Nahl Sûresi 53. Ayet

وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَاِلَيْهِ تَجْـَٔرُونَۚ  ٥٣

Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O’na yalvarır yakarırsınız.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا (ulaşan)
2 بِكُمْ size
3 مِنْ
4 نِعْمَةٍ her ni’met ن ع م
5 فَمِنَ -tandır
6 اللَّهِ Allah-
7 ثُمَّ sonra
8 إِذَا zaman
9 مَسَّكُمُ size dokunduğu م س س
10 الضُّرُّ bir sıkıntı ض ر ر
11 فَإِلَيْهِ yalnız O’na
12 تَجْأَرُونَ yalvarırsınız ج ا ر
 
Sadece yaratıcı olduğundan dolayı değil, aynı zamanda nimet sahibi olduğu, hayatın devamı hususunda gerekli olan imkânları, bu arada insanların yiyip içtiği, servet kabul edip sevinç duyduğu nimetleri, sağlık ve âfiyeti ihsan ettiği için, bütün bunları verenin başkası değil yalnız O olduğu, başlarına bir sıkıntı gelince O’na yöneldikleri, yönelmeleri gerektiği için de O’nu rab olarak bilip O’na itaat etmeleri gerekir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 406
 

وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَاِلَيْهِ تَجْـَٔرُونَۚ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mübteda olarak mahallen merfûdur. بِكُمْ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir.  مِنْ نِعْمَةٍ  car mecruru  مَا ’nın temyizi veya mahzuf aid zamirine mütealliktir. فَ  zaid harftir.  مِنَ اللّٰهِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.  

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اِذَا  şart manası taşıyan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. مَسَّكُمُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

مَسَّكُمُ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

الضُّرُّ  fail olup damme ile merfûdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

اِلَيْهِ  car mecruru  تَجْـَٔرُونَ  fiiline mütealliktir.  تَجْـَٔرُونَ  fiili  نَ ’nun subutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

ثُمَّ  ;matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ  harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذَا) :Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayetin ilk cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsul  مَا ’nın sılası mahzuftur. بِكُمْ , mahzuf sılaya mütealliktir. 

Mahzuf habere müteallık olan  فَمِنَ اللّٰهِ ’deki  فَ  zaid harftir. Tekid ifade eder.

مِنْ نِعْمَةٍ  car mecruru  مَا ’nın mahzuf haline mütealliktir. Kelimedeki nekrelik, kesret, nev ve tazim ifade eder. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. İbaredeki  مِنْ  ibtidaiyyedir. Yani size nimet Allah’tan ulaşıyor. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

مَا  şart edatıdır ya da şart manasını içermektedir, bu da haber bakımından böyledir, nimetin meydana gelmesi bakımından değil. Çünkü nimetin elde bulunması Allah’tan olduğunu haber vermeye sebeptir de ondan olmasına değil. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


 ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَاِلَيْهِ تَجْـَٔرُونَۚ

 

Cümle, rütbe ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile makabline atfedilmiştir.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Şart cümlesi olan  مَسَّكُمُ الضُّرُّ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

مسّ  fiilinin  الضُّرُّ ‘ya nisbet edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan dokunma fiili zarara isnad edilmiş, böylece cansız olan şey, canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır. Zararın dokunması ibaresi sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَاِلَيْهِ تَجْـَٔرُونَ , aynı zamanda  اِذَا ’nın müteallakıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  اِلَيْهِ  car mecruru, ihtimam için amili olan  تَجْـَٔرُونَ  fiiline takdim edilmiştir. Böylece fasılaya riayet de sağlanmıştır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

مَسَّكُمُ  fiilinin faili  الضُّرُّ ’dur. Dolayısıyla burada mecazi isnad veya istiare söz konusudur.

ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ [Sonra size, herhangi bir keder ve musibet dokunduğu zaman…] buyurulmuştur. İbni Abbas, Cenab-ı Hakk'ın bu ifadeyle hastalıkları, rahatsızlıkları ve ihtiyaçları kastettiğini söylemiştir. Hakk Teâlâ “...ancak O'na tazarru ve yakarmada bulunursunuz.” buyurmuştur ki bu, “Yardımını istemek için seslerinizi yükseltir, O'na dua ederek O'na yalvarır yakarırsınız.” demektir. Nitekim Arapçada denir ki bu tıpkı bir sığırın sesi gibi şiddetli çıkan ses ve böğürtü demektir. Buna göre mana şöyle olur: “Allah Teâlâ, bütün nimetlerin kendisinden olduğunu; sonra da herhangi bir kimseye o nimetlerden herhangi birinin zeval bulmasını gerektiren bir zarar tesadüf ettiğinde, O'nun Allah'a yalvarıp yakardığını, yüksek sesle niyazda bulunduğunu yani o kimse mahlukatın melceinin ancak O olduğunu bildiği için kendisinden başka hiç kimseden yardım talep etmediğini beyan buyurmuştur.” Buna göre Cenab-ı Hakk, onlara sanki “Genişlik ve emniyet içinde iken niye bu yolu tutmadınız; neredeydiniz?” demek istemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ  [Sonra size sıkıntı dokunduğu zaman yalnız ona yalvarırsınız.] ondan başkasına niyaz etmezsiniz. Ayette geçen  جْـَٔرُ , dua ederken veya yardım isterken sesi yükseltmektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)