خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍۜ سَاُر۪يكُمْ اٰيَات۪ي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ ٣٧
Acele عجل : عَجَلَة bir şeyi vaktinden önce talep etmek ve peşine düşüp aramaktır. Bu da şehvetin bir gereği olması sebebiyle Kur'an-ı Kerim'de yerilmiştir ve Hadiste de 'Acele şeytandandır' şeklinde buyurulmuştur.
عِجْلٌ ineğin erkek buzağısıdır. Öküz olduğu zaman ortadan kalkacak olan buzağıyken sahip olduğu aceleciliği düşünülerek böyle adlandırılmıştır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 47 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri âcil, acele ve muacceldir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍۜ
Fiil cümlesidir. خُلِقَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. الْاِنْسَانُ naib-i fail olup damme ile merfûdur. مِنْ عَجَلٍ car mecruru خُلِقَ fiiline mütealliktir.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَاُر۪يكُمْ اٰيَات۪ي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ
Fiil cümlesidir. Fiilin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. اُر۪يكُمْ fiili ى üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اٰيَات۪ي ikinci mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.
Mütekellim zamir ي muzafun ileyh olup mahallen mecrurdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن سألتم شيئا (Bu şey istiyorsanız ) şeklindedir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَسْتَعْجِلُونِ fiili ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan ن harfinin harekesi esre gelmiştir.
تَسْتَعْجِلُونِ fiili sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’al babındandır. Sülâsîsi عجل ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafat, S.107)
خُلِقَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
مِنْ عَجَلٍ car-mecruru, الْاِنْسَانُ ‘nun mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
عَجَلٍ ’deki nekrelik, nev, tazim ve kesret ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen عَجَلٍ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍ [İnsanoğlu aceleden yaratıldı.] cümlesinde mübalağa sanatı vardır. İnsan çok aceleci olduğu için sanki o, acelenin kendisinden yaratılmış gibi ifade edilmiştir. Bu, Arapların, oyunu hiç bırakmayan kimseye, هو من لعب (O, oyundan yaratılmıştır.) demelerine, bazılarının da bir kavmi, نسائكم لعب ورجالها طرب (Kadınları oyun, erkekleri neşedir) diye anlatmalarına benzer. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
عَجَلٍ ifadesinde istiare vardır. Bununla kastedilen, insanın istediği ve tercih ettiği şeyleri talep etmede ve korktuğu şeylerden uzaklaşmada aceleci bir yaratılışa sahip olduğudur. Halbuki Allah Teâlâ insanın istediklerini ona verir, korktuklarından da onu korur; fakat bu insanın aklına esen isteklerini vermek suretiyle değil de kendisinin ona faydalı olduğunu bildiği şeyleri vermesi suretiyle olur. Yine denildiğine göre bu tabir, insanın aceleci olmakla nitelemesinde mübalağa yönteminin uygulandığı bir ifadedir. Bu, zeki kimse hakkında (O, tutuşmuş bir ateş parçasıdır), ahmak biri hakkında da (O, sert kaya parçasıdır) denilmesine benzer. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)
Yani insanın yaratıldığı huy, sanki onun yaratıldığı şeymiş gibi ifade edilmiştir. Bu, insanın, bu vasfa son derece bağlı olduğunu, ondan hiç ayrılmadığını bildirmek içindir. İnsanın bir acelesi de küfre koşması ve ilâhi tehdidin gerçekleşmesini acele istemesidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
سَاُر۪يكُمْ اٰيَات۪ي
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümleye dahil olan istikbal harfi سَ ile tekid edilmiş müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Veciz anlatım kastıyla gelen اٰيَات۪ي izafetinde Allah Teâlâ'ya ait zamire muzâf olan اٰيَات۪ şan ve şeref kazanmıştır.
Gaib zamirden bu ayette, söylenecek şeyin kıymetine dikkat çekmek için muhatap zamirine geçişte, iltifat sanatı vardır.
سَاُر۪يكُمْ fiilinde istiare sanatı vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Araf/60) Bilmek anlamak manasında müstear olmuştur. Zikredilen rüyet, kastedilen ise idraktir. Manevi, akli ve görünmez olan bir durum, gözle görülen, bir şey menziline konulmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
سَاُر۪يكُمْ اٰيَات۪ي ifadesindeki اٰيَات۪ي ’den [ayetler] maksat dünyadayken tehdit edildikleri, başlarına gelecek olan şeyler ve kendilerine vaad edilen ahiret azabıdır. Bu ayetlerin Resulullah'ın (s.a.v) doğruluğuna delalet eden tevhit delilleri olduğu da söylenmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 94)
فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ
İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir.
Cümle, takdiri إن سألتم شيئا (Eğer bir şey isteyecekseniz…) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Fiilin sonundaki mef’ûl olan mütekellim zamirinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu, acele edenlere tehdit yollu bir hitaptır. Yani Ben, hepsinde ahirette cehennem ateşi ve diğer azaplarımı size göstereceğim; siz şimdi dünyada bunların acele olarak gerçekleşmesini istemeyin.
تَسْتَعْجِلُونِ - عَجَلٍ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu yasak, nefislerinin yaratılışında bulunan aceleciliği istemekten vazgeçirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ [Benden onu acele istemeyin!] sözü; bu sizin faydanıza değildir, başınıza geldiği zaman ister dünyada ister ahirette olun, keşke olmasaydı diyeceksiniz, demektir. Ayet-i kerimede bu sözün tekrarlandığına delalet etmek için mazi değil, muzari fiil Cenab-ı Hak niçin, (sözün devamında), “Benden onu acele istemeyin’ buyurmuştur?” denilirse biz deriz ki: “Engelleyen şey ne kadar güçlü ve kuvvetli olursa muhalefet de o nispetle güçlü olur. Binaenaleyh Allah Teâlâ bu ifadesi ile aceleciliği bırakmanın, kıymetli, yüce ve arzulanan bir şey olduğuna dikkat çekmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu yasak, nefislerinin yaratılışında bulunan aceleciliği istemesinden vazgeçirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 94)