Yusuf Sûresi 11. Ayet

قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّۭۖا عَلٰى يُوسُفَ وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ  ١١

Babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Hâlbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ki ق و ل
2 يَا أَبَانَا babamız ا ب و
3 مَا neden
4 لَكَ sen
5 لَا
6 تَأْمَنَّا bize güvenmiyorsun ا م ن
7 عَلَىٰ hakkında
8 يُوسُفَ Yusuf
9 وَإِنَّا oysa biz
10 لَهُ ona
11 لَنَاصِحُونَ öğüt verenleriz ن ص ح
 
Niçin Yûsuf hakkında bize güvenmiyorsun?” şeklindeki sorularından anlaşılıyor ki kardeşleri daha önce de Yûsuf’un kendileriyle beraber kıra çıkmasını istemişler fakat, babaları bu konuda onlara güvenmediği için buna izin vermemişti. Ya‘kub aleyhisselâm aslında oğullarına güvenmediği halde, bunu hissettirmeme nezaketini göstermiş, gerekçe olarak, onlar farkında olmadan Yûsuf’u kurtların kapıp yiyebileceğinden korktuğunu ifade etmiştir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 220
 

قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّۭۖا عَلٰى يُوسُفَ

 

Fiil cümlesidir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  يَٓا اَبَانَا ’dır.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

يَا  nida harfidir. Münada olan  اَبَانَا  muzâf olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı  مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّۭۖا ‘dır. 

مَا  istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur.  لَكَ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. لَا تَأْمَنَّۭۖا  cümlesi, hitap zamirinin hali olarak mahallen mansubdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  تَأْمَنَّۭۖا  damme ile merfû muzari fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. تَأْمَنَّۭۖا  fiilinin aslı  تَأْمَنونَا  şeklindedir.  ن  idgam edilmiştir. عَلٰى يُوسُفَ  car mecruru  تَأْمَنَّۭۖا  fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ

 

İsim cümlesidir. Cümle  يُوسُفَ ‘nin veya  تَأْمَنَّۭۖا ‘deki mef’ûlun hali olarak mahallen mansubdur.

وَ  haliyyedir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَهُ  car mecruru  نَاصِحُونَ ‘e mütealliktir.  

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. نَاصِحُونَ  kelimesi,  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince, cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ‘ nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

نَاصِحُونَ  ; sülâsî mücerredi  نصح  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّۭۖا عَلٰى يُوسُفَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İki ayet arasında meskutun anh mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَٓا اَبَانَا  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Nidanın cevabı olan  مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّۭۖا عَلٰى يُوسُفَ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

Istifham ismi  مَا ‘nın mübteda olduğu cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  لَكَ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir.

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüb ve kınama manasında olduğu için, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

لَا تَأْمَنَّۭۖا عَلٰى يُوسُفَ  cümlesi muhatab zamirinden haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Onların  يَٓا اَبَانَا  diye hitap etmeleri, kendileri ile babaları arasındaki nesep bağını (duygusunu) harekete geçirerek, Yusuf (a.s) ile aralarındaki kardeşlik rabıtasını hatırlatıp, babalarını, kendilerinde haset ve zulüm emareleri sezdiğinden dolayı “Yusuf’u onlardan koruma” fikrinden vazgeçirmek içindi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ

 

Hal  وَ ’yla gelmiş olan cümle  يُوسُفَ ‘nin veya  تَأْمَنَّۭۖا ‘deki mef’ûlun halidir. 

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. لَهُ  car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için, amili olan  لَنَاصِحُونَ ‘ye takdim edilmiştir. Bu takdimde kardeşlerin, babalarını ikna çabaları vardır.

Müsned olan  نَاصِحُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Kardeşlerinin iyiliğini istediklerini babalarını ikna etmek maksadıyla sözlerini üç tekidle söylemişlerdir; isim cümlesi, car mecrurun takdimi ve lam-ı muzahlaka.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)

وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ  ve  لَهُ لَحافِظُونَ  cümlelerindeki car mecrurların takdiminin, fasılaya uyum ve Yusuf  (a.s)’ın şanı dolayısıyla olması caizdir. İddiaî kasr olması da caizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)