فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَق۪ينٍ ٢٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَمَكَثَ | geldi |
|
| 2 | غَيْرَ |
|
|
| 3 | بَعِيدٍ | çok geçmeden |
|
| 4 | فَقَالَ | ve dedi |
|
| 5 | أَحَطْتُ | ben gördüm |
|
| 6 | بِمَا | bir şey |
|
| 7 | لَمْ |
|
|
| 8 | تُحِطْ | senin görmediğin |
|
| 9 | بِهِ | onda |
|
| 10 | وَجِئْتُكَ | ve sana getirdim |
|
| 11 | مِنْ | -dan |
|
| 12 | سَبَإٍ | Seba- |
|
| 13 | بِنَبَإٍ | bir haber |
|
| 14 | يَقِينٍ | gerçek |
|
فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ
Fiil cümlesidir. Atıf harfi فَ ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri; فجاء الهدهد ( Hüdhüd geldi.) şeklindedir.
مَكَثَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. غَيْرَ zaman veya mekân zarfı, مَكَثَ fiiline müteallik, mahallen mansubdur. بَع۪يدٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَق۪ينٍ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli اَحَطْتُ ‘dur. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَحَطْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle اَحَطْتُ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası لَمْ تُحِطْ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
تُحِطْ sükun ile meczum muzari fiildir. بِه۪ car mecruru تُحِطْ fiiline mütealliktir. جِئْتُك atıf harfi وَ ‘la اَحَطْتُ ‘ya matuftur.
جِئْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ سَبَأٍ car mecruru جِئْتُ fiiline mütealliktir. بِنَبَأٍ car mecruru جِئْتُ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; متلبّسا بنبإ (Habere bürünerek) şeklindedir. يَق۪ينٍ kelimesi نَبَأٍ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَحَطْتُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حوط ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ
Ayet, atıf harfi فَ ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri; فجاء الهدهد (Hüdhüd geldi.) şeklindedir.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Muzafun ileyh olan بَع۪يدٍ ’deki nekrelik, kıllet ifade eder.
فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ ifadesi se, (çok geçmeden, en yakın zamanda) manasınadır. Cenab-ı Hakk'ın bu bekleyişi kısa olarak nitelemesi, Hüdhüd'ün Hz. Süleyman (a.s)'dan korktuğu için, hızlıca geldiğini göstermesinden dolayı ve o kuşun, Hz. Süleyman (a.s)'ın emrine nasıl âmâde olduğunu bildirmek içindir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burada مَكَثَ kelimesi, geri kalma anlamında kullanılmıştır. Çünkü hüdhüd bir mekânda kalmıyordu. Uçuyor ve hareket ediyordu. مَكَثَ ‘nin geri kalma anlamında kullanımı mecâz-ı mürseldir. Çünkü geri kalma zamana bağlıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَق۪ينٍ
Cümle, atıf harfi فَ ile مَكَثَ fiiline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mecrur mahaldeki مَا müşterek ism-i mevsûlü بِ harf-i ceriyle birlikte أَحَطتُ fiiline mütealliktir. Sıla cümlesi olan لَمْ تُحِطْ بِه۪ , menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
لَمْ تُحِطْ - اَحَطْتُ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَق۪ينٍ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la اَحَطْتُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بِنَبَأٍ ‘deki nekrelik, tazim içindir.
يَق۪ينٍ kelimesi نَبَأٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Ayette haber yerine gelen نَبَأٍ lafzının, doğru, önemli haber olduğu düşünüldüğünde mana-lafız yönünden, سَبَإِۭ lafzıyla olan ses uyumu düşünüldüğünde lafız-lafız uyumu yönünden mükemmel bir seçimdir.
Geldi manasındaki جاء fiili, بِ harf-i ceri ile kullanıldığında getirdi manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.
Bu ayette نَبَأٍ ve سَبَإِۭ kelimeleri arasında ciddi bir ses uyumu vardır. Müfessirin, ayetteki ses uyumu meselesini değerlendirme üslubu son derece dikkat çekicidir. Meâlen; “Evet, نَبَأٍ kelimesi yerine aynı öz anlamı taşıyan خَبَر (haber) kelimesi de kullanılsa anlam doğru olurdu. Ancak iki sebepten ötürü نَبَأٍ kelimesinin kullanılması daha doğrudur. Bunlardan birincisi kelimenin getirilen haberin büyüklüğünü daha net ifade etmesi, ikincisi ise ayette meydana gelen söz ve ses güzelliğidir. Fakat burada belirleyici olan ses güzelliği değildir. Ses güzelliği anlam örtüşmesini destekleyen artı bir güzelliktir. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)
نَبَأٍ ve سَبَإِۭ arasında cinas-ı müzdevic vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
بِنَبَأٍ ‘deki بِ harf-i ceri musahebe içindir. Çünkü geldiğinde haber hüdhüdün yanındaydı. نَبَأٍ önemli haber demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَق۪ينٍ [ve Sebe'den sana kesin bir haber ile geldim] ayeti ile onun Süleyman (a.s)'a bilmediği şeyi öğretmiş olduğunu anlıyoruz. Böylelikle o Süleyman (a.s)'ın kendisini tehdit etmiş olduğu azabı ve kesilme cezasını bertaraf etmiş oldu. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
20-21 ve 22. ayetlerinin sonları birbirine uygun düşmüştür. اَمْ كَانَ مِنَ الْغَٓائِب۪ينَ [Yoksa kayıplara mı karıştı.] - اَوْ لَيَأْتِيَنّ۪ي بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ [Ya da mutlaka bana apaçık bir delil getirir.] - وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَق۪ينٍ [Sana Sebe'den çok doğru bir haber getirdim.] Bu bölümün sonuna kadar böyle ayetler vardır. Birçok ayette, ayet sonları birbirine uyumludur. Bunun da, insan ruhuna güzel bir etkisi vardır.
Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)