قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُۘ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَم۪ينُ ٢٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَتْ | dedi |
|
| 2 | إِحْدَاهُمَا | o (kız)lardan biri |
|
| 3 | يَا أَبَتِ | babacağım |
|
| 4 | اسْتَأْجِرْهُ | bunu (çoban) tut |
|
| 5 | إِنَّ | muhakkak |
|
| 6 | خَيْرَ | en hayırlısıdır |
|
| 7 | مَنِ |
|
|
| 8 | اسْتَأْجَرْتَ | ücretle tuttuklarının |
|
| 9 | الْقَوِيُّ | en güçlüsüdür |
|
| 10 | الْأَمِينُ | en güveniliridir |
|
Kızlar babalarına gidip Mûsâ’nın kendilerine yaptığı iyiliği anlatınca babaları da bu iyiliğin karşılığını ödemek için kızlarından birini gönderip Mûsâ’yı evine davet etmiş; Mûsâ başından geçenleri ve Mısır’dan kaçış sebebini anlatınca o zat da artık korkmamasını, zira Firavun’un zulmünden kurtulup emin bir beldeye gelmiş olduğunu ifade etmiş ve kızlardan birinin teklifi üzerine âyette belirtildiği şekilde bir anlaşma yapılmıştır.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 224
قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُۘ
Fiil cümlesidir. قَالَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. اِحْدٰيهُمَا fail olup müsenna olduğu için elif ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُ ‘dir. قَالَتْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. Münada olan اَبَتِ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı اسْتَأْجِرْهُۘ ‘dur.
اسْتَأْجِرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَأْجِرْ fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi أجر ‘dir.
Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَم۪ينُ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
خَيْرَ kelimesi اِنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl مَنِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası اسْتَأْجَرْتَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur. Takdiri; استأجرته (Onu kiraladın) şeklindedir.
اسْتَأْجَرْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur.
الْقَوِيُّ kelimesi اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. الْاَم۪ينُ kelimesi ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
اسْتَأْجِرْ fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi أجر ‘dir.
Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
خَيْرَ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُۘ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَتْ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُ cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.
اَبَتِ kelimesinin sonundaki esre muzâfun ileyhten ivazdır. Muzâfun ileyhin hazfı mütekellimle münadanın yakınlığına işarettir.
Nidanın cevabı olan اسْتَأْجِرْهُ cümlesi, emir üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husûle gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir ki buna isti'lâ yoluyla denir. Vücûb ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَم۪ينُ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Veciz ifade kastıyla izafet formunda gelen اِنَّ ’nin ismi olan خَيْرَ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
خَيْرَ ’nın muzâfun ileyhi olan müşterek ism-i mevsûl مَنِ ‘in sıla cümlesi olan اسْتَأْجَرْتَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ izafetinde, خَيْرُ sıfat olmasına rağmen مَنِ ‘nin önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Hayırlı ücretli’ yerine [ücretle çalışanların en hayırlısı] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.
اِنَّ ’nin haberi olan الْقَوِيُّ ve الْاَم۪ينُ ‘nun الْ ile marife gelmesi, müsnedün ileyhin bu vasıfla kemâl derecede muttasıf olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında وَ olmadan gelmesi her ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder.
Kızlardan birinin Musa (a.s) için söylediği sözlerden onun hakkındaki düşüncelerinin çok olumlu olduğu ve babasını ikna etmeyi çok istediği anlaşılmaktadır. Onun kuvvetinin ve güvenilirliğinin had safhada olduğunu, şimdiye kadarki işçilerin en hayırlısı olduğunu tekidli bir dille ifade etmiştir.
الْقَوِيُّ ve الْاَم۪ينُ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
اسْتَأْجِرْهُۘ - اسْتَأْجَرْتَ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette, hayırlılık ve iyilik vurgusuna özen göstermek için haber makamında olmaya daha layık olan َخَيْرَ kelimesi isim olarak takdim edilmiştir. İleride olacak olan ücretle tutma işinin mazi kipiyle ifade edilmesi, bu işin tecrübe ile bilinen bir durum olduğunu göstermek içindir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)