يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَٓافَّةًۖ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٢٠٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَا أَيُّهَا | ey |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimeler |
|
| 3 | امَنُوا | iman eden(ler) |
|
| 4 | ادْخُلُوا | girin |
|
| 5 | فِي |
|
|
| 6 | السِّلْمِ | islama (veya barışa) |
|
| 7 | كَافَّةً | hepiniz birlikte |
|
| 8 | وَلَا |
|
|
| 9 | تَتَّبِعُوا | izlemeyin |
|
| 10 | خُطُوَاتِ | adımlarını |
|
| 11 | الشَّيْطَانِ | şeytanın |
|
| 12 | إِنَّهُ | çünkü o |
|
| 13 | لَكُمْ | size |
|
| 14 | عَدُوٌّ | düşmandır |
|
| 15 | مُبِينٌ | apaçık |
|
كَآفَّةً
Bunu yazı ile anlatmak çok zor ama yazmadan geçemeyeceğim.
Elif-med-şedde aynı kelimede bir araya gelmiş. Manası tamamen’dir. Ancak tecvit kuralıyla birlikte düşünüp Türkçe’ye çevirmeye çalışırsak ”TAAAAMMMAAAMMEENN” gibi anlam verebiliriz. Anlatmaya çalıştığım şey; kelimedeki tecvit kuralının metnin ruhuyla da örtüşüyor olmasıdır.
Hemen peşinden şeytanın adımlarına uyumayın uyarısı geliyor. Çünkü şeytan bizi yavaş yavaş saptırır. Sen zaten haramlardan uzak duruyorsun, Kur’ân öğreniyorsun, Arapçayı öğreniyorsun, arada bir senin de dinlenmeye ihtiyacın var fısıltılarını hepimiz işitmiyor muyuz zaman zaman?
Seleme kelimesi esre ile silm olarak okunduğunda İslam, üstün ile selm olarak okunduğunda sulh manasına gelir.
Kâffeten kelimesinin kökü kefefe (كفف) olup manası insanın elidir (kendisiyle alıp verdiği organ). Kâffetun, cemaate verilen bir isim olup buna bağlı olarak kâffeten topluca demektir. Sâbûni ayette kâffeten’i İslam’ın bütün hükümlerine uyma olarak değerlendirmiş, yani bir hükümle amel edip diğerini bırakmayın, mesela namaz kılıp, zekat vermemezlik etmeyin şeklinde yorumlamıştır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَٓافَّةًۖ
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الَّذ۪ينَ münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabı, ٱدۡخُلُوا۟ فِی ٱلسِّلۡمِ ‘ dir.
ٱدۡخُلُوا۟ fiili, نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. فِی ٱلسِّلۡمِ car mecruru ٱدۡخُلُوا۟ fiiline mütealliktir. كَٓافَّةًۖ kelimesi, ٱدۡخُلُوا۟ filindeki zamirden hal olup fetha ile mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal.(Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ
Fiil cümlesidir. Cümle, atıf harfi وَ ile ٱدۡخُلُوا۟ ‘ ya matuftur.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَتَّبِعُوا fiili نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
خُطُوَ ٰتِ mef’ûlun bih olup kesra ile mansubdur. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Aynı zamanda muzâftır. الشَّيْطَانِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
تَتَّبِعُوا۟ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’ dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَكُمۡ car mecruru عَدُوٌّ ’nün mahzuf haline mütealliktir. عَدُوٌّ kelimesi إِنَّ ’ nin haberi olup damme ile merfûdur. مُب۪ينٌ kelimesi عَدُوٌّ ‘nin sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُب۪ينٌ ; ism-i fail vezninde sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَٓافَّةًۖ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Münada konumundaki has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan اٰمَنُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Nidanın cevabı olan ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَٓافَّةًۖ cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
ادْخُلُوا fiiline müteallik olan car mecrur فِي السِّلْمِ ’ deki ف۪ٓي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi ف۪ٓي harfinde zarfiyyet anlamı vardır. السِّلْمِ lafzına dahil olduğunda bu özelliği nedeniyle istiare oluşmuştur. İslam içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. İslam ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır.
كَٓافَّةًۖ kelimesi, ادْخُلُوا fiilindeki zamirin halidir. Hal, cümlede failin, mef'ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.
İsm-i mevsûller muhakkak herkesin bildiği bir grup varsa kullanılır. Burada iman edenler Peygamber Efendimiz ve sahabe tarafından bilinen insanlardı. Böyle bir grup yoksa ism-i mevsûl gelmez.
ءَامَنُوا۟ - ٱلسِّلۡمِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
[Ey iman edenler! Hepiniz topluca İslam’a girin.] Bir görüşe göre burada iman etmiş gibi görünen münafıklara hitap vardır. Onlara, barışa yani İslam’a tamamen hem kalbiniz hem de görünüşünüz ile girin denilmiştir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
[Ey iman edenler! Hepiniz İslâm'a girin.] hitabının yöneldiği muhataba göre değişik yorumlar yapılabilir:
Münafıklara hitap: - Ey iman etmiş görünenler veya görünüşte iman etmiş olanlar! Hepiniz birden, tamamen açık ve de gizli hallerinizle Allah'a teslimiyet ve itaat içine, yani İslâm'a girin.
Ehl-i Kitaba hitap: - Ey Ehl-i Kitap! Hepiniz tamamiyle İslâm'a girin ve ona başka bir şey karıştırmayın. Müslüman olduktan sonra eski dininizin bazı hükümlerini, korumaya kalkışmayın. Bütün peygamberlere ve bütün mukaddes kitaplara iman edin.
Yahudi veya Hristiyan iken İslâmiyeti kabul edenlerin iman ile tavsif edilmiş olmaları, ya tağlîb (hitap tarzında iman ehlinin galip kılınması, onların nazara alınması) yoluyladır, ya da Ehl-i Kitabın eski imanları itibariyledir. Buna göre, onların imanları ancak şu anda teklif edilenleri samimiyetle kabul etmeleri hâlinde sahih olur.
Müslümanlara hitab: - Hepiniz bütün anlam ve kapsamı ile İslâm'a girin. Onun hükümlerinden hiçbirine halel getirmeyin. Dağılmak ve dağıtmak suretiyle yahut size verilen buyruklara muhalefetle o şeytanın izinden gitmeyin! Çünkü o, sizin en amansız ve aşikâr düşmanınızdır.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm;Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu ’ l-Gayb)
Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا hitabıyle Kur'an'ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Bu hitap Allah'ın müminlere yönelerek bu surede yaptığı ilk hitaptır. Muhataplara "Ey müminler!" diye seslenilmesi, onlara bu iman sahibinin, Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
“Ey insanlar” ve “Ey iman edenler” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” ve “Ey İman Edenler” Hitaplarıyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese)
Kur’an’da bu tip يَٓا اَيُّهَا formunda nida çoktur. İçinde tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra اَيُّ harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan emri uyanık ve dikkatli bir şekilde almak için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan هَا gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri't T'abîri'l Kur'ânî, Dirâsetu Tahlîliyye li Sûreti'l Ahzâb, s. 43)
Bu ayetteki emirden maksat, subut ve devamlılıktır. manası da; islam üzere sabit kalın, teslim olmaya devam edin ve Allah’a bağlılığınızı da daim tutun şeklindedir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveyni, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru;1401)
Duhul (ادخلوا) fiilinin, intiha için olan الي ile değil de في zarfiyye ile kullanılmasının esrarı şudur: Zaten islama dahil oldukları için sonuç bildiren الي ile kullanılması duruma uygun olmayacaktı, halbuki في ile kullanılması, onların, Allah’ın yoluna mutlak bağlılıkları ile imana olan teslimiyetlerini yükseltip arttırmalarının gerekli olduğuna işaret etmiştir.(Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveyni, Min Ğarîbi Belagati’l Kur’ani’l Kerim, Soru:1402)
كَٓافَّةً [hep birden] ifadesi اَلْكَفُّ ‘’el çekmek; imtina etmek’’ kökündendir. Dolayısıyla müminler, birliktelikleri sayesinde içlerinden herhangi birinin hariçte kalmasını engellemiş olmaktadırlar. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ
Ayetin ikinci cümlesi وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Müspet siyaktan menfî siyaka geçişte iltifat sanatı vardır.
خُطُوَ ٰتِ ٱلشَّیۡطَـٰنِۚ izafeti, az sözle çok şey ifade amacına matuftur. Bu sebepledir ki belâgat ilminde izafet terkibi îcâz bağlamında ele alınmış az söz ile çok şey anlatma yollarından biri olarak değerlendirilmiştir. Bu izafet خُطُوَاتِ için tahkir ifade eder.
اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ
Ta’liliyye hükmündeki cümle fasılla gelmiştir. Fasıl nedeni şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
إِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car-mecrur لَكُمْ , ihtimam için, amili olan عَدُوٌّ ‘e takdim edilmiştir.
عَدُوٌّ için sıfat olan مُب۪ينٌ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
مُب۪ينٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
مُب۪ينٍ , bilindiği gibi إبان ’den ism-i faildir. إبان ise hem lâzım hem de müteaddi olur. Lâzım olunca مُب۪ينٍ (açık) demektir. Müteaddi olunca mübeyyin anlamına gelir, açıklayıcı, aydınlatıcı veya furkan anlamına ayırıcı demek olur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
مُّبِینٌ [apaçık] hiç gizlisi saklısı olmayacak şekilde, düşmanlığı açık olan demektir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Ayetin bu bölümü, yasaklama nedenini açıklamaktadır. Yani şeytanın adımlarına tabi olmamanın sebebi onun apaçık bir düşman olmasıdır.
السِّلْمِ - عَدُوٌّ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
Bir soruya cevap verilirken çoğunlukla cümlenin başında إِنَّ bulunur. Yani, lafzî ve mukadder soruların cevaplarının başında bulunur. Ya da soru soran kişinin, verilecek cevabın aksi bir düşünceye sahip olduğunun bilindiği durumlarda (yani inkâr makamında) cevabın başına إِنَّ gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)