوْفَ  kelimeleri, hükümdarların vaatlerinde kullanılmadıklarında kesinlik ifade etmektedir. Onların bu şekilde (belki) ifade etmeleri, vakar izhar etmek ve kendi emsalinin işaretlerinin bile başkalarının sarahatleri gibi kesindir. İşte Allah'ın mükâfat ve ceza vaatleri de böyledir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

لَكُمْ ’de bulunan  لَ , tekid için ziyade kılınmıştır. Yahut da  لَ  ile teaddî eden bir fiil manası içerdiği için bu lam gelmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

رَدَفَ العَذاب  ifadesinde istiare vardır. Çünkü  ألردف ’in gerçek anlamı, insanın altındaki binitin terkisine başkasını bindirmesidir. Birinin terkisine binen (ألردف) ile birine tabi olan arasındaki fark, tabi kavramında öndekine uymayı isteme anlamının bulunmasıdır. Halbuki bu anlam  ألردف ’te yoktur. Buna göre burada Allah Teâlâ’nın  رَدِفَ لَكُمْ  sözünden kastedilen,-Allahu alem- ‘’çabucak gelmesini beklediğiniz azap herhalde size yaklaşmış, sizin peşinizde size yetişmek üzere’’ manasındadır. Bedir savaşında bazı müşriklerin katledilmesine telmih bulunmaktadır. Yine denilmiştir ki  رَدِفَ لَكُمْ  ile  ردِفَكُمْ  aynı anlamdadır ki bu da ‘’Size yanaşıp yapışmakta olan azap, terkinize binen kişinin size yanaşıp yapışmasına benzer’’ demektir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)  

Bu ayet-i kerîmede de onların alay etmek için sordukları kıyamet hakkındaki soru gerçek bir soru kabul edilerek onlara bu gibi sorular sormak yerine belki de çok yakın olan o gün için hazırlık yapmaları konusunda ikazda bulunulmuştur. (İbn Âşûr eṭ Ṭâhir, et Taḥrîru’t Tenvîr, XX, 27)