فَاِنْ زَلَلْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْكُمُ الْبَيِّنَاتُ فَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ٢٠٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَإِنْ | eğer |
|
| 2 | زَلَلْتُمْ | kayarsanız |
|
| 3 | مِنْ |
|
|
| 4 | بَعْدِ | sonra |
|
| 5 | مَا |
|
|
| 6 | جَاءَتْكُمُ | size geldikten |
|
| 7 | الْبَيِّنَاتُ | açık deliller |
|
| 8 | فَاعْلَمُوا | bilin ki |
|
| 9 | أَنَّ | şüphesiz |
|
| 10 | اللَّهَ | Allah |
|
| 11 | عَزِيزٌ | daima üstündür |
|
| 12 | حَكِيمٌ | hüküm ve hikmet sahibidir |
|
Ayette geçen “zeleltüm” (kayarsınız) fiili, Hz. Adem ve Hz. Havva’nın şeytan tarafından kaydırıldığı/kandırıldığı ayetteki fiille aynıdır.
فَاِنْ زَلَلْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْكُمُ الْبَيِّنَاتُ فَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
زَلَلْتُمْ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir تُم fail olarak mahallen merfûdur. مِّنۢ بَعۡدِ car mecruru زَلَلْتُمْ fiiline mütealliktir. مَا ve masdar-ı müevvel muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَٓاءَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْبَيِّنَاتُ fail olup damme ile merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اعْلَمُٓوا fiili نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel اعْلَمُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
ٱللَّهَ lafza-i celâl اَنَّ ’ nin ismi olarak fetha ile mansubdur. عَزِیزٌ haber olup damme ile merfûdur. حَكِیمٌ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَز۪يزٌ - حَك۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِنْ زَلَلْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْكُمُ الْبَيِّنَاتُ فَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
Nidanın cevabına dahil olan bu ayet, önceki ayette geçen ٱدۡخُلُوا۟ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan şart üslubuna iltifat sanatı vardır.
Şart cümlesi olan زَلَلْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْكُمُ الْبَيِّنَاتُ , müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Masdar harfi مَا ve akabindeki cümlesi masdar tevilinde zaman zarfı بَعۡدِ ‘ nin muzâfun ileyhidir. Masdar-ı müevvel müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır.
ٱلۡبَیِّنَـٰتُ [Beyyineler] sözü, hazf edilen ‘ayetler’ kelimesinin sıfatıdır. Böylece sıfatın çok belirgin olduğu îcâz-ı hazif ile ifade edilmiştir.
جَٓاءَتْكُمُ الْبَيِّنَاتُ ifadesinde istiare vardır. الْبَيِّنَاتُ [apaçık ayetler], جَٓاءَتْكُمُ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Ayetlerin, gelmek fiiline isnad edilmesi, ayetlerin önemini vurgulamaktadır. الْبَيِّنَاتُ , iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Apaçık ayetlerin yüceliğini artıran bu mübalağalı ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır.
Şartın cevabı olan فَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ‘ nin dahil olduğu اَنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Bu cümle masdar teviliyle ٱعۡلَمُوۤا۟ fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet uyandırma amacına matuftur. Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
عَز۪يزٌ [Azîz] çok ihtiyaç duyulur, zor ulaşılır, alternatifi yoktur. (İmam Gazali).
Allah Azîzdir, kullarının zillete düşmesini istemez. Hakîmdir, hikmeti ile koyduğu bu kurallara uyulduğu zaman kimse zelil olmaz.
Allah'ın عَزِیزٌ ve حَكِیمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi, bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğu, bu sıfatların bir benzerinin olmadığı anlamına gelir. Aralarında و olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin de birlikte mevcudiyetini gösterir. Ayrıca bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Aralarında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Masdar-ı müevvel olan cümle, mesel tarikindedir. Mesel tarikinde olan bu gibi cümleler müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
اَنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ cümlesi, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
فَاِنْ زَلَلْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْكُمُ الْبَيِّنَاتُ [Size apaçık deliller geldikten sonra, eğer yine yan çizerseniz.] Yani samimiyetten ve ihlastan başka tarafa meyleder, bu kadar delilin ortaya çıkmasından sonra münafıklık üzerinde kalırsanız, demektir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’ t-Tefsîr)
Bu ayet-i kerimelerde her ne kadar hitap Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) olsa da umumidir. Bu ayetlerin siyakında zikredilen kişilere tariz vardır. Müşriklerin doğru yoldan kaydıklarına ve şart fiilinin vukuunun kesinliğine de işaret vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Size ‘’beyyineler’’, aklınızı erdirecek açık deliller geldikten sonra da kusur eder, barışa ve selamete girmekten ayrılırsanız biliniz ki Allah, gerçekten Azîz ve Hakîmdir, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. Benzeri bulunmaz, yenilmeyen galip, güç ve kuvvet sahibidir ki hükmüne karşı gelinmez, dilediğini yapar, emrini derhal yerine getirir. Bununla beraber hikmet sahibidir, her hikmeti bilir, yaptığını hikmetle sağlam olarak yapar. İnsanların barış ve selametle, İslam nizamı ile yaşaması da hikmetindendir. Azîz olan Allah, bu nizama karşı gelen ve şeytanlık yollarına sapıp, tevhid hükmünü ve barış hükümlerini bozmaya çalışan günahkârların haklarından gelir, belalarını verir, eğer tehir ederse (geriye bırakırsa) o da hikmetindendir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Ayette teşâbüh-i etrâf vardır. Teşâbüh-i etrâf, beytin veya cümlenin sonunda kelamın başına uygun bir kelimenin zikredilmesidir. Bu konuda şöyle bir rivayet vardır. Bir Arap Kur’an okuyan birini işitir. Ancak kari’ ayet-i kerimenin son bölümünü عَزِیزٌ حَكِیمٌ yerine غفور رحيم şeklinde okumuştur. Daha önceden Kur’an okumamış olan Arap “Eğer bu Allah kelamı ise son bölümün غفور رحيم değil, عَزِیزٌ حَكِیمٌ olması gerekir. Çünkü hakîm olan zat, زَلَلۡ [ayak kayması] karşısında gufrândan [bağışlamadan] bahsetmez. Bunlar çelişiktir” demiştir. Gufrân, kişiyi zelleye kışkırtır. Hakkın ortaya çıkmasının ardından zellenin zikredilmesinden sonra münasip olan; ayetin عَزِیزٌ حَكِیمٌ şeklinde sona ermesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi S. 53 - Zemahşeri ,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm,Âdil Ahmet Sâbır er-Ruveyni, Min Ğarîbî Belâgati’l Kur’ani’l Kerim,soru; 209)
Nakledildiğine göre birisi, bu ayeti okumuş. Bunu bir bedevî duymuş ve yadırgayarak şöyle demiştir: Eğer bu ilahî kelâm ise, o böyle demez. Çünkü hakîm olan birisi, hata işlendiği zaman gufrandan bahsetmez. Çünkü bu, günah işleyen kimseyi suça teşvik etmektir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)