وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ ٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَنُمَكِّنَ | ve iktidara getirmeyi |
|
| 2 | لَهُمْ | onları |
|
| 3 | فِي |
|
|
| 4 | الْأَرْضِ | o yerde |
|
| 5 | وَنُرِيَ | ve göstermeyi |
|
| 6 | فِرْعَوْنَ | Fir’avn’a |
|
| 7 | وَهَامَانَ | ve Haman’a |
|
| 8 | وَجُنُودَهُمَا | ve askerlerine |
|
| 9 | مِنْهُمْ | onlardan |
|
| 10 | مَا | şeyi |
|
| 11 | كَانُوا | oldukları |
|
| 12 | يَحْذَرُونَ | korkmuş |
|
وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ
Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ ‘la önceki masdar-ı müevvele matuftur.
نُمَكِّنَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. لَهُمْ car mecruru نُمَكِّنَ fiiline mütealliktir. فِي الْاَرْضِ car mecruru نُمَكِّنَ fiiline mütealliktir. نُرِيَ fiili atıf harfi وَ ’la نُمَكِّنَ ’e matuftur.
نُرِيَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. فِرْعَوْنَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Gayri munsariftir. هَامَانَ ve جُنُودَهُمَا atıf harfi وَ ’la makabine matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنْهُمْ car mecruru يَحْذَرُونَ fiiline mütealliktir. مَا müşterek ism-i mevsûl نُرِيَ ’nin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا يَحْذَرُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. Aid zamiri mahzuftur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَحْذَرُونَ cümlesi, كَانُوا ’un haberi olarak mahallen mansubdur.
يَحْذَرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)
نُمَكِّنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi مكن ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
نُرِيَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رأي ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki …نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فِي الْاَرْضِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü yeryüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Dünya, burada zarfa benzetilmiştir. Yeryüzü ile onlar arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ cümlesi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette نُمَكِّنَ ve نُرِيَ fiillerinin, azamet zamirine isnadı, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. نُرِيَ fiiline müteallik مِنْهُمْ car mecruru, konudaki önemine binaen, mef’ûle takdim edilmiştir.
Birbirine matuf وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا , mef’ûl olan فِرْعَوْنَ ‘ye atfedilmiştir. Cihet-i camiâ, tezayüftür.
نُرِيَ fiilinin ikinci mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan كَانُوا يَحْذَرُونَ , nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَحْذَرُونَ cümlesi, كَانَ ‘nin haberidir.
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye etmiştir.
Allah Teâlânın İsrailoğulları için istediklerinin; lütufta bulunmak, onları önder yapmak, varisler ve kudret sahibi kılmak, onların eliyle Firavun’a, Hâmân’a ve ordularına, çekinegeldikleri şeyleri göstermek şeklinde açıklanması ve çekindikleri şeyi görecek olanların Firavun, Hâmân ve orduları olarak sayılması taksim sanatıdır.
Ayetteki muzari fiiller hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiilde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ [O yerde onlara imkân verelim] Mısır ve Şam toprağında. İmkan vermenin aslı; bir şeye içine gireceği yer vermektir, sonra istiare yolu ile musallat kılmaya ve kayıtsız şartsız bırakmaya denildi. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayette geçen ve kudret sahibi kılmak manasında olan نُمَكِّنَ fiilinden alınmadır. Bu kelime; bir kimseye üzerine oturup yerleşebileceği veya yatıp uyuyabileceği bir yer hazırlanması veya yer edinmesi manasınadır. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
الجُنْدُ kelimesi çoğul bir isimdir. Bu lafzın tekili yoktur. Bir işi yerine getirmek üzere bir araya gelen insan grubudur, buna ordu denir. Çünkü onların işi tek bir şeydir, o da amire hizmet etmek ve itaat etmektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)