قُلْ لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ اِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ وَاِذاً لَا تُمَتَّعُونَ اِلَّا قَل۪يلاً ١٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | لَنْ |
|
|
| 3 | يَنْفَعَكُمُ | size fayda vermez |
|
| 4 | الْفِرَارُ | kaçmak |
|
| 5 | إِنْ | eğer |
|
| 6 | فَرَرْتُمْ | kaçıyorsanız |
|
| 7 | مِنَ | -den |
|
| 8 | الْمَوْتِ | ölüm- |
|
| 9 | أَوِ | veya |
|
| 10 | الْقَتْلِ | öldürülmekten |
|
| 11 | وَإِذًا | o zaman bile |
|
| 12 | لَا |
|
|
| 13 | تُمَتَّعُونَ | yaşatılmazsınız |
|
| 14 | إِلَّا | dışında |
|
| 15 | قَلِيلًا | pek az |
|
Hendek kazılırken büyük bir kayaya rastlanmıştı, kayayı sökmeyi veya kırmayı başaramayan askerler Peygamberimiz’e başvurdular. O, üst giysisini çıkardı, kazmayı eline aldı ve üç vuruşta kayayı parçaladı. Her vuruşta “Allahü ekber” diyor ve “İran, Suriye, Yemen” gibi yerleri zikrederek ileride müslümanların gerçekleştirecekleri fetihleri bir bir müjdeliyordu. Bu müjdeyi işiten yahudiler ve münafıklar ise “Biz korkudan helâya gidemezken o bize İran ve Bizans’ın hazinelerini müjdeliyor, bu aldatmadan başka bir şey değil” demişlerdi (Nesâî, “Cihâd”, 42; Kurtubî, XIV, 130).
Bu gruptaki âyetlerde münafıkların ortak karakteri, sözlerinden ve davranışlarından örnekler verilerek açıklanmaktadır: Bunlar söz verirler ama yerine getirmezler; fitne fesat fırsatı çıkınca ev bark aile düşünmeden o fırsatı değerlendirmeye koşarlar; hizmet gerektiğinde ise türlü bahaneler ileri sürerek izin almak isterler; sûret-i haktan görünerek müslümanların moralini bozarlar; çoluk çocuklarını, evlerinin tehlikede olduğunu hatırlatarak savaş alanından çekilmeyi tavsiye ederler; korkunun ölüme faydası olmadığı halde inançsızlıkları sebebiyle savaşmaktan ve ölümden fazlaca korkarlar, korku ortamı geçip zafer kazanılınca da bu sonuçta kendilerinin de payı varmış gibi konuşmaya ve hak talep etmeye kalkışırlar.
Ferra فرّ : فَرٌّ sözcüğü temelde (yaşına bakmak için) hayvanın dişlerini incelemektir. Bu fiilin mastarı فِرارٌ şeklinde gelir.
إفْتِرارٌ gülmekten dolayı dişlerin görülmesidir. Yine aynı köke ait مَفَرٌّ sözcüğü kaçış yeri, kaçış zamanı ve bizzat kaçışın kendisi anlamlarının tamamına gelebilir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil ve iki farklı isim formunda toplam 11 kere geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri firar ve firaridir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
قُلْ لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ اِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ وَاِذاً لَا تُمَتَّعُونَ اِلَّا قَل۪يلاً
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli, لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ ’dur. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
يَنْفَعَ fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamiri كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْفِرَارُ fail olup damme ile merfûdur.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَرَرْتُمْ şart fiili olup sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْمَوْتِ car mecruru فَرَرْتُمْ fiiline mütealliktir.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. الْقَتْلِ atıf harfi اَوِ ile makabline matuftur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا cevap harfidir. لَا تُمَتَّعُونَ اِلَّا قَل۪يلاً cümlesi, mukadder şartın cevabıdır. Takdiri, إذا نفعكم ظاهرا (Sizi destekleyerek fayda verirsek) şeklindedir.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُمَتَّعُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır.
قَل۪يلاً masdadan naib mef’ûlun mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri, تمتّعا قليلا (Az bir fayda) şeklindedir. Veya zarftan naib mef’ûlun fihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri, زمنا قليلا.(az bir zaman) şeklindedir.
اَوْ ; Türkçede “veya yahut, ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُمَتَّعُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi متع ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
قُلْ لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatab Hz. Peygamberdir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ , menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi لَنْ , cümleyi tekid etmiştir.
Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetin başında قُلْ emrinin bulunması mekûlu-l kavlin, Allah katında bir önemi, şanı ve ciddiyeti bulunduğuna işaret eder.
Menfaatin olumsuzluğu; menfaat ile kastedilen kurtuluş manasının olumsuzluğudur. Çünkü bir şeyin faydası, ondan murad edilenin elde etmesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Önceki ifadenin delaletiyle takdiri لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ (Kaçış size asla bir fayda sağlamayacak) olan cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf cevap ve mezkur şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidâî kelamdır. Şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
الْقَتْلِ , muhayyerlik ifade eden اَوِ atıf harfiyle مِنَ الْمَوْتِ ‘ye atfedilmiştir. Cihet-i camiâ temasüldür.
الْفِرَارُ - فَرَرْتُمْ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
الْمَوْتِ - الْقَتْلِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106)
اِنْ şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder.
مِنَ الْمَوْتِ car mecrurunun müteallakı يَنْفَعُكم değil فَرَرْتُمْ fiilidir. Çünkü يَنْفَعُكم fiili siyaktan açıkça anlaşıldığı için zikredilmemiştir. Kurtuluşun faydası asla olmayacak demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
De ki: “Eğer ölmekten yahut öldürülmekten kaçınıyorsanız, (bilin ki), firarınız size asla fayda vermez” buyruğu, işlerin mukadder olup Allah’ın karar vermiş olduğu şeyden kaçmanın mümkün olmadığına, Allah’ın takdir ettiği şeylerin mutlaka olacağına, binâenaleyh kendisine emredilen şeye muhalefet eden kimsenin, ahirette azap içinde kalacağına, dünyada da muhalefeti sebebiyle hiçbirşey elde edemeyeceğine bir işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Her şahıs, takdir kaleminin yazdığı muayyen bir vakitte eceliyle yahut kılıç darbesiyle ölmesi mukadderdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاِذاً لَا تُمَتَّعُونَ اِلَّا قَل۪يلاً
Önceki şart cümlesine matuf olan şart üslubundaki terkibin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Ayette îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri, إذا نفعكم ظاهرا [Sizi destekleyerek fayda verirsek] olan, şart cümlesi mahzuftur. Bu takdire göre mahzuf şart ve mezkur cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Atıftan sonra gelen اِذاً , cevap harfidir. “Öyleyse, o takdirde’’ anlamındadır.
Cevap cümlesi لَا تُمَتَّعُونَ اِلَّا قَل۪يلاً , hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
قَل۪يلاً , takdiri زمانا قليلا olan mahzuf zaman zarfının sıfatıdır. Mef’ûlü fîhin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Nefy harfi اِنْ ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan kasr, cümleyi tekid etmiştir. İki tekid hükmündeki kasr, fiille mef’ûl arasındadır.
تُمَتَّعُونَ maksûr/sıfat, زمانا قليلا maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat da olabilir.
Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf olması caizdir. Fail tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. Başka mef'ûllere değil. Ama o mef'ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Ama kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani, bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تُمَتَّعُونَ - يَنْفَعَكُمُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.