Kehf Sûresi 23. Ayet

وَلَا تَقُولَنَّ لِشَايْءٍ اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَداًۙ  ٢٣

Hiçbir şey hakkında sakın “yarın şunu yapacağım” deme!
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا ve
2 تَقُولَنَّ deme ق و ل
3 لِشَيْءٍ hiçbir şey için ش ي ا
4 إِنِّي mutlaka
5 فَاعِلٌ yapacağım ف ع ل
6 ذَٰلِكَ bunu
7 غَدًا yarın غ د و
 
Ashâb-ı Kehf kıssası Hz. Peygamber’e sorulduğunda “Allah izin verirse” demeden, “Yarın size cevap vereceğim” dedi. Bu sebeple bir süre vahiy kesildi. Bu bir uyarıydı. Nitekim on beş gün sonra vahiy geldiğinde yüce Allah Hz. Peygamber’i şöyle uyarıyordu: “Allah izin verirse demeden hiçbir şey için ‘Şu işi yarın yapacağım’ deme!” Hiç kimse yarın ne yapacağını bilemez (bk. Lokmân 31/34). Zira bir şeyin meydana gelmesi için sadece insanın iradesi yeterli değildir, Allah’ın da onun olmasını dilemesi gerekir. Bu irşad ve uyarılar sebebiyle gelecekte bir işi yapmaya niyet ederken işi Allah’ın iradesine bağlamak yani “Allah izin verirse” demek güzel görülmüştür. Türkçe’de yaygın olarak kullanılan ve âyet metnindeki lafza uygun bir dilek ifadesi olan “inşallah” deyiminin anlamı da budur (başka bazı âyetlerde de bu ifade aynı lafızla yer alır, meselâ bk. Kehf 18/69; Kasas 28/27; Sâffât 37/102).
 
  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 548
 
Dâvûd peygamberin oğlu Hz. Süleymân: Bu gece yüz veya doksan dokuz kadınımla ilişkide bulunacağım! Her biri de Allah yolunda cihâd edecek birer yiğit doğuracak! demişti. Arkadaşı (veya melek) ona: İnşallah’ demesini tavsiye etmiş, fakat o bir meşguliyetinden dolayı unutup inşallah dememişti. İşte bu yüzden o kadınlardan sadece biri hâmile kalmış,o da sakat bir çocuk doğurmuştu. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bunları söyledikten sonra şöyle buyurdu: “Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, eğer Süleymân peygamber inşallah deseydi, o kadınlardan her biri Allah yolunda savaşacak birer yiğit doğururdu.”
(Buhari,Cihad 23,nr.2819)
 

وَلَا تَقُولَنَّ لِشَايْءٍ اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَداًۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَقُولَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Fiilin sonundaki  ن , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. لِشَيْءٍ  car mecruru  تَقُولَنَّ  fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavl  اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَداًۙ ’dir.  تَقُولَنَّ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. فَاعِلٌ  kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. 

İşaret ismi  ذٰلِكَ  ism-i fail  فَاعِلٌ ’un mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. غَداً  zaman zarfı  فَاعِلٌ ’e mütealliktir.

Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

فَاعِلٌ ; sülâsî mücerredi فعل  fiilinin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَا تَقُولَنَّ لِشَايْءٍ اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَداًۙ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la  önceki ayetteki … فَلَا تُمَارِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Fiilin sonundaki nun-i sakile ile tekid edilmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  لِشَايْءٍ  car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir. Bu kelimedeki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Menfî siyakta nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir.

لَا تَقُولَنَّ  fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَداً  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan  فَاعِلٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsmi işaret olan  ذٰلِكَ  müsnedin mef'ûlüdür. Nasb mahallindedir.

Mef’ûl olan işaret ismi  ذٰلِكَ  ve zaman zarfı  غَداً ‘in amili, ism-i fail vezninde gelerek fiil gibi amel eden  فَاعِلٌ ‘dur.

غَداً [Yarın] mecazen gelecek zaman için kullanılır ve  غَداً (yarın) kelimesi o günü takip eden gün anlamına gelmez.  اليَوْمُ (Bugün) kelimesinin şimdiki zaman, الأمْسُ (dün) kelimesinin ise geçmiş zaman anlamında kullanılması gibidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr; (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm)

اِنَّ  ’nin haberi olan  فَاعِلٌ ’a müteallık olan zaman zarfı  غَداً , cüz zikredilip, kül kastedilmesi babında mecaz-ı mürseldir.

Ayette ism-i fail  فَاعِلٌ  kelimesi  الْ  takısı olmadan gelmiştir. Öyle ise fail alabilmesi için dayanak şartlarından birisinin olması lazımdır. Ayete bakıldığı zaman ism-i fail kalıbının aslında mübteda olan  اِنّ۪ ’nin ismine itimat ettiği görülmektedir. Bunlara ek olarak mef’ûl alması için zamanın da şimdiki zaman ya da gelecek zaman olması gerekmektedir. غَداً  kelimesi ise bu delalete karinedir. İtimat ve zamana delalet şartlarını bulundurduğu için her iki mamülünde de amel etmiştir. 

İsm-i failin muzari fiile benzerliğini kuvvetlendirmek için dayanacağı edat ve durumlar şunlardır: İsm-i fail olumsuzluk edatından sonra gelerek olumsuzluk (nefy) harfine itimat edebilir. Bu ayette olduğu gibi tenvin gelecek zamana delalet etmektedir. “Mazi olsaydı yarın anlamındaki  غَداً kelimesinin bir anlamı olmazdı.” diyerek izafetin, anlama etkisini ifade etmiştir. Kisâî’ye göre ism-i fâil mazi fiil manasında da olsa amel eder, ism-i failin hal ve istikbale delalet etmesi ona göre şart değildir. (Hasan Duran, Kur'an-ı Kerim’de Teceddüt ve Sübût Manası İçin Yapılan Udûl Çeşitleri)