وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاً ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَٓاؤُ۬كُمْۚ فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ ٢٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَيَوْمَ | ve o gün |
|
| 2 | نَحْشُرُهُمْ | onları biraraya toplarız |
|
| 3 | جَمِيعًا | tümünü |
|
| 4 | ثُمَّ | sonra |
|
| 5 | نَقُولُ | deriz |
|
| 6 | لِلَّذِينَ | kimselere |
|
| 7 | أَشْرَكُوا | ortak koşan(lara) |
|
| 8 | مَكَانَكُمْ | (haydi) yerlerinize! |
|
| 9 | أَنْتُمْ | siz |
|
| 10 | وَشُرَكَاؤُكُمْ | ve ortak koştuklarınız |
|
| 11 | فَزَيَّلْنَا | böylece ayırırız |
|
| 12 | بَيْنَهُمْ | onları birbirlerinden |
|
| 13 | وَقَالَ | ve (şöyle) derler |
|
| 14 | شُرَكَاؤُهُمْ | koştukları ortaklar |
|
| 15 | مَا |
|
|
| 16 | كُنْتُمْ | siz değildiniz |
|
| 17 | إِيَّانَا | bize |
|
| 18 | تَعْبُدُونَ | ibadet ediyor |
|
Allah kullarını “esenlik yurdu”na, âyetteki ifade ile “dârüsselâm”a çağırmaktadır, dinin amacı insanlara ebedî mutluluğu sağlamaktır. Dünya hayatında peygamberleri dinleyenlere, akıl ve iradelerini doğru kullananlara Allah doğru yolu göstermektedir. Bu yolun sonu cennettir, cemaldir, insanlara eşsiz saadet bahşeden Allah rızâsıdır (rıdvandır). Böylesine bir mutluluktan mahrum olanlar, olmadık hayallerin peşine düşerek, hurafelere kapılarak kendi sonlarını hazırlamış olmaktadırlar. Hz. Peygamber’in vazifesi onları uyarmaktır, o da vahyi tebliğ ederek, gerekli açıklamaları yaparak vazifesini hakkıyla yerine getirmiştir, kimsenin “Bizi uyaran olmadı, biraz yardım görseydik böyle olmazdık” demeye hakkı yoktur. 28. âyetin meâlinde yer alan “Siz bize tapmıyordunuz” cümlesi, Allah’tan başkasına tapanların amaç ve ruh hallerini yansıtması bakımından dikkat çekicidir. Allah’tan başka bir varlık insanlar için din koyamaz, din öğretemez. Bunlara tapanlar aynı zamanda gerçek bir dinin insan için yararlı olan tâlimat ve sınırlamalarından da uzak kalmakta, dünya hayatını nefislerinin arzu ettiği gibi yaşamakta, kendi arzularını meşrulaştırmak üzere tanrı adına kurallar koymaktadırlar. Putperestlerin peygamberleri dinlememelerinin, inkârcılıkta ısrar etmelerinin arkasında yatan sebeplerden biri de hak dinin disiplininden kaçmak,dünya hayatını kendi arzularına göre yaşamaktır; yani onlar görünüşte putlara, fakat gerçekte kendi menfaat ve arzularına tapmaktadırlar.
Kaynak :Diyanet Tefsiri
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاً ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَٓاؤُ۬كُمْۚ
وَ istînâfiyyedir. Zaman zarfı يَوْمَ takdiri أذكر olan mahzuf fiile mütealliktir. نَحْشُرُهُمْ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
نَحْشُرُهُمْ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. جَمٖيعاً kelimesi نَحْشُرُهُمْ ’deki mef’ûlun hali olup fetha ile mansubdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. نَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. الَّذٖينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle نَقُولُ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اَشْرَكُٓوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اَشْرَكُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavli, مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَٓاؤُ۬كُمْ ’dur. نَقُولُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
مَكَانَكُمْ emir için kullanılan isim fiillerden olup, اثبتوا (bekle, yerinde kal) manasındadır. Faili müstetir olup takdiri اَنْتُمْ ’dür. Munfasıl zamir اَنْتُمْ isim fiildeki faili tekid içindir. Mahallen merfûdur. شُرَكَٓاؤُ۬كُمْ atıf harfi وَ ’la gizli zamire matuf olup, damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ثُمَّ : Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَشْرَكُٓوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin ( imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerred manasını ifade eder.
فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. زَيَّلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَٓا fail olarak mahallen merfûdur. بَيْنَهُمْ mekân zarfı زَيَّلْنَا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ muttasıl zamiri كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. اِيَّانَا تَعْبُدُونَ cümlesi, كُنْتُمْ ‘ün haberi olarak mahallen mansubdur.
Munfasıl zamir اِيَّانَا mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. تَعْبُدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
زَيَّلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi زيل ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاً ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَٓاؤُ۬كُمْۚ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Zaman zarfı يَوْمَ , takdiri اذكر (Zikret) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
يَوْمَ ‘nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrur olan نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاً cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
جَم۪يعاً kelimesi هُمْ zamirinden haldir. Hal, anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Aynı üsluptaki ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَٓاؤُ۬كُمْۚ cümlesi, rütbe ve terahî ifade eden ثُمَّ ile muzâfun ileyhe atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
نَحْشُرُهُمْ ve نَقُولُ fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , başındaki لِ harf-i ceriyle نَقُولُ fiiline mütealliktir. Sılası olan اَشْرَكُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
نَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَٓاؤُ۬كُمْۚ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
مَكَانَ , emir için kullanılan isim fiillerden olup اثبتوا (bekle, yerinde kal) manasındadır. اَنْتُمْ munfasıl zamiri مَكَانَكُمْ ’daki faili tekid etmiştir.
مَكَانَكُمْ emir isim fiili, korkutma, gözdağı verme, zarar göreceğini bildirme anlamında kullanılarak tehdit manasında gelmiştir. Dolayısıyla cümle mecâz-ı mürsel mürekkeptir.
نَحْشُرُهُمْ - جَم۪يعاً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَشُرَكَٓاؤُ۬كُمْۚ - اَشْرَكُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
شُرَكَٓاؤُ۬كُمْ ’daki muhatap zamire izafet tehekküm içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
مَكَانَكُمْ ibaresi, müşriklere ve taptıklarına yönelik bir hitaptır ve azarlayarak, kızarak, kınayarak; durun yerinizde, olduğunuz yerden ayrılmayın gibi anlamlara gelmektedir.
Bil ki ayetteki مَكَانَكُمْ [Yerinizi alın!] ifadesi, tehdit ve vaîd için kullanılan bir kelimedir ve bundan maksat, Allah Teâlâ'nın hem tapılanlara hem de tapanlara hitaben, “Hesabınız görülünceye kadar, yerinizde durun!” demesidir. Bunun bir benzeri de “O zulmedenleri, onlara eş olanları ve onların Allah'ı bırakıp tapmakta ısrar ettikleri şeyleri toplayın, cehennem yoluna götürün. Onları hapsedin. Çünkü onlar sorguya çekilecekler.” (Saffat Suresi, 22-24) ayetleridir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ
فَ , istînâfiyyedir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
زَيَّلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
بَيْنَهُمْ mekan zarfı, فَزَيَّلْنَا fiiline mütealliktir.
Yani “Onların dünyada putlarıyla aralarında bulunan bağları da keseceğiz.” demektir. Ancak bu, her iki taraftan değil fakat yalnız onlara tapanlar tarafından bir ayırma ve ilgi kesmedir. Böylece müşriklerin, koştukları ortaklardan bütün ümidi kesilecek ve tam bir ümitsizlik içine düşeceklerdir. Bu durum azaba uğramalarından ve ölmelerinden itibaren kendilerine malûm olmuştur. Fakat yakîn (kesinlik) mertebesi, ancak bizzat müşahede ve yaşamakla hasıl olmuştur.
Diğer bir görüşe göre ise onların putlarıyla aralarını ayırmaktan murad, hissî ayırmadır. Yani “Biz, onları mahşerde bir araya topladıktan sonra hissi olarak birbirlerinden ayırırız; artık müşrikler, ortaklarından ve onlara ettikleri ibadetlerden beri olurlar.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Makabline matuf olan وَقَالَ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ cümlesi, menfî nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur اِيَّانَا , önemine binaen amili olan تَعْبُدُونَ ’ye takdim edilmiştir.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bir görüşe göre onların ortaklarından murad melekler, Üzeyr (a.s), İsa Mesih ve onların ruhbanlarından birileridir. Ortakların bu sözleri, ortak koşanların hakikatte ancak kendi heva ve heveslerine, kendi şeytanlarına taptıklarının ifadesidir. Çünkü onlara Allah'a ortak koşmalarını emreden melekler, Üzeyr ve İsa Mesih (a.s) değil fakat kendilerini iğva eden (ayartan) şeytanlarıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اَشْرَكُٓوا - شُرَكَٓاؤُ۬كُ ve قَالَ - نَقُولُ kelime grupları arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَقَالَ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ [Ortakları: Siz bize ibadet etmiyordunuz, dediler] cümlesi, ibadet ettikleri şeylerin onların ibadetini kabul etmemelerinden mecazdır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t- Te’vîl)
Bir görüşe göre her varlığı konuşturma kudretine sahip olan Allah, onların taptıkları putları konuşturacak ve putları, onların, bekledikleri şefaat yerine bu sözleri söyleyeceklerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)