Kasas Sûresi 11. Ayet

وَقَالَتْ لِاُخْتِه۪ قُصّ۪يهِۘ فَبَصُرَتْ بِه۪ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ  ١١

Annesi, Mûsâ’nın kız kardeşine, “Onu takip et” dedi. O da Mûsâ’yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَتْ ve dedi ki ق و ل
2 لِأُخْتِهِ kızkardeşine ا خ و
3 قُصِّيهِ onu takip et ق ص ص
4 فَبَصُرَتْ o da gözetledi ب ص ر
5 بِهِ onu
6 عَنْ
7 جُنُبٍ uzaktan ج ن ب
8 وَهُمْ ve onlar
9 لَا
10 يَشْعُرُونَ farkına varmadan ش ع ر
 

Öte yandan Mûsâ’nın annesinin üzüntüden aklı başından gitmiş, ne olup bittiğinden haber alamadığı için dehşete kapılmıştı. Haber almak için gösterdiği telâş sebebiyle neredeyse durumu ifşa edecekti, fakat Allah gönlünü pekiştirdi, ona sabretme gücü verdi ve sonunda çocuğuna kavuşacağı inancında karar kıldı. Anne, kızına gelişmeleri uzaktan takip etmesini söylemişti. O da hemen nehrin kenarında kardeşinin peşine düşmüş, Firavun’un adamlarına hissettirmeden, Mûsâ’nın Firavun’un sarayına götürülüşünü izlemişti.

Firavun’un hanımı çocuğa sütanne aramaya başladı; ancak Allah Teâlâ izin vermediği için Mûsâ saraya getirilen kadınlardan hiçbirinin memesini emmedi. Bu hususun 12. âyette, “Biz önceden onun, başka sütanne kabul etmesini engellemiştik” şeklinde ifade buyurulması, olayın tesadüfî bir gelişme olmayıp ilâhî irade tarafından özel olarak planlandığını göstermektedir. Durumu öğrenen ablası emzikli bir kadın olarak “annesini” tavsiye etti; teklifi kabul edildi ve Mûsâ emzirilmek üzere annesine iade edildi (Tevrat’a göre Mûsâ’yı nehirde bulan ve onu emzirmesi için annesine veren, Firavun’un kızıdır; bk. Çıkış, 2/5). Emzirme süresi bitince Mûsâ tekrar Firavun ailesine teslim edildi. Firavun, kendi ailesi içinde büyütülüp yetiştirilen çocuğun kendi yolundan gidecek ve ona mutluluk verecek bir evlât olacağını düşünmüştü. Genellikle ilgi ve eğitim bu sonucu verebilirdi, fakat Allah, Mûsâ vasıtasıyla Firavun’un zulmüne son vermek istiyordu ve sonunda O’nun muradı gerçekleşti.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 217
 

وَقَالَتْ لِاُخْتِه۪ قُصّ۪يهِۘ فَبَصُرَتْ بِه۪ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى’dir. لِاُخْتِ  car mecruru  قَالَتْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli  قُصّ۪يهِ ’dir.  قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

قُصّ۪ي  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Muhataba  ي ’sı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mefulün bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

بَصُرَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir.  بِه۪  car mecruru  بَصُرَتْ  fiiline mütealliktir. عَنْ جُنُبٍ  car mecruru  بَصُرَتْ ’deki fiilin veya  بِه۪ ’deki zamirin haline mütealliktir. 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  لَا يَشْعُرُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَشْعُرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesidir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَقَالَتْ لِاُخْتِه۪ قُصّ۪يهِۘ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la öncesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Inşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

Allah Teâlâ, Hz. Musa’nın annesinin, kardeşine söylediklerini bildiriyor. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَتْ  fiiline müteallik car-mecrur  لِاُخْتِه۪  izafetinde, Hz. Musa’ya aid zamire muzaf olan  اُخْتِ , şeref kazanmıştır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

قَالَتِ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  قُصّ۪يهِ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Burada, ‘kızına’ denilmeyip de ‘’ablasına’’ denilmesi, emri yerine getirmeyi gerektiren muhabbet sebebini sarih olarak belirtmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 فَبَصُرَتْ بِه۪ عَنْ جُنُبٍ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile mukadder istînâfa atfedilmiştir. Cümleler arasında meskutun anh mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

عَنْ جُنُبٍ  car-mecruru,  بِه۪ ’deki zamirin veya  بَصُرَتْ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Onu uzaktan gözetledi cümlesindeki;  جُنُبٍ ’in (uzaktan) anlamına geldiğini Mücahid söylemiştir, ألأجْنَب (Yabancı) kelimesi de buradan gelmektedir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

عَنْ  harf-i ceri mücaveze (geçmek ve yönelme) içindir.  عَنْ جُنُبٍ  car mecruru  بَصُرَتْ ’deki zamirin hali konumundadır. Çünkü burada mücaveze, mekânın değil ablasının durumundandır. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

 

 وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ

 

 

Ayetin hal  و ’ıyla gelen  وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ  cümlesi,  بَصُرَتْ  fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlenin müsnedi  لَا يَشْعُرُونَ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesinde, müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın dikkatini tecessüm özelliğiyle uyararak konuyu anlamasında yardımcı olur.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَشْعُرُونَۙ - بَصُرَتْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu cümle, müsnedün ileyhi haber olan fiilin önüne geçmiş tekidli bir cümledir. Bu cümlede bu takdim nefyi (olumsuzluğu) tekid eder. Olumsuzluğun tekidi onlar kesinlikle hissetmezler, yani hisleri kaybolmuştur demektir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s. 305)