Ahzâb Sûresi 17. Ayet

قُلْ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءاً اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةًۜ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً  ١٧

De ki: “Eğer Allah size bir kötülük dilese, sizi Allah’tan koruyacak kimdir? Yahut size bir rahmet dilese, buna engel olacak kimdir?” Onlar kendilerine Allah’tan başka hiçbir dost ve hiçbir yardımcı bulamazlar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 مَنْ kimdir?
3 ذَا şu
4 الَّذِي kimse ki
5 يَعْصِمُكُمْ sizi koruyacak ع ص م
6 مِنَ -dan
7 اللَّهِ Allah-
8 إِنْ eğer
9 أَرَادَ istese ر و د
10 بِكُمْ size
11 سُوءًا bir kötülük س و ا
12 أَوْ veya
13 أَرَادَ dilese ر و د
14 بِكُمْ size
15 رَحْمَةً rahmet ر ح م
16 وَلَا
17 يَجِدُونَ bulamazlar و ج د
18 لَهُمْ kendilerine
19 مِنْ
20 دُونِ başka د و ن
21 اللَّهِ Allah’tan
22 وَلِيًّا bir dost و ل ي
23 وَلَا ne de
24 نَصِيرًا bir yardımcı ن ص ر
 

Hendek kazılırken büyük bir kayaya rastlanmıştı, kayayı sökme­yi veya kırmayı başaramayan askerler Peygamberimiz’e başvurdular. O, üst giysisini çıkardı, kazmayı eline aldı ve üç vuruşta kayayı parçaladı. Her vuruşta “Allahü ekber” diyor ve “İran, Suriye, Yemen” gibi yerleri zikrederek ileride müslümanların gerçekleştirecekleri fetihleri bir bir müjdeliyordu. Bu müjdeyi işiten yahudiler ve münafıklar ise “Biz korkudan helâya gidemezken o bize İran ve Bizans’ın hazinelerini müjdeliyor, bu aldatmadan başka bir şey değil” demişlerdi (Nesâî, “Cihâd”, 42; Kurtubî, XIV, 130).

Bu gruptaki âyetlerde münafıkların ortak karakteri, sözlerinden ve davranışlarından örnekler verilerek açıklanmaktadır: Bunlar söz verirler ama yerine getirmezler; fitne fesat fırsatı çıkınca ev bark aile düşünmeden o fırsatı değerlendirmeye koşarlar; hizmet gerektiğinde ise türlü bahaneler ileri sürerek izin almak isterler; sûret-i haktan görünerek müslümanların moralini bozarlar; çoluk çocuklarını, evlerinin tehlikede olduğunu hatırlatarak savaş alanından çekilmeyi tavsiye ederler; korkunun ölüme faydası olmadığı halde inançsızlıkları sebebiyle savaşmaktan ve ölümden fazlaca korkarlar, korku ortamı geçip zafer kazanılınca da bu sonuçta kendilerinin de payı varmış gibi konuşmaya ve hak talep etmeye kalkışırlar.

 

قُلْ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءاً اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةًۜ

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l kavl  مَنْ ذَا الَّذ۪ي ’dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. مَنْ  istifham ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur.  ذَا  işaret ismi sükun üzere mebnidir, haber olarak mahallen merfûdur. 

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  ذَا ’dan bedel olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَعْصِمُكُمْ ’dir. İrabdan mahalli yoktur. 

يَعْصِمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  يَعْصِمُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Sart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَرَادَ  şart fiili olup fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِكُمْ  car mecruru  سُٓوءاً ’nin mahzuf haline mütealliktir. سُٓوءاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir.  

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. اَرَادَ  fiili atıf harfi  اَوْ  ile birinciye matuftur.

اَرَادَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  رَحْمَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

اَوْ ; Türkçede “veya yahut, ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرَادَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رود ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً

 

 

 

Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ  ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, سيعذّبون ولا يجدون ...şeklindedir.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَجِدُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَهُمْ  car mecruru  يَجِدُونَ  fiiline mütealliktir. 

مِنْ دُونِ  car mecruru  وَلِيًّا ’in mahzuf haline mütealliktir.  للّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. وَلِيًّا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. نَص۪يرًا  atıf harfi وَ  ile makabline matuftur.

مِنْ  nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341)

 

قُلْ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. مَنْ  soru harfi mübteda,  ذَا  haberdir. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesindeki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  müsned olan  ذَا ’dan bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Mevsûlün sılası olan  يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bedelin ism-i mevsûlle ifade edilmesi, sonraki habere dikkat çekmek içindir.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tahkir ve tevbih amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca mütekellim Allah Teâlâ olması sebebiyle, ifadede tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Ayetin başında  قُلْ  emrinin bulunması mekûlu-l kavlin, Allah katında bir önemi, şanı ve ciddiyeti bulunduğuna işaret eder.

Bu mekulü’l kavl, arkadan gelen şartın cevabı olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءاً اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةًۜ 

 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen terkibin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Şart üslubundaki terkipte  اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءاً , şart cümlesi, müspet mazi sıygada gelerek sebat temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

Şartın, takdiri  فمن ذا الذي يعصمكم (Sizi kim korur?) olan cevabının önceki ifadenin delaletiyle hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Mahzuf cevap ve mezkur şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Aynı üslupta gelen  اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةً  cümlesi hükümde ortaklık nedeniyle, şart cümlesi  اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءاً ’e atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Her iki cümlede de takdim-tehir sanatı vardır. اَرَادَ  fiiline müteallik  بِكُمْ  car-mecruru durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûl olan  سُٓوءاً  ve  رَحْمَةً ’e takdim edilmiştir.

رَحْمَةً  ve  سُٓوءاً  kelimelerindeki nekrelik, nev ve kesret ifade eder. Her ikisi de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

اَرَادَ  fiilinin tekrarı, cümlelerin mukabele formunda gelmesi, Allah Teâlâ’nın dilediği herşeye kadir olduğunu, iradenin onda olduğunu vurgulamaktadır. İtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءاً  cümlesiyle  اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةً  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

سُٓوءاً - رَحْمَةً  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır. 

Takdir şöyledir:  أوْ يَحْرِمُكم مِنهُ إنْ أرادَ بِكم رَحْمَةً (Veya size rahmet etmek isterse sizi ondan mahrum etsin). Kelamın veciz olması için bu şekilde gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi) 

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s.106)


 وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً

 

Atıfla gelen cümle, mukadder istînâfa matuftur. Takdiri …سيعذّبون  (Mutlaka azap görecekler) şeklindedir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. İkinci nefî harfi tekit ifade eden zaid hartir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan car-mecrur  لَهُمْ , ihtimam için ilk mef’ûl olan  وَلِياًّ ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan  يَجِدُونَ  fiilinin ikinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mef’ûl olan  وَلِياًّ ‘in mahzuf mukaddem haline müteallik  مِنْ دُونِ اللّٰهِ  car mecruru, ihtimam için zül hale takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Veciz anlatım kastıyla gelen  دُونِ اللّٰهِ  izafeti, gayrının tahkiri içindir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

وَلِياًّ ‘e tezayüf nedeniyle atfedilen  نَص۪يراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mef’ûl olan  وَلِياًّ  ve  نَص۪يراً  kelimelerindeki nekrelik, kıllet, nev ve umum ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, selbin umumuna işaret eder. Zaid harf, olumsuzluğu tekit ederek kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır.

وَلِيًّا - نَص۪يرًا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazir sanatı vardır.

Nefy siyakında nekre, umum ve şumûle delalet eder. (Dr. Salâh Abdu'l-Fettâh el-Hâlidî, Vakafât Düşündüren ayetler, s. 78)   

وَلَا نَص۪يراً  ifadesinde nefy harfi  لَا ’nın tekrarı olumsuzluğu tekid için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, kalplerde haşyet, mehabet duygularını ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir isimle tekrarında ıtnâb, iltifat  ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cümlenin muzari fiille gelmesi hudûs teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Önceki cümledeki  بِكُمْ  şeklindeki muhatab zamirinden, bu cümlede  لَهُمْ  şeklindeki gaib zamirine iltifat edilmiştir.

مِنْ دُونِ اللّٰهِ  tabirinin, ‘Allah'tan gayrı’ ve ‘Allah'la beraber’ olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhü’l Kur’an, c. 8, s. 723) 

Bu ayette açık bir şekilde olumsuz bir ifade olan  لَا يَجِدُونَ  ifadesinden önce aynı mananın istifhâm üslûbuyla olumsuz bir tarzda ifade edilmesi, iki üslûbun birbirinden farkını ve birisinin, diğerine olan ihtiyacı ortadan kaldırmadığını göstermektedir. (Sahip Aktaş, Kur’an’da İstifhâm Üslûbu)