Enbiyâ Sûresi 58. Ayet

فَجَعَلَهُمْ جُذَاذاً اِلَّا كَب۪يراً لَهُمْ لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ  ٥٨

Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَجَعَلَهُمْ nihayet onları etti ج ع ل
2 جُذَاذًا parça parça ج ذ ذ
3 إِلَّا yalnız hariç
4 كَبِيرًا büyüğü ك ب ر
5 لَهُمْ onların
6 لَعَلَّهُمْ belki
7 إِلَيْهِ ona
8 يَرْجِعُونَ müracaat ederler (diye) ر ج ع
 

Tefsirlerde anlatıldığına göre Hz. İbrâhim’in kavminin dinî bir bayramı vardı; her sene kırda toplanarak bu bayramı kutlarlardı. Bir defasında yine bayram şenliğine giderken İbrâhim’i de götürmek istediler. İbrâhim hasta olduğunu ileri sürerek bayrama katılmadı ve halk kıra çıktıktan sonra puthaneye giderek büyük put hariç hepsini kırdı. 58. âyette bu açıkça ifade edilmektedir. Rivayete göre baltayı büyük putun boynuna astı ki (Kurtubî, XI, 296-297) kavmi ona başvurup putları kimin kırdığını sorsun da böylece putun acizliği ortaya çıksın. Halk bayram yerinden döndüklerinde tanrılarının başına gelenleri görünce bu işi kimin yaptığını araştırdılar. Daha önce Hz. İbrâhim’in putların aleyhindeki konuşmalarını işitmiş olanlar durumdan halkı haberdar ettiler. Halk, İbrâhim’in sorgulanmasını ve ona verilecek cezanın başkalarına da ibret olmasını istedi

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 687

 

فَجَعَلَهُمْ جُذَاذاً اِلَّا كَب۪يراً لَهُمْ لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ

 

Fiil cümlesidir.  فَ  istînâfiyyedir.  جَعَلَهُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. جُذَاذاً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

اِلَّا  istisna harfidir.  كَب۪يراً  müstesna olup fetha ile mansubdur. لَهُمْ  car mecruru  كَب۪يراً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. 

لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

هُمْ  muttasıl zamir  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اِلَيْهِ  car mecruru  يَرْجِعُونَ  fiiline mütealliktir. يَرْجِعُونَ  cümlesi,  لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

يَرْجِعُونَ  fiili  ن ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. istisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: istisna edatından sonra gelen kelimedir. istisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: istisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır: 1. Muttasıl istisna 2. Munkatı’ istisna 3. Müferrağ istisna (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَب۪يراً ; sıfat-ı müşebbehedir.  “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَجَعَلَهُمْ جُذَاذاً اِلَّا كَب۪يراً لَهُمْ 

 

فَ  istînâfiyyedir. Mütekellim Allah Teâlâ'dır. Ayetler arasında meskutun anh mevcuttur.

Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

جَعَلَهُمْ  fiilinin mef’ûlu olan  جُذَاذاً  ism-i faildir. bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder. 

İsm-i mef’ûl yerinde masdar kullanılması mefûliyyet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Kelimedeki nekrelik kesret ifade eder.

اِلَّٓا , istisna edatıdır.  هُمْ  zamirinden istisna olan  كَب۪يراً  müstesnadır.

لَهُمْ  car-mecruru, جُذَاذاً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

جُذَاذاً - كَب۪يراً  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

Azer, bir bayramlarında Hz. İbrahim'i de yanına aldı ve bayram kutlamalarına puthanelerinden başlayarak, önce oraya girdiler ve putlara secde edip yanlarında getirdikleri yemekleri, önlerine koydular ve: “Biz dönünceye kadar ilâhların bereketi yemeklere geçsin!” diye dua ettiler. Sonra çıkıp gittiler. Hz. İbrahim ise orada kaldı. Onlar gittikten sonra Hz. İbrahim, putlara bir göz gezdirdi. Bunlar yetmiş put idi ve sıralar halinde bulunuyorlardı. Bu putların en büyüğü de yüzü kapıya dönüktü. Bu büyük put altından idi ve gözlerinde, geceleri parlayan iki kıymetli taş bulunuyordu. Hz. İbrahim, eline aldığı balta ile hepsini kırdı, yalnız o büyük putu bıraktı ve baltayı da onun boynuna astı. Bunu, kendisine müracaat etmeleri ve karşılıklı hüccet beyanında onları gelecek delillerle mağlup edip kendilerini susturmak için yaptı. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ

 

 

Bu cümle beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır.  لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. اِلَيْهِ  car mecruru, konudaki önemine binaen amili olan  يَرْجِعُونَ ’ye takdim edilmiştir.

لَعَلَّ ’nin haberi olan  يَرْجِعُونَ  cümlesi, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. 

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbni Hişam gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler,Doktora Tezi)

Burada asıl temenni harfi yerine terecci harfinin gelmesi bu isteğin ne kadar şiddetli olduğuna delalet eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ [Belki ona dönerler] diye buyurulmuştur. Çünkü kendisine döneceklerini aklı kesmişti, zira ilâhlarına düşmanlıkta tekti ve bu konuda meşhurdu. Onu büyükleri yaptı diyerek onlara delil getirdi. Ya da büyüğe dönerler de kıranı sorarlar diye, çünkü düğümü çözmek için mabuda dönmek onun şanındandır. Ya da ilâhlarının acizliğini anladıkları zaman Allah'a ve birliğine dönerler diye, anlamındadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)