Enbiyâ Sûresi 8. Ayet

وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَداً لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِد۪ينَ  ٨

Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا ve
2 جَعَلْنَاهُمْ biz onları yapmadık ج ع ل
3 جَسَدًا ceset(ler) ج س د
4 لَا
5 يَأْكُلُونَ yemeyen ا ك ل
6 الطَّعَامَ yemek ط ع م
7 وَمَا ve
8 كَانُوا değillerdi ك و ن
9 خَالِدِينَ ölümsüz خ ل د
 
Müşrikler, Hz. Muhammed’in peygamberliğini kabul edebilmeleri için onun insan üstü varlıklardan olması gerektiğini ileri sürüyorlardı. Oysa gönderilen peygamberlerin tamamı insandı. Onlar da diğer insanlar gibi yer, içer, uyur, evlenir, çocuk sahibi olur, kısaca diğer insanların özelliklerini taşırlardı (bu konuda ayrıca bk. En‘âm 6/8-9).
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 667
 

وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَداً لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِد۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

مَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

جَسَداً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Veya  جَعَلْنَاهُمْ ‘daki mef’ûlun hali olup fetha ile mansubdur.  لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ  cümlesi, جَسَداً ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَأْكُلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الطَّعَامَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  atıf harfidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.   

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamir olarak mahallen merfûdur. خَالِد۪ينَ  kelimesi  كَانُوا ’nun haberi olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

خَالِد۪ينَ  ; sülasi mücerredi  خلد  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَداً لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki …مَا اَرْسَلْنَا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

جَعَلْنَاهُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir. 

İkinci mef’ûl olan  جَسَداً ‘deki nekrelik, muayyen olmayan cinse işaret eder.

لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ  cümlesi, جَسَداً  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَأْكُلُونَ - الطَّعَامَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

[“Bu nasıl peygamber, yemek yiyor, çarşılarda yürüyor. Ona bir melek indirilip de (böylece) onun yanında bir inzarcı bulunmalı değil miydi?”] (Furkan Suresi, 7) demişlerdi. İşte Cenab-ı Hakk,  “Biz, onları yemek yemeyen birer ceset olarak yaratmadık” buyurarak buna cevap vermiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bundan önce peygamberlerin beşer olmak konusunda örnek oldukları beyan edildikten sonra burada da peygamberlerin beşerî ve tabiî hükümlerde diğer insanlara örnek oldukları beyan edilmektedir. Yani Biz, peygamberleri yemek, içmek ihtiyaçları olmayan birer ceset olarak yaratmadık; fakat bozulma ortamını sağlamak için onları yemeğe ve içmeye muhtaç olarak yarattık. Ve peygamberler temelli bir hayat da sürecek değillerdir. Zira bozulmanın sonu, kaçınılmaz olarak yokluğa varır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

جَسَداً  cins isimdir. Bundan dolayı çoğul olarak “cesetler (anlamında أجسادا)” denilmemiştir. Ceset, beden ile aynı şeydir. İşte bundan dolayı (bu kökten olmak üzere): جسدا  haline geldi, denilir. Nitekim cisim kelimesinden; “Tecessüm etti” denilir. Kana da ceset denir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

 

وَمَا كَانُوا خَالِد۪ينَ

 

مَا كَانُوا خَالِد۪ينَ  cümlesi, atıf harfi   وَ ‘la  …جَعَلْنَاهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Menfî nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsned olan  خَالِد۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetu't Tefasir, 3/79)

Burada ebedi hayattan murad, meleklerin hayatı gibi pek uzun bir süre kalmaktır yahut sonsuz hayattır. Onların inancına göre melekler ölümsüzdür. Yani “Biz, peygamberleri gıda alan ve ecellerine göre hayattan ölümle sona eren bedenler kıldık; onları melekler kılmadığımız gibi melekler gibi gıdalardan müstağni olan, bedenleri hiç bozulmayan varlıklar da kılmadık.”

Şu halde bu cümle, bundan önce zikredilen eski peygamberlerin melekler değil, beşer oldukları hususunu açıklamakta, bir de onların, “Bu peygambere ne oluyor ki yemek yiyor?” şeklindeki sözlerini reddetmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)