اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ ٣٨
اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ
اِذْ zaman zarfı مَنَنَّا fiiline mütealliktir. اَوْحَيْنَٓا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. اَوْحَيْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰٓى اُمِّكَ car mecruru اَوْحَيْنَٓا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Müşterek ism-i mevsûl مَا amili اَوْحَيْنَٓا ‘nın mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يُوحٰى ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur.
يُوحٰى elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْحَيْنَٓا fiilli sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ
Ayette cümleye muzâf olan zaman zarfı اِذْ , önceki ayetteki مَنَنَّا fiiline mütealliktir. اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumunda olan اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَوْحَيْنَٓا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَوْحَيْنَٓا fiiline müteallik اِلٰٓى اُمِّكَ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
اَوْحَيْنَٓا fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan يُوحٰى cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُوحٰىۙ - اَوْحَيْنَٓا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يُوحٰى fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ [Hani, annene vahyetmiştik] ibaresi ilham ile, yahut rüyada veya o vakitteki peygamberin diliyle, ya da melekle (peygamberlik vahyi ile değil) tıpkı Meryem'e vahyettiği gibi demektir. Vahyolunanı, yani ancak vahiyle bilinen şeyleri, ya da şanı büyük ve önemli olduğu için vahyedilmeye değer ve ona halel getirmeyen şeyi demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Burada vahiyden murad, o zamanın bir peygamberine yapılmış vahiy olabilir. Nitekim "Biz, havarilere vahyettik." ayetindeki vahiy de bu kabildendir. Yahut melek vasıtasıyla peygamber olmayan bir kimseye vahiydir. Tıpkı Allah'ın (c.c), Hazret-i Meryem'e vahiy buyurması gibi. Yahut bu vahiyden murad ilhamdır. Nitekim ["Rabbin, arıya vahiy buyurdu ki..."] (Nahl/68) ayetindeki vahiy de bu kabildendir. Yahut rüyada göstermektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Vahyedilen şey de, Hazret-i Musa'yı sandığa koyup Nil nehrine atma emridir. Vahyedilen şey, ilgi çekmek ve önemini vurgulamak için önce müphem olarak zikredilmiş, sonra açıklanmıştır ki, daha iyi hazmedilsin. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)