قَالَ اِنّ۪ي لَيَحْزُنُن۪ٓي اَنْ تَذْهَبُوا بِه۪ وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ ١٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | إِنِّي | şüphesiz |
|
| 3 | لَيَحْزُنُنِي | beni üzer |
|
| 4 | أَنْ |
|
|
| 5 | تَذْهَبُوا | götürmeniz |
|
| 6 | بِهِ | onu |
|
| 7 | وَأَخَافُ | ve korkarım |
|
| 8 | أَنْ | diye |
|
| 9 | يَأْكُلَهُ | onu yer |
|
| 10 | الذِّئْبُ | bir kurt |
|
| 11 | وَأَنْتُمْ | sizin |
|
| 12 | عَنْهُ | ondan |
|
| 13 | غَافِلُونَ | haberiniz yokken |
|
قَالَ اِنّ۪ي لَيَحْزُنُن۪ٓي اَنْ تَذْهَبُوا بِه۪ وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, اِنّ۪ي لَيَحْزُنُن۪ٓي ’dur. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ى mütekellim zamiri اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. يَحْزُنُن۪ٓي fiili اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَحْزُنُن۪ٓي damme ile merfû muzari fiildir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ى mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel يَحْزُنُن۪ٓي fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَذْهَبُوا fiili نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪ car mecruru تَذْهَبُوا fiiline mütealliktir. اَخَافُ cümlesi, atıf harfi وَ ile mekulü’l-kavle matuftur.
اَخَافُ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ‘dir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَأْكُلَهُ fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الذِّئْبُ fail olup damme ile merfûdur.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince, cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘ nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ
İsim cümlesidir. Hal olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyedir. Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. عَنْهُ car mecruru غَافِلُونَ ‘ye mütealliktir. غَافِلُونَ haber olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
غَافِلُونَ ; sülâsî mücerredi غفل olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ اِنّ۪ي لَيَحْزُنُن۪ٓي اَنْ تَذْهَبُوا بِه۪ وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ي لَيَحْزُنُن۪ٓي اَنْ تَذْهَبُوا بِه۪ cümlesi, اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ‘nin haberi olan لَيَحْزُنُن۪ٓي اَنْ تَذْهَبُوا بِه۪ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye ifade eder.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَذْهَبُوا بِه۪ cümlesi, masdar teviliyle لَيَحْزُنُن۪ٓي fiilinin faili konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Gitti manasındaki ذْهَبُ fiili, بِ harf-i ceri ile kullanıldığında götürdü manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ , lam-ı muzahlaka ve isnadın tekrarı ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la, اِنّ۪ ‘nin haberine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ cümlesi, masdar teviliyle اَخَافُ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetteki muzari fiiller hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette الذِّئْبُ kelimesi lâm ile marife gelmesine rağmen belli bir kurta işaret etmemekte; kurt cinsinin yırtıcı olduğunu ifade etmektedir. (Celaleyn Tefsiri)
Burada da الذِّئْبُ kelimesiyle muayyen bir kurt ya da kurtların tamamı kastedilmemiş, sadece herhangi bir kurt kastedilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ
Hal وَ ’ıyla gelen اَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. عَنْهُ car mecruru, konudaki önemine binaen, amili olan غَافِلُونَ ‘ye takdim edilmiştir. Bu takdimde Hz.Yakub’un endişesinin işareti vardır.
Müsned olan غَافِلُونَ, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhte istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)