هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَأْتِيَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي ظُلَلٍ مِنَ الْغَمَامِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَقُضِيَ الْاَمْرُۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟ ٢١٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | هَلْ | mı? |
|
| 2 | يَنْظُرُونَ | gözlüyorlar |
|
| 3 | إِلَّا |
|
|
| 4 | أَنْ |
|
|
| 5 | يَأْتِيَهُمُ | gelmesini |
|
| 6 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 7 | فِي | içinde |
|
| 8 | ظُلَلٍ | gölgeler |
|
| 9 | مِنَ |
|
|
| 10 | الْغَمَامِ | buluttan |
|
| 11 | وَالْمَلَائِكَةُ | ve meleklerin |
|
| 12 | وَقُضِيَ | ve bitirilmesini |
|
| 13 | الْأَمْرُ | işin |
|
| 14 | وَإِلَى | (halbuki) |
|
| 15 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 16 | تُرْجَعُ | döndürülür |
|
| 17 | الْأُمُورُ | bütün işler |
|
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَأْتِيَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي ظُلَلٍ مِنَ الْغَمَامِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَقُضِيَ الْاَمْرُۜ
Fiil cümlesidir. هَلْ nefy manasında istifham harfidir. يَنْظُرُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. إِلَّاۤ hasr edatıdır. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
یَأۡتِیَ fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ٱللَّهُ fail olup damme ile merfûdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, يأتي أمر الله أو عذابه. (Allahın emri veya azabı gelir) şeklindedir.
ف۪ي ظُلَلٍ car mecruru یَأۡتِیَ fiiline veya failinin mahzuf haline mütealliktir. مِّنَ ٱلۡغَمَامِ car mecruru ظُلَلٍ ’ in mahzuf sıfatına veya یَأۡتِیَ fiiline mütealliktir. الْمَلٰٓئِكَةُ atıf harfi وَ ile ٱللَّهُ lafza-i celâle matuftur.
وَ atıf harfidir. İstînafiyye olması da caizdir. قُضِیَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. ٱلۡأَمۡرُ naib-i fail olup damme ile merfûdur.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. إِلَى ٱللَّهِ car mecruru تُرۡجَعُ fiiline mütealliktir. تُرۡجَعُ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. ٱلۡأُمُورُ naib-i fail olup damme ile merfûdur.
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَأْتِيَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي ظُلَلٍ مِنَ الْغَمَامِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayette هَلۡ , nefy manasında olup inkârî istifhama delalet eder. Cümle istifham üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Müspet muzari fiil sıygasındaki cümle istifham üslubunda olmasına rağmen, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak inkâr ve uyarı anlamına gelmesi nedeniyle mecazı mürsel mürekkebdir. Ayrıca ayette mütekellim Allah Teâlâ olması sebebiyle tecahül-i arif sanatı söz konusudur.
Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Masdar harfi أَن ’ den sonraki يَأْتِيَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي ظُلَلٍ مِنَ الْغَمَامِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ cümlesi, müsbet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümle, masdar teviliyle یَنظُرُونَ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Muzari fiil hudus, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması korku ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
الْمَلٰٓئِكَةُ , lafz-ı celâle tezayüf nedeniyle atfedilmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. ف۪ي ظُلَلٍ مِنَ الْغَمَامِ car-mecrurlar konudaki önemine binaen, fail olan الْمَلٰٓئِكَةُ ‘ya takdim edilmiştir
İnkârî istifham harfi هَلۡ ve istisna edatı إِلَّاۤ ile kasr oluşmuştur. İki tekit hükmündeki kasr, یَنظُرُونَ fiiliyle mef’ûlü arasındadır. يَنْظُرُونَ maksur/sıfat, mef’ûl olan masdar- müevvel maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yani, fail tarafından gerçekleştirilen fiil başka mef'ûllere değil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. Ama o mef'ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. O durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.
Ayette bekledikleri durumun, Allah’ın ve meleklerin gelmesi şeklinde belirtilmesi taksim sanatıdır.
ف۪ي ظُلَلٍ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla ظُلَلٍ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü gölge, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.
يَأْتِيَهُمُ fiilinin lafza-ı celâle isnadı aklî mecazdır. Allah’ın gelmesi söz konusu olamaz. Onun emrinin gelmesi veya ordularının, meleklerinin gelmesi anlaşılmalıdır.
Bu يَنْظُرُونَ ‘ deki fail, müşrik ve kafirlerdir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveyni, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru;1405)
ف۪ي ظُلَلٍ مِنَ الْغَمَامِ ifadesinde sebebiyyet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Çünkü bulut, rahmet veya azap beklentisinin sebebidir. Ya rahmet olan yağmur yağar, ya da felaket olan sele sebep olur. (https://tafsir.app/aljadwal/2/210)
Yaptıkları kötü işler, onlardan yüz çevirmeyi gerektirdiği için ayette gaib zamire iltifat edilmiştir. (https://tafsir.app/aljadwal/2/210)
هَلۡ یَنظُرُونَ [Bakıyorlar mı?] ifadesi [beklemezler] anlamındadır. Burada soru inkâr manasında kullanılmıştır. Kendisinden sonra istisna edatı olan her soru inkâr anlamı taşır. یَنظُرُونَ “bakmak” fiili [beklemek] anlamında kullanılmıştır. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveyni, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim,soru;1406)
Bu ayette یَنظُرُونَ fiilinin seçilip ينتظرون ’ nin kullanılmamasının esrarı şöyledir. İntizar (الانتظار), zihni bir beklentidir. Nazar (النظر) ise gözle görmektir. Sanki gerçekliği konusunda haber verilen kıyamet günü, gözlerinin önünde ona bakıyor. manasını bu fiil daha iyi ifade etmektedir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveyni, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru;1407)
أَن یَأۡتِیَهُمُ ٱللَّهُ [Allah’ın gelmesi] Allah’ın emrinin ve azabının gelmesi demektir. Tıpkı [... veya senin Rabbinin [helâk] emrinin gelmesini bekliyorlar.] (Nahl 16/33) ve [Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman…] (En‘âm 6/43) ayetlerinde olduğu gibi. Getirilenin hazfedilmiş olması da caiz olup, buna göre mana; “Allah’ın kendilerine azabını veya cezasını getirmesini mi bekliyorlar?” şeklinde olur ki, [Gerçekten Allah mutlak güç sahibidir] (Bakara 2/209) ifadesi de buna delalet etmektedir. Şayet; “Neden azap onlara bulut içerisinde gelsin ki?” dersen, şöyle derim: Çünkü bulut rahmet geleceğine ilişkin zannı besler; dolayısıyla oradan azap inince durum daha bir şenî’ ve korkunç hale gelmiş olur. Zira ummadık yerden gelince daha bir kaygı verici olacaktır; tıpkı hayrın ummadık yerden gelmesi durumunda daha çok sürur kaynağı olması gibi. Şu halde hayır beklenen yerden şer gelince durum nice olur! (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveyni, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru;1409)
Burada ظُلَلٍ lafzı, korkunçluk ve heybet ifade etmesi için nekre gelmiştir.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bulutlar, içindekileri göstermeyecek kadar yoğun olduğu için, son derece heybetli ve korkunç görünürler, وَقُضِیَ ٱلۡأَمۡرُۚ cümlesindeki mazi fiil, یَأۡتِیَهُمُ ٱللَّهُ cümlesindeki muzari fiile atfedilmiştir. Onun sanki olmuş gibi muhakkak tahakkuk edeceğini göstermek için böyle yapılmıştır.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir; Âdil Ahmet Sâbır er-Ruveyni, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru;1410)
وَقُضِيَ الْاَمْرُۜ
وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Fiil ve failden müteşekkil وَقُضِيَ الْاَمْرُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Fail olan الْاَمْرُۜ kelimesinde irsâd sanatı vardır. Ayetin sonunda cemî olarak tekrarlanmıştır.
وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟
وَ istînâfiyyedir. Ayetin son cümlesi müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtiaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur اِلَى اللّٰهِ , amiline ihtimam için takdim edilmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
تُرْجَعُ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Ayrıca bu bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [İşler Allah’a döndürülür.] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyin son merciinin kendisi olduğunu beyan ederken, bunun içine herkesin kazandığının karşılığı olan ödül ve cezayı idmâc etmiştir.
وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟ [Bütün işler Allah’a döndürülür.] Yani mahlukat ve amelleri ile ilgili her konu - onlar hakkında kıyamet günü son hükmü, kimine ödül, kimine ceza verecek olan - Allah’a döner. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu cümlede lazım-melzum alakasıyla mecazı mürsel olduğu da söylenebilir.
الْاُمُورُ۟ - الْاَمْرُۜ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟ [Bütün işler Allah’a döndürülür.] Yani mahlukat ve amelleri ile ilgili her konu - onlar hakkında kıyamet günü son hükmü, kimine ödül, kimine ceza verecek olan - Allah’a döner. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)