قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ ٩٥
قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, mukadder şart ve cevabıdır. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن ذكر أخي الحقيقة فما خطبك أنت؟ (Kardeşim doğruyu söylüyorsa, sana ne oldu?) şeklindedir.
İsim cümlesidir. مَا istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. خَطْبُكَ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nida cümlesi itiraziyyedir.
يَا nida harfidir. Münada سَامِرِيُّ müfred alem olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. Gayri munsariftir.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavl olan فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ cümlesinde فَ , rabıtadır. Bu; cümleden önce mahzuf bir şart olduğunun işaretidir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan مَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ cümlesi, mahzuf şartın cevabıdır.
Takdiri …إن ذكر أخي الحقيقة (eğer kardeşim doğruyu söylüyorsa) olan mahzuf şart ve mezkûr cevabından oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
مَا soru harfi mübtedadır. Müsned olan خَطْبُكَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüb ve kınama amacı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Hz. Musa, Sâmirî’ye karşı duyduğu kızgınlığı ve taaccübü istifham cümlesi ile belirtmiştir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Nida üslubunda talebî inşâî isnad olan يَا سَامِرِيُّ cümlesi, istînâfiyye veya itiraziyyedir.
خَطْبُ , bir kimse bir şey talep ettiğinde kullanılan خَتَمَ الامر cümlesindeki fiilin masdarıdır.
Hz. Musa, Sâmirî'nin hilesinin batıl olduğunu kendi itirafıyla göstermek ve kendisine uygulayacağı cezanın, onun fitnesine kapılanlar ile onlardan sonra gelecek ümmetlere de bir ibret dersi olması için ona böyle hitap etmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Binaenaleyh, bir şey yapan kimseye denildiğinde bunun manası, “Sıkıntın ne, isteğin ne?” demek olup bundan maksat ise o kimsenin yaptığını yadırgamak ve onun yaptığı şeyin büyük kabahat olduğunu belirtmektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)