اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْداًۜ ٩٣
اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْداًۜ
İsim cümlesidir. اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كُلُّ mübteda olup damme ile merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فِي السَّمٰوَاتِ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ’la السَّمٰوَاتِ ’ye matuftur.
اِلَّٓا hasr edatıdır. اٰتِي mübtedanın haberi olup ى üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الرَّحْمٰنِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَبْداً hal olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْداًۜ
Ayet, ta’liliyye veya beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümleye dahil olan nefiy manasındaki اِنْ harfi, kasr manası için gelmiştir.
Mübteda olan كُلُّ ’nün muzâfun ileyhi konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sılası mahzuftur. فِي السَّمٰوَاتِ bu mahzuf sılaya mütealliktir. وَالْاَرْض , tezat nedeniyle فِي السَّمٰوَاتِ ’ye atfedilmiştir.
السَّمٰوَاتِ ve الْاَرْضِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır.
السَّمٰوَاتِ ’tan sonra الْاَرْضِ ’nin zikredilmesi umumdan sonra hususun zikri babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.
فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ifadesindeki ف۪ي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen yeryüzü ve gökyüzü, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Yer ve gökteki yaratılmışlar, adeta bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır.
Müsned olan اٰتِي الرَّحْمٰنِ , veciz ifade ve tazim kastıyla izafet formunda gelmiştir.
Nefiy harfi اِنْ ve istisna harfi اِلَّٓا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. مَنْ mevsûf/maksûr, اٰتِي الرَّحْمٰنِ sıfat/ maksûrun aleyh olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde لِلرَّحْمٰنِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsned olan اٰتِي , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
عَبْداً hal olarak mansubdur. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eden tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Asıl üzere (izafetsiz olarak) اٰتِي الرَّحْمٰن şeklinde de okunmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)