Sebe' Sûresi 17. Ayet

ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِمَا كَفَرُواۜ وَهَلْ نُجَاز۪ٓي اِلَّا الْكَفُورَ  ١٧

Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezalandırırız.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ذَٰلِكَ böyle
2 جَزَيْنَاهُمْ onları cezalandırdık ج ز ي
3 بِمَا ötürü
4 كَفَرُوا inkarlarından ك ف ر
5 وَهَلْ
6 نُجَازِي biz cezalandırır mıyız? ج ز ي
7 إِلَّا başkasını
8 الْكَفُورَ inkar edenden ك ف ر
 

   Sedera سدر :   سِدْرٌ yendiğinde çok az faydası olan bir tür ağaçtır. Sedir ağacı başka bir şeye ihtiyaç bırakmayacak kadar bol gölgesi olması sebebiyle Kur'an-ı Kerim'de cennet gölgesi ve nimetleri ile ilgili mesel olarakta kullanılmıştır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de isim olarak 4 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekli sedir ağacıdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِمَا كَفَرُواۜ 

 

Fiil cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  amili  جَزَيْنَاهُمْ  fiilinin mukaddem ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك  muhatap zamiridir.

جَزَيْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

مَا  masdariyyedir. مَا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  جَزَيْنَا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  كَفَرُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

كَفَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

 وَهَلْ نُجَاز۪ٓي اِلَّا الْكَفُورَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

هَلْ  nefi anlamında istifham harfidir. نُجَاز۪ٓي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. اِلَّا  hasr edatıdır. الْكَفُورَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

نُجَاز۪ٓي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  جزى ’dir.   

Mufâale babı fiile müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْكَفُورَ  mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِمَا كَفَرُواۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mef’ûl konumundaki  ذٰلِكَ , önemine binaen tazim için amili olan  جَزَيْنَاهُمْ ’a takdim edilmiştir.

جَزَيْنَاهُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir. 

Mef’ûlun işaret ismiyle gelmesi, durumun ciddiyetini ve korkunçluğunu belirtmek içindir. 

Küfredenlerin aldıkları cezaya işaret eden  ذٰلِكَ de istiare sanatı vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile önceki hükümlere işaret edilmiştir. Allah'ın hükmü, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Masdar harfi  بِمَا , sebebiyet ifade eden harf-i cerle birlikte  جَزَيْنَاهُمْ  fiiline mütealliktir. Sıla cümlesi  كَفَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  كَفَرُوا  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile muşârun ileyh en kamil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Duhan Suresi 57, c. 5, s.190) 

Cümlede normal tertibin  جَزَيْنَاهُمْ ذٰلِكَ  şeklinde olması gerekirken, ceza fiilinin ikinci mef'ûlü  ذٰلِكَ  fiiline takdim edilerek ibarenin tabii dizilişi değişmiştir. Bu işlemden burada belâgî bir nükte gözetildiği anlaşılır. Bu nükteyi de “Mef’ûlün takdimi tazim içindir, tahsis için değil” şeklinde veciz bir ifadeyle açıklayan Beyzâvî, hem mef'ûlün öne alınmasının gerekçesini açıklar hem de bunu tahsisle gerekçelendirenlere gönderme yapar. 

Beyzâvî’nin tazim içindir sözünün anlamı şudur. Peygamberleri inkâr ve nimete nankörlük etmeleri dolayısıyla Arim selinin Sebe halkının üzerlerine salıverilmesi, yurtları ve bahçelerinin harap edilmesi son derece büyük ve ibretlik bir cezadır. Büyüklüğü sebebiyle de önce zikredilmeye layıktır. Çünkü büyük olaylar tazim için küçüklerden önce zikredilir.

Tahsis değildir. (Dilciler mamulün amiline takdiminin tahsis ifade edip etmemesiyle ilgili olarak iki gruba ayrılmışlardır. Birinci gruba göre mutlaka tahsis ifade ederken çoğunluğun oluşturduğu diğer gruba göre umumiyetle tahsis ifade eder. Zerkeşî, III, 278)  sözüne gelince; eğer bu ifade tahsis anlamı ifade etseydi o takdirde sadece bu dünyada aldıkları o cezaya münhasır olurdu. Oysa kâfirin cezası sadece bu dünyada alacağı bir cezayla sınırlandırılamaz. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı) 

İşaret isminin, cezanın nevini açıklamak için gelmiş mef’ûlu mutlaktan naib olması caizdir. Bu; işaret yoluyla beyandır. Onların iki bahçesini başka iki bahçeye çevirerek cezalandırdık demektir. Bu şiddetli cezanın önemi dolayısıyla ve büyük ve korkutucu olduğu için ism-i işaret yoluyla zihinde canlandırmak için amiline takdim edilmiştir. Mübteda olması da caizdir. Bu durumda işaret ismi yukarıda geçen sözlerine işaret olur. جَزَيْناهم  da haberi olur. Aid zamir mahzuftur. Fiilin aslı  جَزَيْناهُمُوهُ  şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


 وَهَلْ نُجَاز۪ٓي اِلَّا الْكَفُورَ

 

وَ , atıf harfidir. Cümle beyanî istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Mazi sıygadan muzari sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Kasr üslubuyla tekid edilmiş hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.

Nefy manadaki  هَلْ  soru harfi,  اِلَّا  ile birlikte kasr oluşturmuştur. İki tekid unsuru sayılan kasr, fiil ve mef’ûl arasındadır. نُجَاز۪ٓي  maksûr/sıfat, الْكَفُورَ  maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. 

نُجَاز۪ٓي  fiilin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir. 

الْكَفُورَ  kelimesi,  فعول  vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. 

نُجَاز۪ٓي - جَزَيْنَاهُمْ  ve كَفَرُواۜ - الْكَفُورَ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Cümle mesel tarikinde olmayan tezyîl olarak ıtnâb sanatıdır.

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekid etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Bu iki şekilde olmaktadır: Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekid etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur'an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Ayetin ikinci kısmı mana itibariyle öncesindeki cümleyle ilgili olup ondan bağımsız bir manası olmadığı için atasözü gibi yaygınlaşmamıştır. Çünkü ceza lafzı hem sevap verme hem de cezalandırma anlamında kullanılırken burada her iki lafız da cezalandırma anlamında kullanılmıştır. Yine burada da tezyîl ifadesi birinci cümlenin manasını pekiştirmek için gelmiştir. (Ali Bulut, Kur'an-ı Kerim’de Itnâb Üslûbu)

Sebe suresindeki bu ayet hangi açıdan bakılırsa bakılsın, hangi kelime ve tanım esas alınırsa alınsın her biri için uygundur. Zira ayette iki kere vakıf mümkündür. Her ikisinde de muhatabın zihninden geçirebileceği ve dilinin o yönde akacağı aynı kökten ikişer kelime bulunmaktadır. (Hasan Uçar, Kur'an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

Ayette sözü edilen kavim önceleri kendilerine bağ bahçe gibi çeşitli nimetler verilen fakat daha sonra aşırı nankörlüklerinden dolayı bu nimetler ellerinden alınarak cezalandırılan Sebe kavmidir. Nimetlere nankörlükte ve peygamberleri inkâr etmede aşırı gittiklerinden dolayı durumları tersine çevrilerek bu şekilde cezalandırılmışlardır. İbarede, mübalağa ifade eden الْكَفُورَ  kalıbının kullanılmasından da anlaşılacağı üzere inkâr ve nankörlükleri aşırı olunca ‘’ceza amel cinsindendir’’ prensibince cezaları da şiddetli olmuştur. Ayette yer alan soru edatı  هَلْ  nefy manasına olup هَلْ نُجَاز۪ٓي اِلَّا الْكَفُورَ  cümlesinin anlamı [Biz, küfür ve nankörlükte aşırı gidenden başka hiç kimseye böyle şiddetli bir ceza vermeyiz] şeklinde olur. Nankörlerin hak ettikleri cezayı tam olarak alacaklarının ifade edildiği bu ayette lafız ve mana birbirine eşit olduğu için müsavat sanatının varlığı söz konusu olmuştur. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)  

Bundan sonraki ayette, ticarî seferleri ile diğer seferlerinde kendilerine verilen nimetler ile o nimetlere gösterdikleri nankörlük ve bu yüzden başlarına gelenler hikâye edilerek kıssaları, ikmal ve akıbetleri beyan edilmektedir. Bunların her ikisi birlikte zikredilmemiştir, çünkü tekrarda ziyadesiyle dikkat çekme ve hatırlatma vardır.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Cenab-ı Hakk’ın وَهَلْ نُجَاز۪ٓي اِلَّا الْكَفُورَ  ifadesinde, “ceza” kelimesinin, cezalar hakkında, suçlar hakkında kullanıldığına delalet etmektedir. Belki de bu fikri benimseyenler bunu, “mücâzât” kelimesinin “müfâale” babından gelişinden; bu babın da genel olarak, her birinden diğeri hakkında bir cezanın, karşılığı alındığı iki kimse hakkında kullanılır olmasından bunu çıkarmışlardır. Halbuki nimetler hakkında bu masdar kullanılamaz; çünkü Allah, nimetleri doğrudan veren bir zattır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)