Sâd Sûresi 56. Ayet

جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمِهَادُ  ٥٦

İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!  (55 - 56. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 جَهَنَّمَ cehennem
2 يَصْلَوْنَهَا oraya girerler ص ل ي
3 فَبِئْسَ ne kötü ب ا س
4 الْمِهَادُ bir döşektir م ه د
 

Bu âyetlerde de “azgınlar”ın, âhiretteki kötü hallerine dair tasvirler yapılmaktadır. Yukarıda cenneti hak edenlerin tamamını kapsamak üzere “müttakiler” kelimesi burada ise cehenneme müstahak olanların tamamı için “azgınlar” (tâğîn) kelimesi geçmektedir. Böylece anılan iki kavram bu bağlamda birbirinin zıt anlamlısı olarak kullanılmış olup bu tür kullanımlar Kur’an terimlerinin anlamlandırılması ve genel olarak Kur’an’ın yorumlanması bakımından oldukça önemlidir.

Yukarıda cennetle ilgili maddî tasvirler için söylediklerimiz bu âyetlerde cehennemin maddî unsurlarla tasviri konusunda da geçerlidir; bu maddî tasvirin asıl amacı da muhataba uhrevî cezaların dehşetini tahayyül ettirmektir. Âhirette inkârcı ve günahkârlara maddî ve bedensel cezaların yanında mânevî ve ruhî cezaların da uygulanacağına dair âyet ve hadisler vardır. 

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 588
 

جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۚ 

 

جَهَنَّمَ , önceki ayetteki شَرَّ ‘den bedel veya atf-ı beyân olup fetha ile mansubdur. يَصْلَوْنَهَاۚ  cümlesi,  جَهَنَّمَۚ ‘in hali olarak mahallen mansubdur.

يَصْلَوْنَ  fiili  نَ ‘un subutuyla mahzuf elif üzere merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve îrab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i ba’z, 3. Bedel-i iştimâl. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 فَبِئْسَ الْمِهَادُ

 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كان هذا حالها فبئس المهاد هي (Eğer halleri buysa, o zaman yatakları ne kötüdür!) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. بِئْسَ  zem anlamı taşıyan camid fildir. الْمِهَادُ  fail olup damme ile merfûdur. Mahsusu mahzuftur. Takdiri, هي (O) şeklindedir.

بِئْسَ  zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut  مَا  ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır: 

Failinin  ال ’lı gelmesi,  Failinin  ال ’lı İsme Muzaf Olarak Gelmesi,  Bu fiillerin  مَا  Harfine Bitişik Olarak Gelmesi,  Failinin İsmi Mevsul Olarak Gelmesi. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمِهَادُ

 

جَهَنَّمَۚ , önceki ayetteki  شَرَّ ’den bedel veya atf-ı beyandır.  يَصْلَوْنَهَا  cümlesi cehennem için haldir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

Hal ve bedel anlamı açıklamak, zenginleştirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

جَهَنَّمَۚ  لِلطَّاغ۪ينَ  -  شَرَّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.  

فَبِئْسَ الْمِهَادُ  cümlesi, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Gayrı talebî inşâî isnaddır. 

بِئْسَ , zem anlamı taşıyan camid fildir.  الْمِهَادُ  failidir. Takdiri  هي , yani  جَهَنَّمَۚ (Cehennem) olan mahsusu mahzuftur. Mahsusun hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

مِهَادُ  - يَصْلَوْنَهَاۚ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayette  الْمِهَادُ (yatak), cehennem manasında istiaredir.  

 [Ne kötü yatak!] cümlesi, [Onlar için (altlarında) Cehennemî bir yatak, üstlerinde de (Ateş’ten) örtüler vardır.] (A‘râf 7/41) ayeti gibidir. Altlarındaki ateş, uyuyan kimsenin üzerine uzandığı yatağa benzetilmiştir. (Keşşâf, Nesefî, Medâriku’t Tenzîl ve Hakâîku’t Te’vîl)

Ayetin orijinal metninde yer alan  الْمِهَادُ  kelimesi uyuyan kimsenin yatağından istiare yapılmıştır. Çünkü cehennemde yatak ve istirahat olmayacaktır. Cehennemin yatağı ateş, yorganı da ateş olacaktır. (Ruhu’l Beyan)