وَقَالَ الَّذ۪ي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪ فَاَرْسِلُونِ ٤٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَالَ | dedi ki |
|
| 2 | الَّذِي |
|
|
| 3 | نَجَا | kurtulanı |
|
| 4 | مِنْهُمَا | iki kişiden |
|
| 5 | وَادَّكَرَ | hatırladı |
|
| 6 | بَعْدَ | sonra |
|
| 7 | أُمَّةٍ | uzun bir süre |
|
| 8 | أَنَا | ben |
|
| 9 | أُنَبِّئُكُمْ | size haber veririm |
|
| 10 | بِتَأْوِيلِهِ | onun yorumunu |
|
| 11 | فَأَرْسِلُونِ | hemen beni gönderin |
|
وَقَالَ الَّذ۪ي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪ فَاَرْسِلُونِ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası نَجَا مِنْهُمَا ‘dır. Îrabtan mahalli yoktur.
نَجَا elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مِنْهُمَا car mecruru نَجَا ‘ daki failin mahzuf haline mütealliktir. وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la sıla cümlesine matuftur.
ادَّكَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. بَعْدَ zaman zarfı ادَّكَرَ fiiline mütealliktir. اُمَّةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mekulü’l-kavli اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Munfasıl zamir اَنَا۬ mübteda olarak mahallen merfûdur. اُنَبِّئُكُمْ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
اُنَبِّئُكُمْ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ‘dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِتَأْو۪يلِه۪ car mecruru اُنَبِّئُكُمْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ harfi sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfi olup, mukadder isti’nafa matuftur. Takdiri, تهيّؤوا فأرسلون. şeklindedir.
اَرْسِلُونِ fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ ise mef‘ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
ادَّكَرَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi ذكر ’dir. İftial babının fael fiili د ذ ز olursa iftial babının ت si د harfine çevrilir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اُنَبِّئُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نبأ ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَرْسِلُونِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَقَالَ الَّذ۪ي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la önceki ayetteki قَالُٓوا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilin faili konumundaki ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan نَجَا مِنْهُمَا cümlesi, müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması arkadan gelecek habere dikkat çekmek içindir.
Aynı üslupta gelen وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
ادَّكَرَ fiili; ذَكَرَ fiilinin iftial babında, ذَ harfinin د harfine idgam edilmiş halidir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْو۪يلِه۪ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Müsnedin ileyhin zamirle ve haberinin fiil şeklinde gelmesi kralın; sarayındaki bilginlerin yorumlamakta zorlandığı bir rüyayı bir sâkinin yorumlamasına olan hayretini ortaya koymak içindir. Bununla birlikte bu üslup hükmü de takviye eder. Çünkü müsnedün ileyhin olumlu bir siyakta fiil olan habere takdim edilmesi hükmü takviye ifade eder. Haberin bu zamire isnad edilmesi akli mecazdır. Çünkü haberin verilme sebebi odur. Bu yüzden فَاَرْسِلُونِ dedi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
اُمَّةٍ , “bir zaman sonra” manasınadır. Çünkü اُمَّةٍ nasıl büyük bir cemaatın biraraya gelmesi ile tahakkuk ediyor ise حين (zaman) da pek çok günlerin bir araya gelmesi ile tahakkuk ediyor. O halde حين , bir demet gün ve saat demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayetin metninde geçen ve uzun zaman olarak tefsir edilen اُمَّةٍ kelimesi, nimet anlamındaki إِمْت olarak da okunmuştur. Bu durumda hükümdarın, kendisini zindandan kurtarma nimetinden sonra şeklinde anlaşılabilir. Aynı kelime, unutmak anlamındaki أَمْت olarak da okunmuştur ki o zaman unuttuktan sonra, şeklinde yorumlanabilir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَاَرْسِلُونِ
Ayetin son cümlesi, takdiri تهيّؤوا (Hazır olun) olan mukadder istinafa فَ ile atfedilmiştir.
Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Fiilin sonundaki esre, tahfif için hazf edilen, mütekellim zamirinden ivazdır.
Fasılaya riayeti sağlayan bu hazif, mütekellimin acelesine işaret ediyor olabilir.
Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husûle gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir (ki buna isti'lâ yoluyla denir). Vücûb ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu ayetteki gibi emir veren makam bakımından alt seviyede olduğunda, cümle, vaz edildiği anlamın dışında anlam kazandığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Ayetteki فَاَرْسِلُونِ [Beni gönderin.] sözü, ya "Kral'a ve oradaki topluluğa" yahut da sadece meliğe bir hitap olup, saygıdan ötürü cemi olarak getirilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)