قَالَ لَا تَثْر۪يبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَۜ يَغْفِرُ اللّٰهُ لَكُمْۘ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ ٩٢
Hz. Yûsuf, artık kendisini tanıtmanın zamanı geldiğini düşünerek, cahillikleri yüzünden kardeşlerinin kendisine ve kardeşi Bünyâmin’e yaptıklarını onlara hatırlatıp kendini tanıttı. Böylece Yûsuf kuyuya atıldığı zaman, kendisine vahyedilmiş olan, “Kardeşlerinin yaptıklarını bir gün onlara kendileri (senin kim olduğunun) farkına varmadan mutlaka haber vereceksin!” meâlindeki 15. âyetin verdiği haber, gerçekleşmiş oldu. Kardeşleri kusurlarını itiraf edip özür dilediler. O da onları bağışladığını bildirdi. İnsanların kıskanması, Allah’ın bir kimse için takdir etmiş olduğu nimeti engelleyemez. Nitekim, Resûlullah duasında şöyle demiştir: “Allahım! Senin verdiğine engel olacak yoktur. Senin engel olduğunu da verecek yoktur” (Buhârî, “Ezân”, 155). Kardeşlerinin kıskanması da Yûsuf’un yükselmesine engel olamamıştır. Sonunda kendileri mahcup olmuş ve Allah’ın Yûsuf’u kendilerinden üstün kılmış olduğunu yemin ederek itiraf etmişlerdir. Ziyâ Paşa’nın dediği gibi:
Zalimlere bir gün dedirir kudret-i Mevlâ:
Tallahi lekad âserekellahu aleynâ!
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 254
قَالَ لَا تَثْر۪يبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, لَا تَثْر۪يبَ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَا cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb, haberini ref eder.
تَثْر۪يبَ kelimesi لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir. عَلَيْكُمُ car mecruru لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. الْيَوْمَ zaman zarfı لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.
يَغْفِرُ اللّٰهُ لَكُمْۘ
Fiil cümlesidir. يَغْفِرُ damme ile merfû muzari fiildir. اللّٰهُ fail olup damme ile merfûdur. لَكُمْۘ car mecruru يَغْفِرُ fiiline mütealliktir.
وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَرْحَمُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الرَّاحِم۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الرَّاحِم۪ينَ۟ ; sülâsî mücerredi رحم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرْحَمُ ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ لَا تَثْر۪يبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mütekellim Hz.Yusuf’tur.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan لَا تَثْر۪يبَ عَلَيْكُمُ cümlesi, cinsini nefyeden لَا ‘nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَثْر۪يبَ , cinsini nefyeden لَا ‘nın ismidir. لَا ’nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. عَلَيْكُمُ car mecruru ve الْيَوْمَ zaman zarfı, bu mahzuf habere mütealliktir.
تَثْر۪يبَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
لَا تَثْر۪يبَ ifadesinde istiare sanatı vardır. İbarenin manası لا تأنيب ولا لوم عليكم [Size azarlama ve kınama yoktur] şeklindedir. الثرب ; midede ve işkembede bulunan ince yağdır. Emareleri parçalamak ve yüzün ihtişamını gidermek manasında müstear olmuştur. Çünkü yağ gidince bir deri bir kemik kalır ve hoş bir görünüm olmaz. Azarlama da böyledir, ayıplar ortaya çıkar. Ortak yön; kemâlden sonraki eksikliktir. (https://tafsir.app/aljadwal/12/92)
لَا تَثْر۪يبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ (Size azarlama, paylama, tekdir yoktur) cümlesindeki تَثْر۪يبَ kelimesi, işkembeyi kaplayan yağ tabakası anlamındaki ثرب kelimesinden türemiştir. İfade, Hz. Yusuf ‘un kardeşlerini azarlamaktan vazgeçip onları affetmesi anlamındadır. Derinin yüzülmesine تجليد ; tüylerinin yolunmasına/dökülmesine تقريع denildiği gibi… Çünkü tüylerin deriden dökülmesi zayıflığın son kertesidir. Bu ifade, şeref ve utanma duygusunu yok edici durumlarda mesel olarak kullanılır.
(İbarenin) anlamı şudur: Bugün size azarlama, paylama, tekdir yoktur; oysa ki bugün sizin azarlanmayı, paylanmayı, tekdir edilmeyi beklediğiniz bir gündü. (Abdülcelil Bilgin, Kur'an'daki Deyimler Ve Zemahşeri’nin Keşşaf'ı; Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
لَا تَثْر۪يبَ ifadesi, mahiyeti nefyeder. Mahiyetin nefyedilmesi ise mahiyetin fertlerinin tamamının yokluğunu iktizâ eder. Böylece bu ifade, bütün vakitleri ve durumları içine alan bir nefy cümlesi olmuş olur. Buna göre sözün takdiri; اليوم حكمت بهذا الحكم العام المتناول لكل الأوقات والأحوال [Bugün bütün vakit ve durumları içine alan genel bir hüküm verdim" şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
يَغْفِرُ اللّٰهُ لَكُمْۘ
Fasılla gelen cümle dua hükmünde istînâfiyedir. Hz. Yusuf’un sözlerinin devamıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Haberî isnad olmasına rağmen cümle dua manasındadır. Bu nedenle muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluşmuştur. Dolayısıyla, mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması tazim ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
يَغْفِرُ - تَثْر۪يبَ kelimeleri arasında tıbâk-ı manevi, لَكُمْۘ - عَلَيْكُمُ car-mecrurları arasında ise tıbâk-ı icâb sanatı vardır.
وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ
Ayetin son cümlesi, atıf harfi وَ ’ la makabline atfedilmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsned olan اَرْحَمُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Müsnedin veciz ifade kastıyla gelen اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ şeklindeki izafet formu, müsnedün ileyhin de tazimine işaret eder.
اَرْحَمُ - الرَّاحِم۪ينَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَغْفِرُ ve اَرْحَمُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatI vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)