Vâkıa Sûresi 53. Ayet

فَمَالِـؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ  ٥٣

Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَمَالِئُونَ dolduracaklar م ل ا
2 مِنْهَا onunla
3 الْبُطُونَ karınları(nı) ب ط ن
 

Hakkın ve erdemin yanında olanları bekleyen âhiret nimetlerine ilişkin bazı ayrıntılı bilgiler verilmektedir. 39-40. âyetlerde, 13-14. âyetlerdekinden farklı olarak hem öncekiler hem de sonrakiler için “bir çoğu” anlamı verilen sülle kelimesi kullanılmıştır. 14. âyette sâbikūnun “az” olmasının ifade edilmesi bir yandan bu mertebeye erişmenin zorluğunu belirtirken diğer yandan da iyi davranışlar için yarışmaya özendirme amacı taşımaktadır. Burada ise sâbikûna göre bir alt derecede bulunacak müminlerin hemen bütün nesillerde çoğunluğu teşkil edeceğine işaret edilmiş olup olayın tabiatına uygun olan da budur (Derveze, III, 103-104, 106). 

28. âyette geçen ve “dalbastı kiraz” olarak çevrilen tamlama daha çok Arabistan kirazının dikensiz olanı manasıyla açıklanır (bu tercihin izahı için bk. Elmalılı, VII, 4706-4707). 29. âyette geçen tamlama müfessirlerin çoğunluğunca “meyve yüklü muz ağaçları” diye anlaşılmış olmakla beraber başka ağaç tasvirleri de yapılmıştır (başka açıklamalar için bk. Şevkânî, V, 177). 34. âyet daha çok “Kabartılmış döşekler üzerinde (olacaklar)” diye anlaşılmıştır. Birçok müfessir ise –müteakip âyetlerin ifadesi ile Hz. Peygamber’in cennet ehli kadınların genç ve aynı yaşta olacakları ve hep öyle kalacakları yönündeki açıklamalarını dikkate alarak– bunu “ve mertebeleri yükseltilmiş eşleriyle birlikte olacaklar” şeklinde yorumlamıştır (Zemahşerî, IV, 58-59; İbn Atıyye, V, 244-245). 

35 ve 61. âyetler, âhiret hayatında insanların ve eşlerinin hangi biçimde olacağı hususunda önemli bir ilkeyi hatırlatmaktadır: Yüce Allah orada herkesi oraya mahsus bir biçimde yeniden yaratacak, –âyetin ifadesiyle– “inşâ” edecektir; bizim bu dünyadaki tasavvurlarımızla bunun mahiyetini bilmemiz, anlamamız mümkün değildir. Şu halde oraya ilişkin olarak verilen diğer bilgi ve ayrıntıları hep bu ilke ışığında düşünmek gerekir. Buna göre öyle anlaşılıyor ki, âyet ve hadislerde cennet hayatı anlatılırken gençlik, bâkirelik, aynı yaşlarda olma gibi özelliklerden söz edilmesindeki amaç mahiyet bilgisi vermek değil, oradaki nimetlerin, dünya nimetleri gibi gelip geçici olmadığını, dolayısıyla insanların bunlardan mahrum kalıp tekrar elde edebilmek için özlem ve hasret hissetmeyecekleri yahut paylaşma kaygısı, kıskançlık ve birbirlerini çekememe gibi olumsuz durumların söz konusu olmayacağını belirtmek, bu hayatta gerçekleşmesi mümkün olmayan istek, özlem ve hayallerin, kısacası mükemmelliğin ve tam mânasıyla mutluluğun ancak orada bulunabileceğini somut bir anlatıma kavuşturmaktır.

 


Kaynak :  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 221-222
 

فَمَالِـؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ

 

Atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki  اٰكِلُونَ ‘ye matuftur. مِنْهَا  car mecruru  مَالِـؤُ۫نَ ‘ye müealliktir.  الْبُطُونَ  ism-i fail  مَالِـؤُ۫نَ ‘nin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. 

İsm-i failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 1. Harf-i tarifli (ال) olmalıdır.  2. Haber olmalıdır. 3. Sıfat olmalıdır.  4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ism-i fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya mef’ûl bazen ismi failin muzâfun ileyhi konumunda da gelebilir. İsm-i fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Sebebi Sıfat : Bir ismi dolaylı olarak niteleyen sıfata sebebi sıfat denir. Yani direkt mevsufun kendisini değil, onunla ilgisi bulunan bir şeyi niteleyerek onu tavsif eder. İki çeşittir:

1- Zamirli sebebi sıfat: Sebebi sıfat olan kelime sayı bakımından daima müfted (tekil) olur. İrab ve marifelik- nekrelik bakımından kendisinden önceki isme; müzekkerlik- müenneslik bakımından da sonra gelen isme uyar.

Sebebi sıfat daima ism-i fail, ism-i mef’ûl, sıfatı müşebbehe, ismi mensub kelimelerden biri olur. Türemiş ismin türüne göre, ondan sonra gelen isim onun faili veya naibi faili olur. Örnek ayetler: Nisa 4/75, Bakara 2/69, Fatır 35/27, Zümer 39/21

2- Zamirsiz sebebi sıfat: Lafzı izafetle olur. Lafzi izafet, müştak (ismi fail, ism-i mef’ûl, sıfatı müşebbehe gibi) kelimelerin, fail, naibi fail veya mef’ûllerine muzaf olmalarıdır. Daha kısa bir ifade ile, ism-i fail, ism-i mef’ûl, sıfatı müşebbehenin muzaf olmasıdır. Örnek ayetler: En'âm 6/95-96, Fatır 35/1 (https://www.facebook.com/ 100067 118 967 3 25/posts/nat-menut )

مَالِـؤُ۫نَ ; sülâsî mücerredi  ملأ  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَمَالِـؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ


مَالِـؤُ۫نَ , önceki ayetteki müsned  اٰكِلُونَ  ’ye  فَ  ile atfedilmiştir.  مِنْهَا  car mecruru, مَالِـؤُ۫نَ ’ye mütealliktir.  الْبُطُونَ   ism-i fail olan  مَالِـؤُ۫نَ  ‘nin mef’ûlü bihidir. 

Ayette geçen  اٰكِلُونَ  şeklindeki müsnedle kendisine atfedilen lafızlar ile arasındaki fark için şunları söyleyebiliriz: 52 ve 54. Ayetlerde müsnede atfedilen اٰكِلُونَ  ile  فَشَارِبُونَ  lafızlarına harfi cer ve mecrûrları  عَلَيْهِ , مِنَ الْحَم۪يمِ  ve  مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ  müteallik kılınarak bu lafızlar kayıtlanmış, böylece cehennemde azap olarak tadacakları yiyecek ve içeceğin ne olduğu bildirilmiştir. 53. ayette müsnede atfedilen  مَالِـؤُ۫نَ  lafzı mef’ûlün bih olarak gelen  الْبُطُونَ  lafzı ile kayıtlanmış, böylece zikredilen kimselerin cehennemde zakkum ağacı ile midelerini dolduracakları ifade edilmiştir. (Adnan Yamaç, Vâkıa Suresi Örnekliğinde Müsnedin İleyh Ve Müsnedin Halleri,S.117) 

فَمَالِـؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَ  sözündeki الشَّجَرِ  zamiri müennestir, çünkü gayri akillerin cemi çoğulları  genellikle müennes gelir. (Âşûr)

Onların karınlarını bu ağaçtan dolduracaklarını ifade eden ayet-i kerime azaplarının artacağını ve büyük bir azap göreceklerini ifade eder. Yani sizden hiçbiriniz sade yeme ile yetinmeyeceksiniz. Nitekim tıpkı yeminini bozmak için herhangi bir şeyi yiyen kimsenin yetinmediği gibi tam aksine sizler bu ağaçtan karınlarınızı doldurmak üzere zorlanacaksınız yani sizden her biriniz karnını bunlarla dolduracaktır. (Rûhu’l Beyân)