وَاَتْبَعْنَاهُمْ ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةًۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوح۪ينَ۟ ٤٢
“Öncüler” diye çevirdiğimiz eimme kelimesi “önder” anlamına gelen imâm kelimesinin çoğuludur. Firavun ve adamları inkârcılıkta ısrar ettikleri, halkı da emir ve teşvikleriyle peşlerinden küfre sürükleyip âhirette cehenneme girmelerine sebep oldukları ve bu konuda onlara önderlik ettikleri için âyette, “ateşe çağıran öncüler”olarak anılmışlardır. Şüphesiz ki kendileri de ateşe çağırdıkları kimselerle birlikte cehenneme gireceklerdir. Bu durum Allah’ın onlara bir haksızlığı veya adaletsizliği değil, onların kendi tercihlerinin sonucudur. Bu sebeple dünyada Allah’ın lânetine uğramışlar ve tarih boyunca kitaplı dinlerde kötü şöhretle anılagelmişlerdir. Kıyamet gününde de Allah’ın vereceği cezadan kendilerini kurtaracak herhangi bir yardımcı bulamayacaklar ve lânetlenmiş kişiler arasında kalacaklardır.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 229
Qabeha قبح : قَبِيحٌ gözün bakmaktan tiksindiği eşya ile nefsin tiksinerek çekindiği iş ve hallere denir. Fiil olarak kötü, fena, pis nahoş ve çirkin olmak manasında قَبُحَ şeklinde kullanılır. Mastarı قَباحَةٌ olarak gelir.
Kullanılan ismi faili ise قَبِيحٌ dur. Pazı kemiğinin yarısından itibaren dirseğe kadar olan kısmına da قَبِيحٌ denmektedir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sadece bu ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekilleri kabahat ve kabih görmektir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَاَتْبَعْنَاهُمْ ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةًۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَتْبَعْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ي هٰذِهِ car mecruru لَعْنَةًۚ ‘nin mahzuf haline mütealliktir.
الدُّنْيَا işaret isminden bedel olup elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. لَعْنَةً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَتْبَعْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوح۪ينَ۟
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. يَوْمَ zaman zarfı الْمَقْبُوح۪ينَ ’ya mütealliktir. الْقِيٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْمَقْبُوح۪ينَ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الْمَقْبُوح۪ينَ , sülâsi mücerredi قبح olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.
وَاَتْبَعْنَاهُمْ ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةًۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوح۪ينَ۟
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki …وَجَعَلْنَاهُمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafât, s.107)
اَتْبَعْنَاهُمْ , fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَعْنَةًۚ ‘in mahzuf mukaddem haline müteallik ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا car mecruru, ihtimam için zul-hale takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mef’ûl olan لَعْنَةً ’deki nekrelik, kesret, nev ve tahkir ifade eder.
İşaret isminden bedel olan dünyanın هٰذِهِ ile işaret edilmesi konuya dikkat çekmek ve tahkir içindir.
Dünya hayatının هٰذِهِ ile işaret edilmesinde istiare sanatı vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla الدُّنْيَا , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Dünya, içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. الدُّنْيَا ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Makabline وَ ‘la atfedilen وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوح۪ينَ۟ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. هُمْ , mübteda, car-mecrur مِنَ الْمَقْبُوح۪ينَ۟ , mahzuf habere mütealliktir.
Zaman zarfı يَوْمَ الْقِيٰمَةِ , ihtimam için müteallakı olan ism-i mef’ûl kalıbındaki الْمَقْبُوح۪ينَ۟ ’ye takdim edilmiştir.
Son iki ayette جعلناهم ifadesinden sonra Allah Teâlâ, zalimlerin başına gelecek halleri sıralamıştır. Bu taksim sanatıdır.
لَعْنَةًۚ - الْمَقْبُوح۪ينَ۟ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Sâmerrâî Hûd Suresinin 60. ayeti ile Kasas Suresinin 42. ayetini mukayese sadedinde şu sayısal analizleri yapmaktadır:
1- Kasas Suresinde açık ve gizli olmak üzere toplam kırk bir; Hud Suresinde ise dört adet azamet zamiri yer almaktadır. Bu da Kasas Suresindeki اَتْبَعْنَاهُمْ fiilinin, azamet zamirine isnadına uygun düşmektedir.
2- Kasas Suresindeki Musa (a.s) kıssası, Hud Suresindeki Hûd (a.s) kıssasından daha uzundur. Bu suredeki Musa kıssası kırk dört ; Hud kıssası ise on bir ayetten oluşmaktadır.
3- Kasas ayetinde geçen اَتْبَعْنَاهُمْ kelimesi Hud ayetindeki اُتْبِعُوا kelimesinden daha uzundur. Nitekim اَتْبَعْنَاهُمْ sekiz, اُتْبِعُوا ise beş harften oluşmaktadır. Dolayısıyla uzun anlatıma uzun kıssa; kısa anlatıma ise kısa kıssa uygun düşmüştür. (İzzet Marangozoğlu, Fâdıl Sâlih Es-Sâmerrâî’nin Beyânî Tefsir Anlayışı)