ثُمَّ اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ ٥٤
ثُمَّ اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اِذَا şart manası taşıyan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. كَشَفَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
كَشَفَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الضُّرَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. عَنْكُمْ car mecruru كَشَفَ fiiline mütealliktir.
اِذَا mufacee harfidir. اِذَا, isim cümlesinin önüne geldiğinde “birdenbire, ansızın” manasında mufacee harfi olur. فَر۪يقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ cümlesi, şartın cevabıdır.
İsim cümlesidir. فَر۪يقٌ mübteda olup damme ile merfûdur. مِنْهُمْ car mecruru فَر۪يقٌ ‘nun mahzuf sıfatına mütealliktir.
بِرَبِّهِمْ car mecruru يُشْرِكُونَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يُشْرِكُونَ cümlesi, فَر۪يقٌ ‘nun haberi olarak mahallen merfûdur.
يُشْرِكُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
ثُمَّ : Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُشْرِكُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
ثُمَّ اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ
Cümle, tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile önceki ayetteki şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اِذَا şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir.
Şart cümlesi olan اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
Şartın cevabı mufacee harfi اِذَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi اِذَا فَر۪يقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَر۪يقٌ mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يُشْرِكُونَ cümlesi, haberdir.
Müsnedün ileyhin tenkiri tahkir içindir.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. اِلَيْهِ car mecruru, ihtimam için amili olan تَجْـَٔرُونَ fiiline takdim edilmiştir. Böylece fasılaya riayet de sağlanmıştır.
Veciz ifade kastıyla gelen بِرَبِّهِمْ izafetinde şirk koşanlara aid هِمْ zamirinin Rab ismine muzâf olmasında, Rabblerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak ve onları tahkir manası vardır.
Zamir yerine zahir isim gelerek, Rab isminin zikredilmesi Allah’ın rububiyet vasfının öne çıkarılması ve onların yaptığının yanlışlığına işaret için yapılan ıtnâb ve iltifât sanatıdır.
Önceki ayetteki ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ ibaresiyle bu ayetteki ثُمَّ اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ ibaresi arasında mukabele vardır.
Buradaki ثُمَّ (sonra) kelimesi, zararın dokunma süresinin uzun olduğuna ve uzun bir süreden sonra zararın kalktığına delalet için değil, ona terettüp eden şirk mertebesinin dalaletin en uzak mertebesi olduğuna işaret içindir.
Eğer bu hitap bütün insanlara ise bu fırka, kâfir olan fırka demektir. Eğer hitap yalnız kâfirlere ise “içinizden bir güruh” ifadesi beyan içindir. Yani siz kâfirler fırkası, demek olur. Ancak hitap, kâfirler için olduğu takdirde onlardan bir kısmı ibret alıp küfründen vazgeçmiş de olabilir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
“Nihayet O, sizden bu keder ve musibeti açıp giderdiği zaman ise içinizden bir kısmı, bakarsınız ki Rabblerine eş koşuyorlar.” buyurmuştur. Böylece Allah Teâlâ, sıkıntıları giderilip durumları düzeltildiğinde onların gruplara ayrıldıklarını; bir kısmının, şiddet ve sıkıntı esnasında iken sadece Allah'a sığınma halini şimdi de sürdürdüğünü, bir kısmının ise değişip Allah'a başkalarını şerik koştuğunu beyan buyurmuştur ki bu bir cehalet ve dalalettir. Çünkü onların aslî fıtratları ve tabiî yaratılışları, başlarına bir bela, bir sıkıntı, bir afet ve korkunç bir şey geldiğinde, sadece tek olan Allah'a sığınacaklarına ve sadece tek olan Allah'tan yardım istemeleri gerektiğine şehadet edince bu sıkıntı ve belalar kalktığında da onların aynı inanç üzere kalması gerekir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
مِنْ ’in bazı manasına olması da caizdir, o zaman bazılarına itibar edilmiş olur, Mesela, “Onları karaya çıkardığı zaman içlerinden kimisi doğru yoldadır.” (Lokman Suresi, 32) ayetinde olduğu gibi. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)