مَنْ كَانَ عَدُواًّ لِلّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَرُسُلِه۪ وَجِبْر۪يلَ وَم۪يكَالَ فَاِنَّ اللّٰهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِر۪ينَ ٩٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | مَنْ | kim |
|
| 2 | كَانَ | ise |
|
| 3 | عَدُوًّا | düşman |
|
| 4 | لِلَّهِ | Allah’a |
|
| 5 | وَمَلَائِكَتِهِ | ve meleklerine |
|
| 6 | وَرُسُلِهِ | ve resullerine |
|
| 7 | وَجِبْرِيلَ | ve Cebrail’e |
|
| 8 | وَمِيكَالَ | ve Mikail’e |
|
| 9 | فَإِنَّ | şüphesiz |
|
| 10 | اللَّهَ | Allah da |
|
| 11 | عَدُوٌّ | düşmanıdır |
|
| 12 | لِلْكَافِرِينَ | inkar edenlerin |
|
Kim Allah’a ve meleklerine ve elçilerine ve Cebrail’e ve Mikail’e düşman idiyse Allah da kafirlere düşmandır. Önceki ayetle arasında mukabele vardır. Bunlara düşman olmak küfür belirtisidir.
Mikail a.s. Kur'ân'da sadece burada geçmiştir. Rüzgar vb tabiat olaylarından sorumlu melektir.
مَنْ كَانَ عَدُواًّ لِلّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَرُسُلِه۪ وَجِبْر۪يلَ وَم۪يكَالَ فَاِنَّ اللّٰهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِر۪ينَ
İsim cümlesidir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart fiilidir. Mahallen meczumdur.
كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هُو ’dir. عَدُوًّا kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. لِلّٰهِ car mecruru عَدُوًّا ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
مَلٰٓئِكَتِه۪ atıf harfi وَ ile لِلّٰهِ ‘ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رُسُلِه۪ atıf harfi وَ ile makabline matuftur. جِبْر۪يلَ ve م۪يكَالَ kelimeleri atıf harfi وَ ile makabline matuf olup gayri munsarif olduklarından cer alameti fethadır.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَدُوٌّ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. لِلْكَافِر۪ينَ car mecruru عَدُوٌّ ‘un mahzuf sıfatına müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَافِر۪ينَ , sülâsi mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَرُسُلِه۪ وَجِبْر۪يلَ وَم۪يكَالَ فَاِنَّ اللّٰهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِر۪ينَ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubunda, haberî isnaddır.
كان ’nin dahil olduğu isim cümlesi olan كَانَ عَدُواًّ لِلّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَرُسُلِه۪ وَجِبْر۪يلَ وَم۪يكَالَ , hem şart cümlesi hem de مَنْ ’in haberidir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَاِنَّ اللّٰهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِر۪ينَ cümle, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber inkârî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Şart ve cevap cümleleri arasında müzavece sanatı, عَدُوٌّ kelimesinde de müşâkele sanatı vardır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
مَلٰٓئِكَتِه۪ ve رُسُلِه۪ izafetlerinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olmaları رُسُلِ ve مَلٰٓئِكَتِ kelimelerine şeref kazandırmıştır.
لِلّٰهِ car mecruru عَدُوًّا ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Lafızlar birbirine atfedilirken daha önemli olan takdim edilir. Bu cümlede ise Allah, önemine binaen meleklere, peygamberlere, Cebrail ve Mikail’e takdim edilmiştir.
Düşman olunmaması gerekenlerin sayılması taksim sanatıdır.
لِلّٰهِ - مَلٰٓئِكَتِه۪ - رُسُلِه۪ - جِبْر۪يلَ - م۪يكَالَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
عَدُوّ ve لِلّٰهِ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Buradaki وَ (ve bağlacı) اَوْ (ya da) anlamındadır, çünkü bir kimsenin Allah’ın düşmanlığını hak etmesi için meleklerin hepsine düşman olması gerekmez. Herhangi birine düşman olması kâfidir. مَلٰٓئِكَتِه۪ kelimesinden sonra جِبْر۪يلَ وَم۪يكَالَ kelimelerinin zikri, hususun umuma atfı babında ıtnâb sanatıdır. Şereflendirme ve yüceltme ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir)
Bu açıdan bu ifade وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِفَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَع۪يدًا [Her kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resullerini ve ahiret gününü inkâr ederse apaçık bir şekilde sapmış olur.] [Nisa 4/136] ayetinde mevcuttur. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
عَدُوٌّ kelimesi intikam ve helak anlamında mecaz olarak kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَاِنَّ اللّٰهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِر۪ينَ [Allah kâfirlerin düşmanıdır.] ifadesinde yaptıklarının ne kadar çirkin olduğunu göstermek için isim cümlesi tercih edilmiştir. Zira isim cümlesi devamlılık ifade eder. عَدُوٌّ لِلْكَافِر۪ينَ terkibinde, عَدُوٌّ لَهُمْ şeklinde zamir kullanma yerine, zahir isim getirilmiştir. Bu da, küfür sıfatını onlara tescil etmek ve onların meleklere düşmanlıklarından dolayı kâfir olduklarını vurgulamak içindir. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir ve Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)