وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ ٦٩
Hz. İbrâhim’in kıssasının bir bölümü anlatılarak onun müşriklerden olmadığına, bilâkis getirdiği dinin Hz. Muhammed’in getirdiği dinle özü itibariyle aynı olduğuna, onu sevdiklerini ve peşinden gittiklerini iddia edenlerin Hz. Muhammed’i de sevmeleri, ona tâbi olmaları gerektiğine işaret edilmektedir. Ayrıca kıssada Allah’ın birliği esasına dayanan tevhid dinini yaymak uğrunda öz vatanından hicret etmiş olan Hz. İbrâhim’in Filistin, Mısır ve Hicaz’da yaşadığı gurbet hayatı ve şirke karşı verdiği mücadele anlatılarak başta Hz. Peygamber olmak üzere müminlere ümit aşılanmakta ve teselli verilmektedir.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 157
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اتْلُ illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَلَيْهِمْ car mecruru اتْلُ fiiline mütealliktir.
نَبَاَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اِبْرٰه۪يمَۢ muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayet, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَلَيْهِمْ, siyaktaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ izafeti, نَبَاَ için tazim ifade eder.
نَبَاَ , büyük fayda sağlayan, kendisiyle ilim veya zann-ı galib oluşan haberdir. Bu iki özelliği taşımayan habere نَبَاَ denmez. نَبَاَ diye tanımlanan haberin hakkı, yalandan arınmış olmasıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât) Her نَبَاَ haberdir, fakat her haber نَبَاَ değildir.
نَبَاَ , haber demektir. Bu, onların kabul etmek zorunda kalacakları bir delil olsun diye onlara söylenmiştir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Yani ey Resulüm! Müşriklere Hz. İbrahim'in O muazzam kıssasını da sana vahyolunduğu gibi oku ki daha önce zikredildiği gibi bu müşriklerin, kendilerine gelen ayetlere iki yoldan biriyle dahi (Seni Hz. İbrahim'e kıyaslamak ve kendilerini de onun helak olan kavmine kıyaslamak veya bu konuda sen kimseden bir şey duymaksızın, sana gelen vahiy ile bu kıssayı olduğu gibi anlatmanı düşünerek) iman etmediklerine vakıf olasın. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)