Yusuf Sûresi 90. Ayet

قَالُٓوا ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُۜ قَالَ اَنَا۬ يُوسُفُ وَهٰذَٓا اَخ۪يۘ قَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَاۜ اِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ  ٩٠

Kardeşleri, “Yoksa sen, sen Yûsuf musun?” dediler. O da, “Ben Yûsuf’um, bu da kardeşim. Allah, bize iyilikte bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ق و ل
2 أَإِنَّكَ yoksa sen misin?
3 لَأَنْتَ sen
4 يُوسُفُ Yusuf
5 قَالَ dedi ق و ل
6 أَنَا ben
7 يُوسُفُ Yusuf’um
8 وَهَٰذَا ve bu da
9 أَخِي kardeşimdir ا خ و
10 قَدْ muhakkak
11 مَنَّ lutfetti م ن ن
12 اللَّهُ Allah
13 عَلَيْنَا bize
14 إِنَّهُ doğrusu o
15 مَنْ kim
16 يَتَّقِ korkarsa و ق ي
17 وَيَصْبِرْ ve sabrederse ص ب ر
18 فَإِنَّ şüphesiz
19 اللَّهَ Allah
20 لَا
21 يُضِيعُ zayi etmez ض ي ع
22 أَجْرَ ecrini ا ج ر
23 الْمُحْسِنِينَ iyilik edenlerin ح س ن
 

Hz. Yûsuf, artık kendisini tanıtmanın zamanı geldiğini düşünerek, cahillikleri yüzünden kardeşlerinin kendisine ve kardeşi Bünyâmin’e yaptıklarını onlara hatırlatıp kendini tanıttı. Böylece Yûsuf kuyuya atıldığı zaman, kendisine vahyedilmiş olan, “Kardeşlerinin yaptıklarını bir gün onlara kendileri (senin kim olduğunun) farkına varmadan mutlaka haber vereceksin!” meâlindeki 15. âyetin verdiği haber, gerçekleşmiş oldu. Kardeşleri kusurlarını itiraf edip özür dilediler. O da onları bağışladığını bildirdi. İnsanların kıskanması, Allah’ın bir kimse için takdir etmiş olduğu nimeti engelleyemez. Nitekim, Resûlullah duasında şöyle demiştir: “Allahım! Senin verdiğine engel olacak yoktur. Senin engel olduğunu da verecek yoktur” (Buhârî, “Ezân”, 155). Kardeşlerinin kıskanması da Yûsuf’un yükselmesine engel olamamıştır. Sonunda kendileri mahcup olmuş ve Allah’ın Yûsuf’u kendilerinden üstün kılmış olduğunu yemin ederek itiraf etmişlerdir. Ziyâ Paşa’nın dediği gibi:

 Zalimlere bir gün dedirir kudret-i Mevlâ:

 Tallahi lekad âserekellahu aleynâ!

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri 

Cilt: 3 Sayfa: 254

 
Riyazus Salihin, 244 Nolu Hadis
Ebû Hureyre radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu:
“Bir câriye zina eder ve zina yaptığı da kesinleşirse, sahibi ona had cezası uygulasın. Fakat suçunu başına kakmasın. Sonra ikinci defa zina yaparsa, aynı şekilde had uygulasın, ama yine de suçunu yüzüne vurup kötü sözlerle kınamasın. Sonra bu câriye üçüncü defa zina ederse, artık efendisi onu kıldan bir ip bedeline bile olsa satsın.”
(Buhârî, Itk 17, Hudûd 35, 36 Büyû’ 66,110; Müslim, Hudûd 30. Ayrıca bk.  Ebû Dâvûd, Hudûd 32; Tirmizî, Hudûd 8; İbn Mâce, Hudûd 14)
 

قَالُٓوا ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُ ’dir.  قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

Hemze istifham harfidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

كَ  muttasıl zamiri,  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzhalakadır. اَنْتَ يُوسُفُۜ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

Munfasıl zamir  اَنْتَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  يُوسُفُ  haber olup damme ile merfûdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır.  

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )


قَالَ اَنَا۬ يُوسُفُ وَهٰذَٓا اَخ۪يۘ قَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَاۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. Mekulü’l-kavli,  اَنَا۬ يُوسُفُ ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Munfasıl zamir  اَنَا۬  mübteda olarak mahallen merfûdur.  يُوسُفُ  haber olup damme ile merfûdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır. وَهٰذَٓا اَخ۪يۘ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur. 

İşaret ismi  هٰذَٓا  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اَخ۪ي  haber olup, mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  مَنَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. عَلَيْنَا  car mecruru  مَنَّ  fiiline mütealliktir.

 اِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

هُۥ  muttasıl zamiri  إِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَنْ يَتَّقِ  cümlesi,  إِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَتَّقِ  şart fiili olup, illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. يَصْبِرْ  fiili, atıf harfi  وَ ‘la  يَتَّقِ  fiiline matuftur. 

يَصْبِر  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَتَّقِ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftial babındadır. Sülâsîsi  وقي ’dır. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur. 

Bu bab, fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ

 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. لَا يُض۪يعُ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يُض۪يعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. اَجْرَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُحْسِن۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

يُض۪يعُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  ضيع ’dir. 

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُحْسِن۪ينَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالُٓوا ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Hemze takrîri istifham harfidir.

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen muhatabı itirafa zorlayan takrir manasında olduğu için, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

اِنَّ ‘nin haberi olan  اَنْتَ يُوسُفُ  cümlesi, mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Fasl zamiri kasr ifade etmekle birlikte; kasr ifade etmeyip kelamın mazmununu tekit için de gelebilir. Bu durumda isim olur ve îrâbı ikinci mübteda olarak yapılır. 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)   

Cümle, onun Yusuf (a.s) olduğunu anlamalarının zorluğundan dolayı  اِنَّ , fasıl zamiri ve ibtidâ lamıyla tekid edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

   

 قَالَ اَنَا۬ يُوسُفُ وَهٰذَٓا اَخ۪يۘ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَنَا۬ يُوسُفُ  cümlesi, mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

وَهٰذَٓا اَخ۪ي  cümlesi, atıf harfi  وَ  ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

هٰذَٓا  işaret ismiyle kardeşini işaret eden Yusuf (a.s) ona dikkat çekip önemini pekiştirmek istemiştir.

ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُ [Sen, gerçekten sen Yusuf musun?] (Yusuf, 12/ 90) Yusuf (a.s) yaklaşık iki yıldır kendisine gelip giden kardeşlerine, [Siz cahilken Yusuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı bildiniz mi?] (Yusuf,12/89) diye sual edince onlar kendilerine bu hatırlatmayı yapan ve durumlarından haberdar olan şahsın gerçekten Yusuf olduğunu anladılar, fakat bunu tekid etmek ve ikrar ettirmek için şu soruyu sordular:  ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُ  [Sen, gerçekten sen Yusuf musun?] İşte bu manayı istifham edatının takrir anlamı vermektedir. Bu durumu müfessirimiz şu şekilde izah eder: “Buradaki istifham takriridir. Yani Yusuf’un kimliğini ikrar ettirmek için sorulmuştur. İstifham edatı hemzenin arkasından tekid ve tahkik edatı  اِنَّ ‘nin kullanılması ve haberin başına tekid lamı getirilmesi de buna delildir. 

Yusuf’un onların sorularına cevap verirken  اَنَا۬ يُوسُفُ وَهٰذَٓا اَخ۪يۘ [Ben Yusufum, bu da kardeşimdir] diyerek kendi adını zikretmenin yanında  هٰذَٓا (bu) ismi işareti ve  اَخ۪يۘ (kardeşim) kelimelerini de kullanması, takrir anlamını daha da güçlendirmek ve şüpheye mahal bırakmayacak şekilde kendisinin Yusuf olduğunu ifade etmek içindir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)


 قَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَاۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle, tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ  mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.

قَدْ  sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa  قَدْ  harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması tazim ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. 

 

  اِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ

 

Fasılla gelen cümle ta’lîliye hükmündedir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.  

اِنَّ ‘ nin haberi olan  مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ  terkibi şart üslubunda gelmiştir. Şart cümlesi  مَنْ يَتَّقِ , isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Şart ismi مَنْ , mübteda, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَتَّقِ  cümlesi, haberdir. Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Aynı üslupta gelen  يَصْبِرْ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘ la  يَتَّقِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

فَ  karînesiyle gelen  فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ  şeklindeki cevap cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. Lafza-ı celâl müsnedün ileyh,  لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ  cümlesi müsneddir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması hükmün illetini bildirmenin yanında tazim ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ, isim cümlesi, lafza-ı celâlin müsnedün ileyh olması ve isnadın tekrarı olmak üzere birden çok tekit içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

اَجْرَ ‘nin muzafun ileyhi olan  الْمُحْسِن۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.

اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ  ibaresinde istiare vardır. Muhsin, çalışıp karşılığında ücret alan biri yerine konulmuştur.

Son cümlede zamir makamında bahsi geçenlerin  الْمُحْسِن۪ينَ  şeklinde zahir olarak zikredilmesi, sabreden ve sakınan kimselerin muhsin sıfatıyla vasıflanacağını bildirmek için yapılmış iltifat ve itnâb sanatıdır. 

يَتَّقِ - يَصْبِرْ  ve  الْمُحْسِن۪ينَ - مَنَّ  ve  اَنَا۬ - اَنْتَ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اللّٰهُ  ve  يُوسُفُ  kelimelerinin ayette ikişer kez tekrarlanmasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

مَنَّ - مَنْ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs sanatı ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetin son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Önceki cümleyi tekid için gelmiş ıtnâb sanatıdır. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Bir fikri pekiştirmek ve daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla bir ifadenin arkasından söz ve anlamca ya da sadece anlam bakımından ona benzer olan ek bir ifadenin getirilmesi şeklinde gerçekleşen bir ıtnâb üslûbudur. (TDV İsmail Durmuş).

Allah Teâlâ, فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ  [Doğrusu Allah muhsinlerin mükafatını zayi etmez] buyurarak, mutlak bir mana ifade etmiş ve her muhsini ve bunu yapan herkesi kapsayan bir uslûb kullanmıştır. Böylece bu fiili yapan veya ister bu fiili, ister ihsan kapsamında bir başka fiili yapan olsun her muhsini bu mananın içine dahil etmiştir. Rûhu'l-Me‘ânî'de şöyle yazılıdır: “Bu sıfatı taşıyan herkesi umumi olarak kapsayan bir mana ifade etmesi için zamir zikredilmemiştir. Bu cümle, sabır emrinin sebebini bildirir. (Fâdıl Sâlih Samerrai, Beyanî Tefsir Yolu c.3, s.355) 

لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ [Şüphesiz Allah iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez, dedi] cümlesinde zamir yerine zahir olarak muhsinin demesi, muhsinin takva ve sabır sıfatını birleştiren kimse olduğunu vurgulamak içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)