İsrâ Sûresi 29. Ayet

وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَحْسُوراً  ٢٩

Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا ve asla
2 تَجْعَلْ yapma ج ع ل
3 يَدَكَ el(ler)ini ي د ي
4 مَغْلُولَةً bağlanmış غ ل ل
5 إِلَىٰ
6 عُنُقِكَ boynuna ع ن ق
7 وَلَا ve
8 تَبْسُطْهَا açma ب س ط
9 كُلَّ tamamen ك ل ل
10 الْبَسْطِ açarak ب س ط
11 فَتَقْعُدَ sonra kalırsın ق ع د
12 مَلُومًا kınanmış ل و م
13 مَحْسُورًا hasret içinde ح س ر
 
Dördüncü ödev hem cimrilikten hem israftan sakınmaktır. Cimrilik de savurganlık da aşırılıktır, bu sebeple haramdır. İkisinin ortası cömertliktir. Ahlâk kitaplarında savurganlık ifrat, cimrilik tefrit olarak nitelenir. İfrat, aklın ve dinin uygun gördüğü ölçünün ilerisinde veya uygun bulmadığı yollarda harcamayı; tefrit de gerekli yerlere gerektiği ölçüde harcamaktan kaçınmayı ifade eder. İsraf da cimrilik de erdemsizlikler arasında sayılır. İkisinin ortası (itidal, vasat) ise cömertliktir.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 479
 

 

Ebû Ümâme Suday İbni Aclân radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 “Ey âdemoğlu! İhtiyâcından fazla olan malını sadaka olarak vermen senin için  iyi; vermemen kötüdür. İhtiyacına yetecek kadarını elinde tutmandan dolayı ayıplanmazsın. İyiliğe, geçimini üstlendiklerinden başla. Veren el, alan elden üstündür (unutma).”(Riyazus Salihin, 553 Nolu Hadis ; Müslim, Zekât 97. Ayrıca bk.Tirmizî, Zühd 32)

Pegamber Efendimiz;
“ Her Allah’ın günü iki melek iner. Bunlardan biri ‘Allah’ım! Malını verene yenisini ver’ diye dua eder. Diğeri de ‘Allah’ım! Cimrilik edenin malını yok et!’ diye beddua eder. “(Buhâri, Zekât 11/2; Müslim, Zekât 36)

“Allah Teâlâ şöyle buyurur:” Ey insanoğlu! Sen başkalarına ver,  ben de sana vereyim. (Buhâri, Zekât 21,22, Hibe 15; Müslim,Zekât 88)

 

وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَحْسُوراً

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَجْعَلْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.  يَدَكَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ك  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مَغْلُولَةً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  اِلٰى عُنُقِكَ  car mecruru  مَغْلُولَةً ’e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَبْسُطْهَا  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. كُلَّ  masdardan naib mef’ûlun mutlak olup fetha ile mansubdur. الْبَسْطِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

فَ  harfi sebebiyyedir. Muzariyi gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren harftir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy, talep bulunması gerekir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, önce geçen mukadder masdara matuf olarak mahallen merfûdur. Takdiri, لا يكن منك غلّ ليدك أو بسط فقعود في الملام والحسرة (Elinizin zincirlenmesine veya açılmasına izin vermeyin ki bu yüzden hasret ve keder içinde kalmayın.) şeklindedir.

تَقْعُدَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ’dir.  مَلُوماً  hal olup fetha ile mansubdur.  مَحْسُوراً  ikinci hali olup fetha ile mansubdur.

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek  2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) مَغْلُولَةً ; sülâsi mücerredi غلل  olan fiilin ism-i mef’ûludur. 

مَحْسُوراً ; sülâsi mücerredi حسر  olan fiilin ism-i mef’ûludur. 

 

وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَحْسُوراً

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır. 

Makabline atfedilen  وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Cümle nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır.

Mef’ûl olan  كُلَّ , mahzuf mef’ûlü mutlaktan naibdir. 

Mef’ûle izafe edilen  الْبَسْطِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَحْسُوراً  cümlesine dahil olan  فَ  sebebiyyedir. Gizli  أنْ ‘le masdar tevilindeki cümle önceki kelamdan hasıl olan masdar manasına matuftur. 

Masdar-ı müevvel muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

مَحْسُوراً  ve  مَلُوماً  ardarda gelmiş iki haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

Ayette fiillerin muzari sıygada gelmesi istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayette, istiare sanatı vardır.  وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ  ifadesinde infak etmeyen kimse, elini boynuna bağlayan, elindekini vermeyen kimseye,  وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ  kısmında ise israf, bir şey tutamayacak şekilde eli açmaya  benzetilmiştir. 

مَغْلُولَةً - الْبَسْطِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ  cümlesi ile  وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

الْبَسْطِ - تَبْسُطْهَا  kelimelerinde cinas-ı iştikak ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

مَلُوماً - مَحْسُوراً  ve  يَدَكَ - عُنُقِكَ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Allah Teâlâ infakı emrettikten sonra bu ayette de cimriliği yermek ve israfı yasaklamak suretiyle infakın adabını ve geçim için iktisatlı olmayı emretmektedir. Yani: ‘’Kendine ve ailene karşı akrabalık bağlarını koru ve diğer hayırlı işlerde cimri olma. Aynı şekilde aşırıya kaçarak takatinden fazla ve elinde bir şey kalmayacak şekilde çokça infak etme!’’ Özetle infakın esasları, yaşayışta iktisat, infakta da cimrilik ve savurganlık arasında orta yolu aşmamaktır. Cimrilik aşırı eli sıkılık, savurganlık ise aşırı harcamadır. Her ikisi de yerilmiştir. İşlerin hayırlısı orta yollu olanıdır. 

Ayette eli boynuna bağlamak cimrilikten kinâye, eli tamamen açmak da israf ve savurganlıktan kinâye olup Allah Teâlâ cimrilik ve israfı/savurganlığı yasaklamıştır. Bu ifadeler ayrıca pintilik ve israfı men etme hususunda birer temsildir. (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l Münîr Adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)

Burada cimrilik ile ilgili olan  مَلُومًا [kınanma] ve israf ile ilgili olan  مَحْسُورًا [hasret içinde kalma] tertibe göre gelmiştir. Bu ifadede leff-i neşr-i müretteb sanatı vardır. (Dr. Mustafa Aydın Arap Dili Belâgatında Bedî‘ İlmi Ve Sanatları)

Araplarda tebzir, malıyla övünmek ve böbürlenmek için infak vardı.İslam dini infakla israftan uzak durarak, iktisaden infakı getirdi. 

Arapçada  مَحْسُورًا  kelimesi yorgun, yoluna devam edemeyecek halde olan deveye denir. Böylece savurganlığın sonunda halsiz, mecalsiz ve başkasına muhtaç hale gelinmemesi öğütlenmektedir. Yine  كُلَّ الْبَسْطِ  ifadesinin “Lam-ı tarif”li gelmesi elini tamamen açmasının israftan kinaye olduğunu anlatır. (Dr. Hamza Yıldırım, Belâgat Yönünden İsra Suresindeki Ahlâk Muhtevalı Ayetlerin Kur'an İrşadındaki Etkisi)

مَلُومًا  [Kınanmış] olması, malını tamamen zayi etmesinden ve çoluk çocuğunu sıkıntı ve darlığa düşürmesinden dolayı hem kendisinin hem de arkadaşlarının onu kınaması demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

İsrafın gailesi ise sonradan ortaya çıktığından, onun çirkinliği de ondan sonra “yerinir, mallarının hasretini çekersin” ifadesiyle anlatılmıştır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)