Sâffât Sûresi 12. Ayet

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ  ١٢

Hayır, sen (onların hâline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 بَلْ hayır
2 عَجِبْتَ sen şaşıyorsun ع ج ب
3 وَيَسْخَرُونَ onlar ise alay ediyorlar س خ ر
 

Yukarıdaki âyetlerde bazılarına değinilen melekler, yer ve göklerle bunlarda bulunanlar, semayı bezeyen yıldızlar da dahil olmak üzere görünen ve görünmeyen varlıklarıyla bütün evrenin yaratılışı ile evrenin son derece karmaşık yapısı içinde kozmik bakımdan anılmaya bile değmeyecek kadar önemsiz bir yer tutan insanın yaratılışı arasında bir karşılaştırma yapılması, bu suretle ilâhî kudretin mükemmellik ve ihtişamına dair bir fikre varılması istenmektedir. Bu karşılaştırmanın bir amacı da böylesine yüce bir kudretin insanları yeniden diriltip hesaba çekmekten âciz olmadığını anlatmak, dolayısıyla putperest muhatapların bu konuyla ilgili 16-17. âyetlerde özetlenen inkârcı yaklaşımlarının temelsizliğini ortaya koymaktır.

İnsanların atası olan Hz. Âdem “yapışkan çamurdan”, dolayısıyla toprak ve su unsurlarından yaratıldığı için âyet, Âdem’in bu aslî yaratılışını, soyundan gelenlere de genellemiştir. Râzî, bu yorumun yanında özetle şöyle bir yorum da getirmektedir: “Yapışkan çamur” toprak ve suyu ifade eder. Aslında her insan, sperm halinden dünyaya gelmesine, büyüyüp gelişmesine kadar hayatının her aşamasında toprak ve suya bağımlıdır; besinler, bu iki hayat kaynağına dayanır, diğer canlılar gibi insanlar da onlarla beslenir. Şu halde âyet, sadece Hz. Âdem’in değil, bütün insanların yaratılışının ve fizikî varlığının özünü dile getirmektedir (XXVI, 124). 12. âyette varlığın yaratılışı üzerine bu şekilde derinden düşünen ve oradaki ilâhî kudretin tecellilerini gören Hz. Peygamber’in hissettiği, şaşkınlık derecesine varan hayranlık duygusu; buna karşılık tefekkür derinliğinden yoksun oldukları için varlığa derinden bakmaktan âciz bulunan, üstelik uyarı ve aydınlatmalardan yararlanmaya da yanaşmayan müşriklerin alaycı tavırları bağlamında bir zihniyet ve fikir düzeyi mukayesesi yapılmaktadır (12. âyetle ilgili değişik yorumlar için bk. İbn Atıyye, IV, 467; Râzî, XXVI, 126-127; Kurtubî, XV, 69-71; İbn Âşûr, XXIII, 96).

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 524-525
 

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ

 

Fiil cümlesidir. بَلْ  idrâb ve atıf harfidir.  عَجِبْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. وَيَسْخَرُونَۖ  hal cümlesi olarak mahallen mansubdur.

وَ  haliyyedir.  يَسْخَرُونَ  mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri,  هُمْ (onlar) şeklindedir. 

يَسْخَرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrâb denir.  "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir. 

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  بَلْ , idrâb harfidir. İntikal için gelmiştir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Hal cümlesi olan  وَيَسْخَرُونَۖ  fiili  و ’la  gelmiştir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber talebî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  يَسْخَرُونَ  takdiri  هم  olan mahzuf mübteda için haberdir.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ [Doğrusu sen şaştın] ayetinde tıbâk-ı hafî vardır. Zira alay, hayret karşılığında kullanılmıştır.

Ayet-i kerîme’de geçen  بَلْ  bir maksattan diğerine intikali ifade eden bir edattır. Buradaki maksat Peygamberimizin ve onların durumunu haber vermektir. Yine ayet-i kerîme’de geçen  عَجِبْتَ ‘deki  تَ  fetha ile okunarak Peygamberimiz (sav) 'e hitap edilmektedir. (Celâleyn Tefsiri)

Peki, taaccübün yani şaşkınlık ve hayranlığın Allah’a isnat edilmesi nasıl caiz olabilir? Zira bu duygu, ancak insana bir şeyi gözünde büyüttüğünde arız olan bir beğenme duygusudur ki böyle bir duygu Allah Teâlâ hakkında caiz olmaz. dersen, şöyle derim: Bu iki şekilde açıklanabilir. Birincisi, taaccübün büyütme anlamı için soyutlanmış olmasıdır; ikincisi ise hayali bir imgeleme ve varsayma olarak değerlendirilmesidir. Nitekim bir hadiste; (Rabbiniz sizin feryadınıza, ümitsizliğinize ve size süratle icabet edişine şaşmaktadır.) şeklinde geçer [Kādî] Şüreyh [v. 80/699] fetha ile ‘hayranlık duyarsın’ anlamında  عَجِبْتَ  okur ve ‘Allah hiçbir şeye taaccüp etmez; ancak bilmeyen biri taaccüp eder’ dermiş. Bunun üzerine İbrahim en-Naha‘î [v. 96/714]  Şüreyh, ilmini çok beğenirdi; oysa Abdullah - İbn Mes‘ûd’u kastediyor- ondan daha alimdi ve (عَجِبْتُ  şeklinde) zamme okurdu demiş. Zammeli kıraatin; (Ey Muhammed! ‘Ben şaşarım!’ de.) anlamına geldiği de söylenmiştir. (Keşşâf)

وَيَسْخَرُونَ  [Onlar ise alay ediyorlar.]  ayetindeki وَ ‘ın hal وَ ‘ı olduğu söylenmiştir. Onların alay etmeleri hali sırasında sen de onlara şaştın, demektir.

"Sen şaşıyorsun" ile ifadenin tamam olduğu, sonra da yeni bir cümle olarak وَيَسْخَرُونَ [ onlar alay ediyorlar.] diye yeni bir cümlenin başladığı da söylenmiştir. Bu da getirdiğin Kur'an'ı onlara okumandan ötürü alay ediyorlar demek olur. Kendilerini davet ettiğin vakit seninle alay ediyorlar, diye de açıklanmıştır. (Kurtubî)

بَلْ  harfi, tevbih ve takrirden acayip (şaşkın) hallerine intikal için idrâb manasındadır. (Âşûr)