Enbiyâ Sûresi 32. Ayet

وَجَعَلْنَا السَّمَٓاءَ سَقْفاً مَحْفُوظاًۚ وَهُمْ عَنْ اٰيَاتِهَا مُعْرِضُونَ  ٣٢

Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah’ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَجَعَلْنَا ve yaptık ج ع ل
2 السَّمَاءَ göğü س م و
3 سَقْفًا bir tavan س ق ف
4 مَحْفُوظًا korunmuş ح ف ظ
5 وَهُمْ onlar hala
6 عَنْ -nden
7 ايَاتِهَا ayetleri- ا ي ي
8 مُعْرِضُونَ yüz çevirmektedirler ع ر ض
 

وَجَعَلْنَا السَّمَٓاءَ سَقْفاً مَحْفُوظاًۚ 

 

Fiil cümlesidir. Atıf harfi  وَ ’la birinci  جَعَلْنَا’ya matuftur.  

جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir.Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. السَّمَٓاءَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  سَقْفاً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مَحْفُوظاً  mef’ûlün lieclih olup fetha ile mansubdur.

Fiilin oluş sebebini bildiren mef’ûldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubdur. Fiile, “neden, niçin?” soruları sorularak bulunur.Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek. 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مَحْفُوظاً , sülasi mücerredi  حفظ  olan fiilin ism-i mef’ûlüdür. 

 

 وَهُمْ عَنْ اٰيَاتِهَا مُعْرِضُونَ

 

İsim cümlesidir.  وَ  istînâfiyyedir. Muttasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. عَنْ اٰيَاتِهَا  car mecruru  مُعْرِضُونَ ’a mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مُعْرِضُونَ  mübtedanın haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

مُعْرِضُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَجَعَلْنَا السَّمَٓاءَ سَقْفاً مَحْفُوظاًۚ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Ayette, semanın yaradılışından haber verilmektedir. Mütekellim Allah Teâlâ’dır.

Müspet mazi fiil sıygasında gelmiş faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)  

جَعَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Bu ayette geçen  جَعَلْنَا  fiili, arka arkaya gelmiş  جَعَلْنَا  fiillerinin beşincisidir.  جَعَلْنَا  fiilinin bu kadar tekrarlanması, Allah Teâlâ’nın kudretini, yaratmış olduğu alemin mükemmelliğini vurgulamak içindir. Bu tekrarda ayrıca ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İkinci mef’ûl olan  سَقْفاً ’deki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.  

مَحْفُوظاً  kelimesi  سَقْفاً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Önceki ayetlerde sema ve arzın birbirinden ayrılmalarından, sonra arzda yaratılanlardan bahsedilmiştir. Bu ayette de semanın yaratılışı anlatılmaktadır. Bu üslup cem meat taksim vet tefrik sanatıdır.

Önceki ayetle bu cümle arasında mukabele sanatı vardır.

سَقْف  ifadesinde istiare vardır. Çünkü hakikatte tavan yani  ألسقف, ev-çadır gibi şeylerin üst tarafından içindeki insanı gölgeleyen kısımdır. Buna göre gök, yeri üstten ve alttan bir gölge gibi sardığı için ona tavan adı verilmesi güzel düşmüştür. Korunmuş (mahfuz) olmasının anlamı da yarılma, yıkılma, dağılma ve eskime gibi- diğer tavanların korunması mümkün olmayan- şeylerden gök tavanının korunuyor olmasıdır. Ayrıca bunun, (cinlerin ve şeytanların) kulak hırsızlıklarından korunması, akan (yıldız ve göktaş) larından muhafaza edilmesi demek olduğu da söylenmiştir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları) 

Çatıya da teşbih-i beliğ yoluyla gökyüzü adı verilmiş yani  جَعَلْناها كالسَّقْفِ (onu çatı gibi yaptık) manasında kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Arzın ve içerisindekilerin yaratılışının zikredilmesi akabinde göğün yaratılışından bahsedilmesi, belagattaki tıbak hükmüne uygundur. Zira yerin yaratılışında insanlar için nice faydalar vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

 

وَهُمْ عَنْ اٰيَاتِهَا مُعْرِضُونَ

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَنْ اٰيَاتِهَا  car mecruru, siyaktaki önemine binaen amiline takdim edilmiştir.

Müsned olan  مُعْرِضُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Belâgatçıların cumhuruna göre ister mef’ûl, ister zarf, isterse harf-i cerle mecrur olsun amilin mamulüne takdimi kasr ifade eder. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)