ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَامٌ ف۪يهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَف۪يهِ يَعْصِرُونَ۟ ٤٩
عوم Aveme : Âm günlerin toplamı, sene ise ayların toplamıdır. Âm bir şeyin vakti olma anlamını ifade ederken sene de böyle bir mana yoktur. Bu nedenle âmul fiil denilir ancak senetül fiil denilmez. Buna mukabil tarih konusunda da seneta mietin denildiği halde âmu mietin kullanılmaz, çünkü belirtilen bu sayılar herhangi birşey için vakit değildirler. Âm ve sene arasındaki fark; sene, hak yada batıl , hayır yada şer olsun devirlerdeki değişikleri ifade eden zamanlar için kullanılır. Örneğin Nuh as.’ın kavmiyle yaşadığı haller süresince, Firavun ailesinin cezalandırılıp azaba mubtela kılınmaları gibi hayatlarında cereyan eden değişikliklerin olduğu zamanda hak, batıl yada hayır veya şer şeklinde sıradanlığın dışında cereyan eden değişimleri kapsayan zamanlar için sene kullanılır. Âm’a gelince; tabii durumlar ve sıradan programları kapsayan zamanlar için kullanılır. Nuh (as) dan sonraki elli yıl, bolluğun olduğu yıl, Allah u Teala’nın Nebi’yi ölü bıraktığı yüz yıl gibi… Buralarda hayatın akışında bir değişiklik olmamıştır. Sene daha çok sıkıntı ve kuraklığın olduğu yıl için kullanılır. Bundan dolayı kıtlık سِنه diye ifade edilir. عام ise daha çok ucuzluk ve bollğun olduğu yıl için kullanılır. Yine عَوْم Yüzmektir denilir ki, seneye عام denmesi, güneşin onun bütün burçlarında yüzdüğünden dolayıdır. (Müfredat – Tahqiq – Furuq) Kuran’ı Kerim’de isim kalıbında 9 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
غوث Ğavese : غَوْثٌ kelimesi yardım etmek anlamında kullanılır. إسْتَغَثْتُهُ fiili ise ondan yardım talep ettim/istedim demektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 5 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli gavs(u’l Âzam)dır.r. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَامٌ ف۪يهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَف۪يهِ يَعْصِرُونَ۟
Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يَأْت۪ي fiili ى üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. مِنْ بَعْدِ car mecruru يَأْت۪ي fiiline mütealliktir. ذٰ işaret ismi sükun üzere mebni mahallen mecrur, muzâfun ileyhtir. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
عَامٌ fail olup damme ile merfûdur. ف۪يهِ car mecruru يُغَاثُ fiiline mütealliktir. يُغَاثُ cümlesi, عَامٌ ‘un sıfatı olarak mahallen merfûdur.
يُغَاثُ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. النَّاسُ naib-i fail olup damme ile merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ف۪يهِ car mecruru يَعْصِرُونَ۟ fiiline mütealliktir. يَعْصِرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُغَاثُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi غيث ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَامٌ ف۪يهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَف۪يهِ يَعْصِرُونَ۟
Ayetin ilk cümlesi, tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle, يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ سَبْعٌ cümlesine atfedilmiştir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ car mecruru, konudaki önemine binaen faile takdim edilmiştir.
Kur'an-ı Kerim’de verimli geçen yıl için عَامٌ , verimsiz geçen yıl için سنة kelimesi kullanılmıştır.
يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَامٌ cümlesinde istiare sanatı vardır. عَامٌ gelmek manasındaki يَأْت۪ي fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Zamanın, bir şahıs gibi gelecek olması olması, insanlar üzerindeki etkisini vurgulamaktadır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
عَامٌ ‘daki nekrelik nev ve kesret ifade eder.
ذٰلِكَ ile zor yıllara işaret edilerek önemi vurgulanmıştır. Ayrıca işaret isminde tecessüm özelliği vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsûs şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi, aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi; her ikisinde de ‘‘vücûdun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyan İlmi)
ف۪يهِ يُغَاثُ النَّاسُ cümlesi, عَامٌ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. ف۪يهِ car mecruru, durumun o zamanla ilgili olduğunu vurgulamak için, amili olan يُغَاثُ ‘ya takdim edilmiştir.
يُغَاثُ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
وَف۪يهِ يَعْصِرُونَ۟ cümlesi, atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Car mecrur ف۪يهِ , önemine binaen, amili olan يَعْصِرُونَ۟ ‘e takdim edilmiştir.
Sözün gelişinden anlaşıldığı için bol olan şeyin ve sıktıkları şeyin ne olduğu zikredilmemiştir. Îcâz-ı hazif vardır.
Son iki cümlede car- mecrur ف۪يهِ ‘deki, verimli yıllara aid zamire dahil olan ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. Burada zarfiyye olan فِي harfi, kendi manasında kullanılmamıştır. Yıllar, içine girilmeye müsait bir şey değildir. Bolluk yıllarında yaşamak, adeta bir şeyin bir kabın içinde muhâfaza edilmesine benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
يُغَاثُ fiili غَيْث ’ten gelir ki yağmur demektir ya da غِواث ’tan gelir ki kıtlıktan kurtulmaktır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)