İsrâ Sûresi 32. Ayet

وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً  ٣٢

Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا ve asla
2 تَقْرَبُوا yaklaşmayın ق ر ب
3 الزِّنَا zinaya ز ن ي
4 إِنَّهُ çünkü o
5 كَانَ ك و ن
6 فَاحِشَةً açık bir kötülüktür ف ح ش
7 وَسَاءَ ve çok kötü س و ا
8 سَبِيلًا bir yoldur س ب ل
 
Altıncı ödev zinadan, fuhuştan kaçınmaktır. Âyette “Zina etmeyin” denilmeyip “Zinaya yaklaşmayın” denilmesi, zinaya götürme tehlikesi bulunan tutum ve davranışlardan da uzak durmayı ifade eder. Burada zina yasağının ardından “Çünkü o hayâsızlıktır, çok kötü bir yoldur” denilmesi, zinanın insanın temiz fıtratına ve akl-ı selime aykırı olduğuna işaret etmektedir.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 480
 
Bir genç Resûl-i Ekrem’den zina etmesine izin vermesini istediği zaman Resûlullah Efendimiz onu yanına oturtmuş, kendi annesiyle, kızıyla, kızkardeşiyle, halasıyla, teyzesiyle zina edilmesine râzı olup olmayacağını birer birer sormuş, onun böyle bir şeyi kimsenin kabul edemeyeceğini söylemesi üzerine, bu delikanlının bağışlanması, kalbinin temizlenmesi ve iffetinin korunması için dua etmiştir. 
(Ahmed b. Hanbel , Müsned ,V,256-257)
 
  Zeneye زِنَاء : زني şer'i bir akit olmadan kadınla yapılan cinsel ilişkidir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 9 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli zinadır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 
 

وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَقْرَبُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الزِّنٰٓى  mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.


 اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ 

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

هُ  muttasıl zamir  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle  اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri  هو ’dir. فَاحِشَةً  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. 


 وَسَٓاءَ سَب۪يلاً

 

Fiil cümlesidir.  وَ  atıf harfidir.  سَٓاءَ  zem anlamı taşıyan camid fildir. Zem fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri, هو  şeklindedir.  سَب۪يلًا  temyiz olup fetha ile mansubdur. 

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez.Ayette melfuz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

سَاءَ  zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut  مَا  ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır: 

1. Failinin  ال ’lı İsme Muzaf Olarak Gelmesi 2. سَاءَ ’nin Temyiz Alması

3. سَاءَ  Fiilinin  مَا  Harfi ile Gelmesi (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki …لَا تَقْتُلُٓوا  cümlesine atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümlede istiare sanatı vardır. Zina, yakınına gidilebilecek maddî bir şeye benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Bu ayetteki zinaya yaklaşmayın ifadesi, “zina etmeyin” ifadesinden daha beliğdir. Çünkü bu ifade tarzı zina etmenin yasak olduğunu bildirmekle birlikte dokunma, öpme, bakma, göz işareti ve zinaya götüren diğer hareketlerin de yasaklandığını bildirir. Yaklaşmayı yasaklamak, yapmayı yasaklamaktan daha vurguludur. Buradaki  لَا تَقْرَبُوا: yaklaşmayın lafzı nehiy fiilidir ve asıl anlamında (vücup) kullanılmıştır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)

Kaffâl şöyle demektedir: “İnsana, (buna yaklaşma) denildiğinde bu, ona, (onu yapma) denilmesinden daha kuvvetli bir ifade olur.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu yasağın çocuk öldürme yasağı ile mutlak olarak haram kılınmış bir cana kıyma yasağı arasında zikredilmesi, zinanın da çocukları öldürmek gibi sayılması itibarıyladır. Çünkü zina nesepleri zayi etmektir. Zira nesebi sabit olmayan kimse ölü hükmündedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm) 


 اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

اِنَّ ’nin haberi olan  كَانَ فَاحِشَةً  cümlesi, nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsned olan  فَاحِشَةًۜ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ile tekid edilen isim cümleleri, çok muhkem cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَسَٓاءَ سَب۪يلاً


 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

وَسَٓاءَ سَب۪يلاً  cümlesi gayri talebî inşâî isnaddır.  سَٓاءَ , zem anlamı taşıyan camid fiildir. 

سَٓاءَ  fiilinin, هو  şeklinde takdir edilen mahsusunun hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

سَب۪يلاً , fail zamir için temyizdir.

الزِّنٰٓى - فَاحِشَةًۜ - سَٓاءَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Zahiren hüküm hakkında soru soran veya mütereddit bir muhatap yokken,  اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً  haber cümlesi tekid edilerek talebî formda gelmiştir. Ayet bu yönüyle muktezâ-i zâhirden çıkmıştır; ancak söz konusu ifade, zinadan nehyedilme üzerine muhatapların zihninde oluşması muhtemel olan zinanın neden yasaklandığı hususundaki soru işaretlerine cevap verir niteliktedir. Bu sebeple muhataplar zahiren soru sormasa da soru soran konumunda kabul edilmiş ve ayet muktezâ-i zâhire uygun olmamakla birlikte muktezâ-i hale mutabık olarak talebî haber şeklinde gelmiştir. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu Ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)