وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ ٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَنُرِيدُ | biz istiyorduk |
|
| 2 | أَنْ |
|
|
| 3 | نَمُنَّ | lutfetmeyi |
|
| 4 | عَلَى | üzerine |
|
| 5 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 6 | اسْتُضْعِفُوا | ezilen(ler) |
|
| 7 | فِي |
|
|
| 8 | الْأَرْضِ | o yerde |
|
| 9 | وَنَجْعَلَهُمْ | ve onları yapmayı |
|
| 10 | أَئِمَّةً | önderler |
|
| 11 | وَنَجْعَلَهُمُ | ve onları kılmayı |
|
| 12 | الْوَارِثِينَ | mirasçı |
|
وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
نَمُنَّ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl عَلَى harf-i ceriyle نَمُنَّ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اسْتُضْعِفُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. فِي الْاَرْضِ car mecruru اسْتُضْعِفُوا fiiline mütealliktir. نَجْعَلَهُمْ atıf harfi وَ ile نَمُنَّ fiiline matuftur.
نَجْعَلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir هُمْ mef ‘ûlün bih olarak mahallen mansubdur. اَئِمَّةً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. نَجْعَلَهُمُ cümlesi, atıf harfi و ’la birinci نَجْعَلَهُمُ ‘ e matuftur.
نَجْعَلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْوَارِث۪ينَ ikinci mef’ûlun bih olup nasb alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle irablanırlar.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُر۪يدُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
اسْتُضْعِفُوا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi ضعف ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.
الْوَارِث۪ينَ ; sülâsî mücerredi ورث olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ
Cümle, atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki …اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki muzari fiil cümlesi نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ , masdar teviliyle نُر۪يدُ fiilinin mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
نُر۪يدُ fiilinin mef’ûlünün sarih değil de müevvel masdarla ifade edilmesi bu durumun bir defaya mahsus olmadığına işaret olabilir.
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , harfi-cerle نَمُنَّ fiiline mütealliktir. Sıla cümlesi olan اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ , sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فِي الْاَرْضِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü yeryüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Dünya, burada zarfa benzetilmiştir. Yeryüzü ile dünyada bulunan şeyler arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
اسْتُضْعِفُوا fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)
Birbirine matuf وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً ve وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ cümleleri, aynı üslupta gelerek …نَمُنَّ عَلَى cümlesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اَئِمَّةً ’deki tenvin, muayyen olmayan cins ve tazim ifadesi içindir.
نَجْعَلَهُمُ fiilinin tekrarlanması işin gerçekleşeceğinin kesinliğine işaret olabilir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette fiillerin, azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Muzari fiiller hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107)
وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَ sözündeki varis olmaktan murad onlara verilen ve geri alınmayan ihsanlardır. Varis için de miras böyledir. Miras, mirası veren kişiye geri dönmez. Bu lafızda tasrîhî ve tebeî istiare vardır. Çünkü varis olmak, baki kalmak anlamında kullanılmıştır. (Ruveynî, Teemülat fi Sureti Meryem Suresi, Meryem 63, s. 243)
Veraset mülk edinmede ve hak sahibi olmada kullanılan en güçlü lafızdır; çünkü fesh edilmez, geri dönülmez, reddetmekle iptal edilmez ve düşürülmez. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t- Te’vîl)
İsrailoğullarının din önderleri kılınmaları, zaman itibariyle Firavun’a varis kılınmalarından sonra olduğu halde burada verasetlerinin ondan sonra zikredilmiş olması, varis kılınmalarının mertebesi din önderleri kılınmalarının mertebesinden daha aşağı olduğu içindir. Bir de verasetin devamı olan hususlar ile onun arasına başka bir şeyin girmemesi içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Şayet وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ ifadesinin نَتْلُوا ve يَسْتَضْعِفُ cümlelerine atfedilmesi doğru olmaz; öyleyse bu söz nereye atfedilmiştir? dersen şöyle derim: Bu, اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْاَرْضِ ifadesine matuftur; zira bu ifade Musa ve Firavun’un haberlerini tefsir ve beyan sadedinde bu ِifadenin dengidir. وَنُر۪يدُ (istiyorduk) ifadesi geçmiş halin hikâyesidir; يَسْتَضْعِفُ fiilinden hal de olabilir yani Firavun onları köleleştirmek istiyor, biz ise onlara iyilik etmek istiyorduk. Şayet “Bunların paryalaştırılmak istenmesiyle Allah’ın onlara iyilik murad etmesi nasıl bir arada mütalaa edilebilir? Oysa Allah bir şeyi gerçekleştirmek istediği zaman başka bir vakte muhtaç olmaksızın o iş olmaktadır.” dersen şöyle derim: Allah Teâlâ’nın onları Firavun’dan kurtararak kendilerine yapacağı iyiliğin gerçekleşmesi yakın olunca sanki Allah’ın onlara iyilik murad etmesi onların zavallılaştırılmaları ile berabermiş gibi kabul edilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ [Biz, ihsan etmek istiyorduk] cümlesinde, o manzarayı zihinde canlandırmak için, şimdiki zamanın hikâye kipi kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)