ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّا تُحْصِنُونَ ٤٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | ثُمَّ | sonra |
|
| 2 | يَأْتِي | gelir |
|
| 3 | مِنْ |
|
|
| 4 | بَعْدِ | ardından |
|
| 5 | ذَٰلِكَ | onun |
|
| 6 | سَبْعٌ | yedi |
|
| 7 | شِدَادٌ | zorlu (yıl) |
|
| 8 | يَأْكُلْنَ | yeyip bitirir |
|
| 9 | مَا |
|
|
| 10 | قَدَّمْتُمْ | önceden (biriktirdiklerinizi) |
|
| 11 | لَهُنَّ | onlardan |
|
| 12 | إِلَّا | dışında |
|
| 13 | قَلِيلًا | az miktar |
|
| 14 | مِمَّا |
|
|
| 15 | تُحْصِنُونَ | sakladığınız |
|
ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّا تُحْصِنُونَ
Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يَأْت۪ي fiili ى üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. مِنْ بَعْدِ car mecruru يَأْت۪ي fiiline mütealliktir. ذٰ işaret ismi sükun üzere mebni mahallen mecrur, muzâfun ileyhtir. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
سَبْعٌ fail olup damme ile merfûdur. شِدَادٌ kelimesi سَبْعٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur. يَأْكُلْنَ cümlesi, سَبْعٌ ‘un sıfatı olarak mahallen merfûdur.
يَأْكُلْنَ fiili sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
قَدَّمْتُمْ sükun üzere mebni muzari fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. لَهُنَّ car mecruru قَدَّمْتُمْ fiiline mütealliktir. اِلَّا istisna edatıdır. قَل۪يلاً müstesna olup fetha ile mansubdur.
مَا müşterek ism-i mevsûlu مِنْ harf-i ceriyle قَل۪يلاً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تُحْصِنُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تُحْصِنُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred ve fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
.İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُحْصِنُون fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حصن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَدَّمْتُمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi قدم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
شِدَادٌ -قَل۪يلاً ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّا تُحْصِنُونَ
Ayetin ilk cümlesi, tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle, تَزْرَعُونَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ car mecruru, konudaki önemine binaen faile takdim edilmiştir.
شِدَادٌ , fail olan سَبْعٌ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
ذٰلِكَ ile zamana işaret edilerek sonraki haberin önemi vurgulanmıştır. Ayrıca işaret isminde tecessüm özelliği vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi, aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi; her ikisinde de ‘‘vücûdun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyan İlmi)
يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّا تُحْصِنُونَ cümlesi سَبْعٌ için sıfatttır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Cümlede sene lafzı mahzuftur. Îcâz-ı hazif sanatı vardır.
سَبْعٌ ‘nun canlı bir varlık sıfatı olan yemek manasındaki يَأْكُلْنَ ile sıfatlanması istiaredir. O zamandaki zorluk için mübalağadır. Bu ifadede ayrıca tecessüm sanatı vardır.
يَأْكُلْنَ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müstesna olan قَل۪يلاً kelimesi, مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ ’den istisna edilendir.
قَل۪يلاً kelimesindeki nekrelik taklîl içindir.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , harf-i cerle قَل۪يلاً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sılası olan تُحْصِنُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt ve istimrar ifade etmiştir.
Onun, “(O yıllar), önceden biriktirmiş olduklarınızı yiyip götürecek” sözü mecazi bir ifadedir. Çünkü yıl yemez. Binaenaleyh o senelerde yaşayan insanların bunları yiyişi, o senelerin yiyişi olarak ifâde edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Yeme fiili yıllara isnad edildiği için burada mecaz-ı aklî bulunmaktadır. Bu ifadeyle insanlar kastedilmiştir. Çünkü seneler yiyemez, ancak insanlar bu senelerde biriktirdiklerini yerler. Bu cümledeki mecazı Beyzâvî şu net ifadelerle göstermiştir: “Rüya ile tabirinin birbirine uyması için yeme fiili yıllara isnad edilmiştir. Aslında o yıllarda yaşayan insanlar kastedilmiştir.” Bu mecaz, zamana isnad türünden aklî bir mecazdır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)