İsrâ Sûresi 31. Ayet

وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ خَشْيَةَ اِمْلَاقٍۜ نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَاِيَّاكُمْۜ اِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْـٔاً كَب۪يراً  ٣١

Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا
2 تَقْتُلُوا öldürmeyin ق ت ل
3 أَوْلَادَكُمْ çocuklarınızı و ل د
4 خَشْيَةَ korkusuyla خ ش ي
5 إِمْلَاقٍ fakirlik م ل ق
6 نَحْنُ biz
7 نَرْزُقُهُمْ sizi de besliyoruz ر ز ق
8 وَإِيَّاكُمْ onları da
9 إِنَّ şüphesiz
10 قَتْلَهُمْ onları öldürmek ق ت ل
11 كَانَ ك و ن
12 خِطْئًا günahtır خ ط ا
13 كَبِيرًا büyük ك ب ر
 
Beşinci ödev çocukların hayatını korumaktır. İslâm öncesinde çok nâdir olsa da bazı Araplar’ın geçim korkusuyla çocuklarını öldürdükleri anlaşılmaktır. Bunun nâdir olması, suçun vahametini değiştirmeyeceği için burada önemle zikredilmiştir. Ayrıca, zamanla sebebi ve şekli değişse de insanlar, isteyerek veya istemeyerek, doğrudan ya da dolaylı olarak çocuklarını öldürmeye devam ettiler ve etmektedirler. Âyetin hükmü mutlaktır: “Çocukların öldürülmesi büyük bir günahtır.” Râzî şöyle der: “Çocuklara karşı sevgisizlik, ruhun şiddetle karardığına ve kalbin katılaşmışlığına delâlet eder; bu cürüm kötü ahlâkın en belirgin örneklerindendir. Allah, öyle kötü huyların önlenmesi maksadıyla evlâtlara güzellikle davranmayı teşvik etmiştir” (XX, 196).
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 480
 

وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ خَشْيَةَ اِمْلَاقٍۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf Ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَقْتُلُٓوا  fiili  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَوْلَادَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

خَشْيَةَ  mef’ûlun lieclih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اِمْلَاقٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubtur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.

Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَاِيَّاكُمْۜ 

 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  نَحْنُ  mübteda olarak mahallen merfûdur. نَرْزُقُهُمْ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

نَرْزُقُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Muttasıl zamir  هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Munfasıl zamir  اِيَّاكُمْۜ  atıf harfi  وَ ’la  نَرْزُقُهُمْ ’deki muttasıl zamire matuf olup, mahallen mansubdur. 


اِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْـٔاً كَب۪يراً

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

قَتْلَهُمْ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

كَانَ  nakıs mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.

كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri  هُو ’dir.  خِطْـٔاً  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.  كَب۪يراً  kelimesi  خِطْـٔاً ’ın sıfatı olup fetha ile mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَب۪يراً  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ خَشْيَةَ اِمْلَاقٍۜ 

 

Ayet, atıf harfi وَ ‘la 29. ayetteki talep ifade eden …وَلَا تَجْعَلْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır. 

Mef’ûlün lieclih olan  خَشْيَةَ ’in muzâfun ileyhi  اِمْلَاقٍ  ‘deki nekrelik, nev ve tahkir ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. Kelime bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

مِنْ اِمْلَاقٍ , ayette fakirlik manasında kullanılmıştır. Sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

Çocukların yakınlığı parça, cüz olma yakınlığı olup, bu da sevgiyi gerektiren en büyük sebeplerden olur. Binaenaleyh böyle bir muhabbet bulunmuyorsa bu, ruhun alabildiğine katı; kalbin de alabildiğine kararmış olduğuna delalet eder ki bu her iki durum da kötü huyların en ileri derecesinde yer alan hususlardandır. Binaenaleyh Allah Teâlâ, bu kötü hasleti izale etmek için, çoluk-çocuğa iyilikte bulunmaya teşvik etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Benzer bir ayet Enam Suresinde de geçer. Ancak bu iki ayet arasında nazım bakımından fark vardır: Burada  خَشْيَةَ إمْلاقٍ , Enam Suresi 151. ayette  مِن إمْلاقٍ  buyurulmuştur. Bu da kızlarını öldürenlerin iki amacı olduğunu gösterir: 

- Ya bu kişiler fakirdir, kızlarına infak edecek gelirleri yoktur ve bu kızların büyüdüğü zaman da kendilerinin para kazanmasına yardım edeceğini düşünmüyorlardır. Enam Suresi 151. ayetteki  مِن إمْلاقٍ  sözü bunun için gelmiştir. Çünkü  مِن  ta’liliyyedir. Yoksulluğun kızlarını öldürme sebebi olduğunu ifade eder.   

- Ya da bu öldürmenin sebebi babanın yoksulluğu değildir. Ama fakirleşmekten veya kendisinin ölümüyle kızının fakirleşmesinden korkuyordur. Çünkü cahiliyede kız çocuklarına miras bırakmıyorlardı. Enam Suresi 151. ayette  نَحْنُ نَرْزُقُكم وإيّاهُمْ  şeklinde buyurularak babalara ait zamir çocuklara ait zamire takdim edilmiştir. Bu ayette ise  نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَاِيَّاكُمْ  buyurularak zamirlerin sırası değişmiştir. Çünkü burada bahsedilen fakirleşme ise gerçekleşmesinden korkulan fakirleşmedir ve en çok da beyitlerde gördüğünüz gibi kız çocuklarının fakirleşmesidir. Bu nedenle çocukların rızkını Allah'ın verdiği takdim edilmiş, babalarına verdiği rızık tehir edilmiştir ki bu da Kur'an'ın nüktelerindendir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


 نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَاِيَّاكُمْۜ 

 

Cümle, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil sıygasındaki  نَرْزُقُهُمْ وَاِيَّاكُمْۜ  cümlesi, haberdir.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Munfasıl zamir  وَاِيَّاكُمْ , fiildeki muttasıl zamir  كُمْ ‘e atfedilmiştir.

نَرْزُقُهُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.


اِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْـٔاً كَب۪يراً

 

Ta’liliyye veya beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. 

اِنَّ ’nin ismi, veciz anlatım yollarından olan izafetle gelmiş, az sözle çok anlam ifade etmiştir. Ayrıca bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

اِنَّ ’nin haberi olan كَانَ خِطْـٔاً كَب۪يراً  cümlesi, nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Haber olan  خِطْـٔاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

كَب۪يراً  kelimesi  خِطْـٔاً  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

كَب۪يرٌ  kelimesi, asıl olarak bütün çeşitleriyle maddî büyüklüğü ifade eder. Hissi birşeyin akli bir şeye benzetilmesi açısından istiaredir. Cümlede bu günahın büyüklüğü gözle görülür elle tutulur maddi bir şeye benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

تَقْتُلُٓوا - قَتْلَهُمْ  kelimeleri arasında  iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

Enam Suresi 151 ile İsra Suresi 31 ayetlerinde çocukları öldürmek yasaklanmıştır.

Bir incelikten dolayı iki lafız ve iki mana arasında tam bir mugâyeret gerçekleşmiştir. Birinci ayet, fiilen geçim sıkıntısı çekenlere hitap etmektedir. Bu yüzden geçimi sağlayan babaların rızkı önce, bakılanların rızkı ise sonra zikredilmiştir. İkinci ayet ise geçim sıkıntısından korkan Yahudilere hitap etmektedir. Çünkü fakirleşmekten ancak zenginler korkar. Fakir zaten fakirlik çekmektedir, dolayısıyla korkacak bir şeyi yoktur. Buradaki korku geleceğe yöneliktir. Gelecekte yeni doğacak olan çocukların rızkından endişe duyulmaktadır. Bu nedenle “onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz” ifadesinde önce çocukların rızkı vurgulanmıştır ki zenginler küçük çocuklarının mallarını yok edeceği veya azaltacağı düşüncesine kapılmasınlar. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî‘ İlmi Ve Sanatları)