وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍۙ ١٥
وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَفْتَحُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. خَابَ atıf harfi وَ ile mukadder cümleye matuftur. Takdiri, فنصروا وخاب كلّ جبّار (Yardım ettiler ve her cebbar hüsrana uğradı.) şeklindedir.
خَابَ fetha üzere mebni mazi fiildir. كُلُّ fail olup damme ile merfûdur. جَبَّارٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَن۪يدٍ kelimesi جَبَّارٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَفْتَحُوا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi فتح ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
جَبَّارٍ - عَن۪يدٍ kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍۙ
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la 13. ayetteki فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Aynı üslupta gelen وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍ cümlesi, takdiri فنصروا وخاب كلّ جبّار (Onlar galip geldi ama her zalim-cebbar mağlup oldu) olan mukadder cümleye matuftur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh veciz ifade için كُلُّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍ şeklinde gelerek izafetle marife olmuştur. Muzâfun ileyh olan جَبَّارٍ ’deki nekrelik kesret, nev ve tahkir ifade eder. Ayrıca mübalağa sıygasında gelmesi ve عَن۪يدٍ ‘le sıfatlanması bu kötü özelliğin son raddede olduğuna işarettir.
جبر ; kırılan kemiğin yerine kaynaması demektir. Bu zor bir olay olduğu için, zorlama olan işler için de kullanılmıştır.
جَبَّارٍ ‘in sıfatı olan عَن۪يدٍ , mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
جَبَّارٍ - عَن۪يدٍ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Burada geçen اسْتَفْتَحُوا kelimesine şu iki mana verilebilir: a) İlahi yardım sayesinde fethi ve muzafferiyeti istemek. b) Takdir edip, hükmetmek demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اسْتَفْتَحُوا [Fetih istediler.] yani düşmanlarına karşı Allah’tan fetih yahut kendileriyle düşmanları arasında karar vermesini istediler, demektir ki fetahat’ten gelir. (Beyzâvî , Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayette اسْتَفْتَحُوا , fiili استنص manasındadır.
Her ikisi de mübâlağa kipleridir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Dil alimleri ayetteki عَن۪يدٍ kelimesinin neden iştikak ettiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bunun aslının, kenar, köşe, taraf anlamına gelen عند kelimesi olduğunu söylemişlerdir. O halde عانَدَ ve عَنَدَ kelimelerinin manası, "yüz çevirerek bir köşeyi kaptı, köşede yürüdü" şeklindedir. Yine bir kimse bir kimseden uzaklaşıp kenar bucak gezdiğinde de bu durumu anlatmak için aynı lafız kullanılır. Sen bunu iyice kavradığında, biz deriz ki: Onun جَبَّارٍ ve متكبِّر olması, ruhî haline ve huyuna; عَن۪يدٍ olması da, o huylardan sâdır olan fiillere ve neticeye işaret olmuş olur ki bu da onun, hakdan uzaklaşması ve sapmasıdır. O halde, huyu, tekebbür, tecebbür ve zorbalık olan kimsenin, her türlü hayırdan mahrum olup sükut-u hayâle uğrayacağında ve bütün mutluluk nevilerini de kaybedeceğinde şüphe yoktur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)