اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَاُو۬لٰٓئِكَ اَتُوبُ عَلَيْهِمْۚ وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ ١٦٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِلَّا | ancak hariç |
|
| 2 | الَّذِينَ | (kimseler) |
|
| 3 | تَابُوا | tevbe edip |
|
| 4 | وَأَصْلَحُوا | uslananlar |
|
| 5 | وَبَيَّنُوا | ve (gerçeği) açıklayanlar |
|
| 6 | فَأُولَٰئِكَ | işte onlar |
|
| 7 | أَتُوبُ | tevbelerini kabul ederim |
|
| 8 | عَلَيْهِمْ | onların |
|
| 9 | وَأَنَا | çünkü ben |
|
| 10 | التَّوَّابُ | tevbeyi çok kabul edenim |
|
| 11 | الرَّحِيمُ | çok esirgeyenim |
|
Burada tevbe üç kere geçmiş, tevbenin nasıl yapıldığı anlatılmıştır. Gizlenen şeyin düzeltilip açıklanması, yani zıddının yapılması gerekir. O fiili telafi etmek ve bir daha da yapmamak lazımdır.
Özetle:
1) Tövbe etmek,
2) Aslaha; kendini düzeltmek, o fiili bir daha yapmamak,
3) Tersini yapmak.
اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَاُو۬لٰٓئِكَ اَتُوبُ عَلَيْهِمْۚ وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّح۪يم
إِلَّا istisna harfidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ, müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تَابُوا۟ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. تَابُوا۟ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَصْلَحُوا atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur.
اَصْلَحُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بَيَّنُوا atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur.
بَيَّنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَ ta’liliyedir. İşaret ismi أُو۟لَـٰۤىِٕكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَتُوبُ عَلَيْهِمْۚ cümlesi, أُو۟لَـٰۤىِٕكَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَتُوبُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ‘dir. عَلَیۡهِمۡ car mecruru أَتُوبُ fiiline mütealliktir.
وَ haliyye veya istînâfiyyedir. Mütekellim zamir أَنَا mübteda olarak mahallen merfûdur. ٱلتَّوَّابُ haber olup damme ile merfûdur. ٱلرَّحِیمُ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَصْلَحُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صلح ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
بَیَّنُوا۟ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بين ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef‘ûlu herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, birşeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا
Ayet önceki ayetteki lanetlenenlerden istisna edilenleri bildirmektedir. Müstesna olan ٱلَّذِینَ ’nin sılası olan تَابُوا۟ , mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üslupta gelerek sıla cümlesine atfedilen وَاَصْلَحُوا ve وَبَيَّنُوا cümleleri atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette, zemme benzeyen bir şeyle medhi te’kîd sanatı vardır.
Tazim ve sonraki habere dikkat çekmek için ism-i mevsûlle ifade edilen kişilerin özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.
وَاَصْلَحُوا [Ve durumlarını düzeltenler] yani bozdukları durumlarını düzeltip aşırılıklarını telafi edenler ve Allah’ın, kendi kitaplarında açıkladığı, fakat kendilerinin gizlediği şeyleri insanlara [açıklayanlar] veya ettikleri tövbeyi insanlara ilan edenler [müstesna] ki, bu sayede üzerlerindeki inkâr damgasını silip, daha önce tanındıklarının tersine tanınarak, başka bozucuların da kendilerine uymasını sağlamış olacaklardır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Ayette şöyle takdir edilen bir bedî’ nazım vardır: إلّا الَّذِينَ تابُوا انْقَطَعَتْ عَنْهُمُ اللَّعْنَةُ فَأتُوبُ عَلَيْهِمْ (Tevbe edenler müstesnadır. Onlardan lanet kesilir. Ben onları affederim). (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَاُو۬لٰٓئِكَ اَتُوبُ عَلَيْهِمْۚ
فَ , ta’liliyedir.
Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda, اَتُوبُ عَلَيْهِمْ cümlesi haberdir.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi, işaret edilenlere tazim ifade eder.
Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi ise hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
تَابُوا۟ - ٱلتَّوَّابُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu cümlede önceki ayetteki gaib zamirden اَتُوبُ ‘daki müfred mütekellim zamire iltifat sanatı vardır.
Tövbe etti manasındaki تَابَ fiili عَلَیۡ harfiyle kullanıldığında tövbeyi kabul etti anlamına gelir.
فَأُو۟لَـٰۤىِٕكَ deki فَ harfi tevbenin kabulünün süratine işaret eder. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, soru;1230)
Talil için ayetin ortasında işaret ismi gelmiştir ve bu eşsiz bir icazdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ
وَ , istînafiyye veya haliyyedir. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidâî kelamdır. اَنَا mübteda,
التَّوَّابُ birinci haber, الرَّح۪يمُ ikinci haberdir.
Müsnedin الْ takısıyla marife gelmesi, haberin biliniyor olduğunu belirtmesi yanında bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğunu ifade eder.
Allah Teâlâ’ya ait bu iki vasfın aralarında وَ olmadan gelmesi, bu vasıfların ikisinin birden O’nda mevcudiyetini gösterir.
التَّوَّابُ - الرَّح۪يمُ sıfatlarının ayetin konusuyla olan uyumu teşâbüh-i etrâf sanatı, iki sıfatın birbiriyle uyumu mürâât-ı nazîr sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
اَتُوبُ - التَّوَّابُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
ٱلتَّوَّابُ kelimesi bu konuda, mübalağa ifade eder. Cenâb-ı Hakk'ın, bu buyruğun peşinden, ٱلرَّحِیمُ kelimesini getirmesinin manası, O'nun mükellef kullarına rahmet edeceğine, onların çok büyük kusurlarının olmasından sonra bile, onların tevbelerini kabul edeceğine dikkat çekmek içindir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu son cümle, önceki cümlelerin zeyli ve tahkiki mahiyetindedir. Bu son cümleye "mütekellim vahde" kipi kullanılarak (Ben) ile başlanması, nazm-ı kerîmde çeşitlilik güzelliğini sağlamakta, bir de Allah'ın (c.c) ilk fiili ile son fiili (önce yaptıkları için lanet, sonra yaptıkları tevbe için de rahmet fiilleri) arasındaki farklılığa işaret etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)