Sebe' Sûresi 45. Ayet

وَكَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۙ وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَٓا اٰتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُل۪ي۠ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟  ٤٥

Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Hâlbuki bunlar onlara verdiğimiz şeylerin onda birine bile ulaşamamışlardır. Elçilerimi yalanladılar. Peki, beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu!
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَكَذَّبَ yalanlanmışlardı ك ذ ب
2 الَّذِينَ kimseler
3 مِنْ
4 قَبْلِهِمْ onlardan önceki(ler) ق ب ل
5 وَمَا ve
6 بَلَغُوا erişmemişlerdir ب ل غ
7 مِعْشَارَ onda birine bile ع ش ر
8 مَا
9 اتَيْنَاهُمْ onlara verdiklerimizin ا ت ي
10 فَكَذَّبُوا fakat yalanladılar ك ذ ب
11 رُسُلِي elçilerimi ر س ل
12 فَكَيْفَ ama nasıl ك ي ف
13 كَانَ oldu ك و ن
14 نَكِيرِ benim inkarım ن ك ر
 

Kur’an’ın ilk muhatapları olan Mekke müşriklerine yakın zamanlarda gönderilmiş bir kitap ve peygamber yoktu; dolayısıyla onların Hz. Muhammed’in bildirdiklerine karşı direnmeleri ve peygamberliğini kabul etmeyip onu sihirbazlık vb. sıfatlarla itham etmeleri, ilâhî dinlerden kaynaklanan hiçbir sağlam kanıta dayanmamaktaydı (Taberî, XXII, 103; Râzî, XXV, 267; “Senden önce onlara uyarıcı da göndermemiştik” ifadesinin açıklaması için bk. Secde 32/3).

45. âyetin, “Onlardan öncekiler de (ilâhî bildirimleri) yalan say­mışlardı. Bunlar (şimdikiler) onlara verdiklerimizin onda birine bile ulaşamadılar. Buna rağmen onlar peygamberlerimi yalancılıkla itham etmişlerdi. Ben de bilseniz onları nasıl cezalandırdım!” şeklinde çevirdiğimiz kısmına müfessirlerin genel kanaatine göre mâna verilmiştir. Bunun izahı şöyledir: Şu müşrikler öncekilerin sahip olduğu güç, nimet ve uzun ömrün onda birine bile erişemediler; Allah onları cezalan­dırdı­ğına ve sahip oldukları imkânlar kendilerine bir yarar sağlayama­dığına göre şu zayıf kişilerin hali nice olur! Râzî bu yaygın yoruma yer verdikten sonra kendisinin âyeti başka bir yoruma açık gördüğünü belirtir. Onun yorumu şöyledir: Öncekiler Hz. Muhammed’in kavmine gösterilen açık kanıtların ve yapılan açıklamaların onda birine bile sahip değillerdi ve peygamberleri yalanlamalarından ötürü cezalan­dırılmışlardı; böyle olunca Hz. Muhammed’i yalancılıkla itham edenler nasıl cezalandırılmaz! 44. âyetin ifadesi de bu yorumu destekleyici niteliktedir (XXV, 267). Aynı yorum daha özet biçimde İbn Atıyye’nin tefsirinde de yer almaktadır. Ayrıca o, buradaki zamirlerin her ikisinin önceki top­lum­ların yerini tuttuğunu kabul eden üçüncü bir yoruma da değinir. Buna göre mâna, “Önceki toplumlar kendilerine verdiğimiz nimetlerin onda birinin bile şükrünü eda edebilmiş değillerdi” şeklinde olmaktadır (IV, 424). 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 441
 

وَكَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۙ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَذَّبَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَبْلِهِمْ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

كَذَّبَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كذب ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَٓا اٰتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُل۪ي۠ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟

 

مَا بَلَغُوا مِعْشَارَ  cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.

Fiil cümlesidir.  وَ  haliyyedir. مَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. بَلَغُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

مِعْشَارَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰتَيْنَاهُمْ ’dür. Îrabdan mahalli yoktur. 

اٰتَيْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَذَّبُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  رُسُل۪ي۠  mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

كَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟  cümlesi  فَ  atıf harfi ile mukadder cümleye matuftur. Takdiri,  لمّا كذّبوا رسلي جاءهم إنكاري بالعقوبة (Elçilerimi yalanladıklarında, benim inkârım onlara azapla geldi.) şeklindedir.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

كَيْفَ  istifhâm ismi,  كَانَ ’nin mukaddem haberi olarak mahallen mansubdur.. نَك۪يرِ۟  kelimesi, كَانَ ’nin muahhar ismi olup mukadder damme merfûdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzufdur. Bu  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek ve fasılaya riayet için fiilin sonunda bulunan رِ۟  harfinin harekesi esre gelmiştir.  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اٰتَيْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

نَك۪يرِ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَكَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۙ 

 

Ayet atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki  مَٓا اٰتَيْنَاهُمْ مِنْ كُتُبٍ يَدْرُسُونَهَا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107) 

كَذَّبَ  fiilinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesinde icaz-ı hazif sanatı vardır.  مِنْ قَبْلِهِمْ mahzuf sılaya mütealliktir. 

Müsnedün ileyh, arkadan gelecek habere dikkat çekmek amacıyla ism-i mevsûl olarak gelmiştir.

Ayetin sonunda müradifi zikredilen  كَذَّبَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

كَذَّبَ  fiili,  تفعيل  babındadır. Bu bab fiile kesret (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu) anlamı katar.

 

 وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَٓا اٰتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُل۪ي۠ 

 

وَ , itiraziyyedir. Sözü pekiştirme, yanlış anlamayı önleme, tenzih, dua ve tenbih gibi çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Menfî mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مِعْشَارَ ’nın muzâfun ileyh konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ’nın sıla cümlesi olan  اٰتَيْنَاهُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107) 

اٰتَيْنَاهُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

كَذَّبَ  -  كَذَّبُوا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  فَكَذَّبُوا رُسُل۪ي۠  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle,…وَكَذَّبَ الَّذ۪ينَ  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Veciz anlatım kastıyla gelen  رُسُل۪ي۠  izafetinde Allah Teâlâ'ya ait zamire muzâf olan  رُسُل۪  şan ve şeref kazanmıştır.

اٰتَيْنَاهُمْ - رُسُل۪ي۠  kelimelerinde müfred - cemi arasında güzel bir iltifat sanatı vardır.

[Halbuki onlar, öbürlerine verdiklerimizin onda birine ulaşamamışlardır] buyurmuştur. Müfessirler bunun, “Bu müşrikler, onlardan öncekilere verdiğimiz kuvvetin, nimetin ve uzun ömrün onda birine bile yetişememişlerdir. Allah o öncekileri, bunca güç ve kuvvetlerine rağmen onları yakalamış ve o güç, kuvvet ve ömürleri, kendilerine fayda sağlamamıştır. Artık bu zayıf kâfirlerin hali kimbilir nice olur?” manasına olduğunu söylemişlerdir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)  

 

 فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟

 

Ayetin son cümlesi atıf harfi  فَ  ile mukadder istînâfa atfedilmiştir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. 

كَيْفَ  istifham ismi,  كَانَ ’nin mukaddem haberidir. Takdim, istifham isimlerinin sadaret hakkı sebebiyledir.

Muzâfun ileyhi mahzuf izafet terkibindeki  نَك۪يرِ , nakıs fiil  كَانَ ’nin muahhar ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden bu isim cümlesi, istifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp tevbih ve tehdit manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.

نَك۪يرِ  ifadesinde muzâfun ileyh olan mütekellim zamirinin fasılaya riayet ve tahfif için hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Kelimenin sonundaki kesra, mütekellim  ي۠ ‘sından ivazdır. Bu izafet  نَك۪يرِ ‘ye tazim ifade eder.

نَك۪يرِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

نَك۪يرِ , azap anlamında kinayedir.

نَك۪يرِ - كَذَّبَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Cenab-ı Hakk'ın (Bak), [Benim inkârım nasılmış?] ifadesi, bir istifham-ı takrirî olup Benim onlara, münker (yani akıllarına hiç gelmeyecek tarzda) azap etmem nasılmış görsünler. Bu kesin olarak meydana gelmeyecek midir? Tabii ki meydana gelecekti. Ben onlara olan nimetimi nikmete (cezaya), kesreti (çokluğu) kıllete, hayatı memata (ölüme), mamurluğu harabeye çeviremem mi? (Elbette çeviririm). (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

نَك۪يرِ۟ , inkâr ve tağyir anlamındadır. Bu, içinde bulundukları nimeti sıkıntıya, hayatı helake, bayındırlığı da yıkıma çevirme hasebiyledir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)