وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حُوباً كَب۪يراً ٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاتُوا | ve verin |
|
| 2 | الْيَتَامَىٰ | öksüzlere |
|
| 3 | أَمْوَالَهُمْ | mallarını |
|
| 4 | وَلَا |
|
|
| 5 | تَتَبَدَّلُوا | değiştirmeyin |
|
| 6 | الْخَبِيثَ | pis olanı |
|
| 7 | بِالطَّيِّبِ | temiz olanla |
|
| 8 | وَلَا |
|
|
| 9 | تَأْكُلُوا | yemeyin |
|
| 10 | أَمْوَالَهُمْ | onların mallarını |
|
| 11 | إِلَىٰ | katarak |
|
| 12 | أَمْوَالِكُمْ | sizin mallarınıza |
|
| 13 | إِنَّهُ | çünkü bu |
|
| 14 | كَانَ |
|
|
| 15 | حُوبًا | bir günahtır |
|
| 16 | كَبِيرًا | büyük |
|
وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الْيَتَامٰٓى mef’ûlün bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir. اَمْوَالَهُمْ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَتَبَدَّلُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الْخَب۪يثَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِالطَّيِّبِ car mecruru تَتَبَدَّلُوا fiiline mütealliktir.
اٰتُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
تَتَبَدَّلُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi بدل ‘dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
لطَّيِّبِۖ - الْخَب۪يثَ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَأْكُلُٓوا fiili نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَمْوَالَهُمْ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْ car mecruru اَمْوَالَهُمْ ‘ün mahzuf haline mütealliktir. Yani, مضمومة إلى أموالكم şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِنَّهُ كَانَ حُوباً كَب۪يراً
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. حُوبًا kelimesi كَانَ’ nin haberi olup fetha ile mansubdur. كَب۪يرًا kelimesi حُوبًا ‘in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَب۪يرًا ; sıfat-ı müşebbehedir.
وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki … وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Yetim; babası ölmüş ve henüz bulûğ çağına gelmemiş çocuktur. Bunlar mallarının tasarrufundan aciz oldukları için malları verilmez. Ancak bulûğ çağına erip rüşde erdikten sonra malları kendilerine teslim edilebilir. Dolayısıyla burada yetim kelimesiyle geçmişteki halleri zikredilmiştir.
Bu ayetteki mecaz-ı mürselle işaret edilen iki mana daha vardır:
a) Yetimlik yaşı sona erdiğinde mallarını teslim etmekte acele etmek ki aynı surenin 6. ayetinde de buna işaret vardır.
b) Bu eski halleri hatırlatılarak müminlerin merhametle muamele etmelerini sağlamaktır. Nasıl ki yetimler şefkat ve merhamete muhtaçsa, henüz bulûğa ermiş bu müminler de hâlâ bu muameleye muhtaçtır.
Bundan önce takva emri mükerreren zikr edildikten sonra burada da takvaya konu olan emirler ve nehiylerin zikrine geçilmektedir. Burada yetimlerle ilgili hükümlerin öne alınması, onlara son derece ilgi gösterildiğini ortaya koymak ve bir de yetimlerle ilgili hükümlerin, bundan önce zikredilen akrabalıkla ilgili olduğu içindir. Çünkü hitap, yetimlerin yakınlarına ve varislerine müteveccihtir.(Ebüssuûd, İrşâdü ’ l-Akli’s-Selîm)
Hendek Savaşı’ndan sonra olduğu için ortada yetim çocuklar, onların anneleri ile evlenme ve miras sözkonusudur.
وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ [Yetimlere mallarını verin.] emri irşad içindir. Yetime malı büyüyünce yani çocuk yetimlikten çıkınca verileceği için buradaki yetim kelimesinde kevn-i sabık alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır.
Ayette, buluğ çağına ulaşmış, yetimlik dönemini geride bırakmış gençlere mallarının verilmesi emredilmektedir. İbarede yer alan اليتامى lafzı, اليتيم lafzının çoğulu olup sözlükte “babası ölmüş, tek başına kalmış” manasına gelir. Lafız bu anlamıyla her ne kadar hem çocuklar hem de büyükler için kullanılmaya elverişli olsa da örfî olarak henüz ergenlik çağına gelmemiş çocuklar için kullanılır. Dolayısıyla ayette onlara “yetim” sıfatının verilmesi, yakın geçmişte küçük sınıfına dahil oldukları için mecazdır. Beyzâvî’nin bu açıklamalarından anlaşıldığına göre burada önceki durumu nazarı itibara alarak yapılmış “mecaz bi i’tibari ma kâne” sanatı vardır. Zira ayette yetimlerin daha önceki durumları göz önünde bulundurulmuştur. Çünkü yetim çocuklar bülüğa ermedikçe malları onlara verilmez. Ancak ergenlik dönemine ulaştıklarında malları kendilerine teslim edilir. Öyleyse yetim tabiri geçmişe göredir. Zira bunlar daha önce yetim idiler. Bu durumda bu mecaz, alakası “i’tibar ma kâne” (geçmişe itibar) olan mürsel mecazlardandır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
يتامى: “Nedîm ve nedâmâ” gibi yetimin çoğuludur. Veya çoğulunun çoğuludur. “Yetim” yalnız kalma manasına “yetem”den alınmıştır. Nitekim eşsiz inciye “dürr-i yetim (sedefinde tek olan inci)” denir. İşte bu yalnız kalma manası düşüncesi ile babası vefat etmiş olana yetim denilmiştir ki böyle yetim kalmaya da ye’nın ötresi ile “yütm” denilir. Bundan dolayı lügat bakımından bu ismin hakkı gerek küçüğe ve gerek büyüğe denilebilmesidir. Çünkü babadan yalnız kalma manası kalıcıdır. Genellikle yetimlerin mallarından başka nefisleri ve ırzları ve özellikle her iki manadan biri ile yetim olan kadınların nefisleri ve ırzları da en fazla korunması lazım gelen sakınma yerlerindendir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la önceki cümleye atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. İki cümle arasında inşaî olmak bakımından ittifak vardır. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Nehiy üslubunda talebi inşâî isnaddır. الْخَب۪يثَ - الطَّيِّبِۖ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab vardır.
Ayetteki emir ve nehiy de irşad ve tenbih içindir.
وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ [Habisi tayyiple değiştirmeyin.] sözünde istiare vardır. Haramı helalle değiştirmeyin demektir. Haram mal, habis şeye benzetilmiştir. Câmi’; zarar vermesi, faydasız olmasıdır. Helal mal temiz şeye benzetilmiştir. Câmi’; ferahlık, hoşa gitmesi, faydalı olmasıdır.
Nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ cümlesi atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اَمْوَالَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
“Malları yemek” tabirinde istiare vardır. Malı gasp etmek, bir yiyeceği yemeğe benzetilmiştir. Mal en çok yemeye harcandığı için tağlîb sanatı yapılmıştır.
Bu ifade, mübalağa ile onları vazgeçirmek için yapılan bir tecessümdür. Sanki yetim malı ortaya konmuş, ona el uzatan kişi de başına çöreklenmiş iştahla yiyor gibi göz önüne getirmektedir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
اِنَّهُ كَانَ حُوباً كَب۪يراً
Ta’liliyye olarak fasılla gelen bu son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Müsned olan كَانَ حُوباً كَب۪يراً cümlesi, nakıs fiil كَانُ ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s. 124)
حُوباً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
حُوباً ‘nin maddi bir varlık sıfatı olan büyük manasındaki كَب۪يراً ile sıfatlanması istiaredir. Günahın, büyük olmakla tavsifi, onun korkunçluğunu artırmak için mübalağadır. Bu ifadede ayrıca tecessüm sanatı vardır.
كَب۪يراً kelimesi حُوباً için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَمْوَالَ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.